Haziran 2021 - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

Kediler ve köpekler için aşı takvimi

Kediler ve köpekler için aşılama, evcil dostlarımızın enfeksiyöz hastalıklardan korunması için en güvenli ve ucuz yöntemlerden biridir.

Yavru kedi ne zaman eve getirilebilir?

Bu dünyada yavru kedilerden daha sevimli bir şey olabilir mi? İlginç tuhaflıkları ve minik miyavlamaları onları eve götürmek isteyen kedi severler için karşı konulmaz kılıyor.

Köpek besleme ilkeleri ve mama seçimi

Köpekleri daha doğru beslemek için her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 40 yıl önce sadece et ile köpeklerin sağlıklı şekilde beslenebilecekleri düşünülüyordu.

Kedi ırkları: British shorthair

British Shorthair, kısa, yoğun ve su geçirmez tüylere, kalın bacaklara ve küt uçlu bir kuyruğa sahip, güçlü görünümlü büyük bir kedidir.

Kuş eğitimi için 5 temel öneri

Daha önce bir köpek sahibi olduysanız, muhtemelen ona otur, kalk ve gel gibi tüm temel bilgileri öğreterek eğitim verdiniz. Evcil kuşunuz için de aynısını yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz?

Sığırlarda lenf yumrularının palpasyonu

Lenf yumruları (lymphonodi, nodi lyphatici) vücudun belirli bölgelerinde yer alan, ortalama 1-2 cm. uzunluğunda, yuvarlak ya da fasulye şeklindeki oluşumlardır.

Sığırlarda suni tohumlama

Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar; birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır.

Mandalarda döl verimi ve malak yetiştirme


Ekonomik bir hayvancılık döl veriminin düzenli olması ile mümkündür. Yavru vermeyen bir dişi hayvan süt de vermez, boş yere yem tüketir. Aynı durum mandalar için de geçerlidir. Ayrıca yavruların iyi bakımı ve beslenmesi demek, ileride verimli bir ergin manda elde etmek demektir. Peki iyi bakım ve besleme nasıl olur? Şimdi bunları ele alıp inceliyoruz.

Mandalarda Damızlık Seçimi

Bilindiği gibi düvelerin 15-16 aylık olunca kızgınlık gösterirler ancak mandalarda durum farklıdır. Mandalar geç gelişirler ve dişi mandalar çoğunlukla 30-36 aylık olunca boğaya verilirler. Ancak dişi mandaların iki yaşındayken boğaya verilmesi mümkündür. Fazla beklenilip bir adet yavru eksik almamalıdır. Manda boğaları 20-21 aylık olunca aşıma başlatılmalıdır. Çünkü boğalar 5-6 yaşına gelince yönetimi zor, azgın hayvanlar olurlar.

Hangi malaklar damızlık olarak ayrılacağına karar verilirken; doğum ağırlığının yüksek olmasına, anasının süt veriminin fazla olmasına, vücut yapısının kuvvetli olmasına dikkat edilmelidir. Damızlık olarak kullanılmasına karar verilen malaklar süt ile büyütme döneminde özel bakım ve beslemeye alınırlar. Yemlerin kaliteli olanları ile beslenirler; kuru ot, kuru yonca ve konsantre yemler yedirilir.

Mandalar kızgınlık dönemini oldukça sakin geçirirler. Kızgın mandanın sütü azalır, hayvan huzursuz olur. Kendine has sesler çıkarır. Dış üreme organında yumuşama olur ve iç kısmı kızarır, çara akıntısı görülür. Sık sık işeme vaziyeti alır. Başka mandaların kendi üzerine atlamasına izin verir. Doğumdan sonra dişi mandanın ilk kızgınlığını ne zaman göstereceği kestirilemez. İlk kızgınlığı gösterdiğinde hemen tohumlanmalıdır. Bu fırsat kaçırılırsa, bir daha kızgınlık göstermeye de bilir, 12-16 gün sonra bir daha kızgınlık da görülebilir.

Mandanın kızgınlık süresi 24 saatten 36 saate kadar değişir. Bu süre içinde iki kere boğaya verilirse gebe kalma ihtimali artar. Doğurduktan sonraki 6 ayda gebe kalmayan mandalar veteriner hekime muayene ettirilmeli, gebe kalmıyorsa damızlıktan çıkarılmalıdır.        

Gebelik Nasıl Tespit Edilir?

Gebe kalan mandalar aşağıdaki belirtileri gösterirler:
- Tohumlamadan sonra kızgınlık göstermezler.
- Memelerde gelişme ve büyüme görülür.
- Kuyruk sokumunun iki yanında çukurlar meydana gelir.          
- Gebeliğin 8-9'uncu aylarında karındaki yavrunun hareketleri anlaşılabilir.
- Gebeliğin 2,5-3'üncü ayında veteriner hekimin muayenesi ile gebelik anlaşılır.

Mandanın gebelik süresi 315-346 gündür, ortalama 320 gün sürer. Güç doğum görülmez. Doğum genellikle gece olur. İkiz doğum seyrektir.

Malakların Bakımı ve Beslenmesi

Yeni doğan bir malak, sahibi tarafından bakıma alınmalıdır. Önce göbek kordonu güzelce kesilmelidir. Karından 5 parmak uzaktan göbek kesilip, antiseptik bir sıvı içine daldırılır. 2-3 gün bu sıvıya batırılarak mikrop alması önlenir.

Yeni doğan yavruyu anasının yalayıp kurulaması gerekir. Bazı mandalar bunu yapmazlar. Yavrusunu yalamayan mandanın, yalaması sağlanmalıdır. Bunun için yavrunun üzerine kepek veya kesif yem dökülebilir. Bazıları tuz dökerler ancak bu doğru değildir, çünkü tuz su çekicidir ve yavruyu üşütür. Anası, yavrusunu yalamamakta direnirse, biz temiz bir bezle, havluyla veya kuru otla yavruyu güzelce kurulamak gerekir.

Ağız sütü yavrunun hakkıdır. Ağız sütünün çok zengin bir yapısı vardır. Başka hiç bir gıda bunun yerini tutamaz. Malak 3-4 gün anasını emdikten sonra ayrı bir yere alınarak orada bakılır ve beslenir. Ananın ölümü, süt vermemesi gibi nedenlerle ağız sütü verilemeyen malaklara, içine yumurta akı ilave edilen süt verilir. İlk gün 6 yumurta akı, ikinci gün 5, üçüncü gün 4, dördüncü gün 3 yumurta akı ilave edilen süt verilir. Dördüncü günden sonra yumurta akı ilave etmeye gerek kalmaz.

Malaklara ahır içinde, güneş alan, havadar, hava cereyanı olmayan bir yer ayrılmalıdır. Çok soğuk ve çok sıcak olmamalıdır. Sıcaklık 18°C olursa iyi olur. Ahır zemini asla ıslak kalmamalıdır. Her malak için 2 m² yer hesabı ile mandalar bir arada bulundurulabilir.


Malakları beslemek için anasından emzirmek yerine elden süt içirmek tercih edilir. Elden süt içirerek istediğimiz zaman ve istediğimiz kadar süt verebiliriz. Malaklara verilecek süt, vücut sıcaklığında  (35-36°C) olmalıdır. Süt sağılır sağılmaz hemen içirilmeli veya soğumuşsa ısıtılmalıdır. Soğuk süt içirilirse malaklar ishal olur, soğuk süt zararlıdır. Elden süt içirilirken de ilk altı haftada içirilen süt miktarı giderek artırılır. Altıncı haftadan sonra da giderek azaltılır. Malaklar 12'inci haftada sütten kesilir.

Malaklara süt kova ile veya emzikli kova ile içirilir. Malakların buna alışması biraz zordur. Ama biraz sabır ile alıştırılabilir. Kovaya konulan süte sağ el batırılır. Orta parmak biraz dışarıda bırakılır. Malak bu parmağı emzik gibi emerken sütü de içmeye başlar. Birkaç gün içinde kendiliğinden sütü içmeye alışır. Malaklar emzikli kovadan süt içmeye daha kolay alışırlar. İlk günler biraz yardım edilirse, anasını emer gibi kova emziğinden süt emebilir.

Ot ve yem ile yavru besleme hem faydalıdır, hem de kârlıdır. Daha 8-10 günlük iken malak geviş getirmeye başlar. Önünde kuru ot ve karma yem olursa, onu da yavaş yavaş yer. Malak 10 günlük olunca önüne kaliteli çayır otu koymalıdır. Bu ot hem onu besler, hem de işkembesini geliştirir. Hiçbir zararı yoktur. Karma yemin içinde küspeler, vitaminler ve mineraller bulunmalıdır. Aşağıda malaklar için çok yararlı bir yem reçetesi verilmiştir.

Manda besleme ve mandalardan et-süt üretimi


TÜİK verilerine göre 2020 yılı itibariyle Türkiye'de yaklaşık iki yüz bin manda bulunmaktadır. Mandalar et verimlerinin yanı sıra süt verimi için yetiştirilirler. Derisi ise kaliteli kösele yapımında kullanılır. Hastalıklara dayanıklıdır. Kaba ve kalitesiz yemleri çok iyi değerlendirir. Bu yazıda kolay yetişen, kolay beslenen ve kârlı üretim sağlayan bu hayvanı yakından tanıyacağız. İyi bir bakım ve beslemenin nasıl olacağını anlatacağız.

Mandalar Nasıl Beslenir?

Mandalar yiyecek seçmeyen kanaatkâr hayvanlardır. Özellikle meradan severek yararlanırlar. Yazın gölet kenarlarında, dere kenarlarında sazlık kamışlık yerlerdeki sert otları kolayca yerler. Kışın da hem kolay hem de ucuza beslenirler. İyi kalite olmasa bile kuru otları, korunga, mısır sapı, arpa-buğday sapı ve saman gibi ucuz ve basit yemleri kolayca yerler.

Selülozu fazla olan, katı yemleri severler. Yumuşak yemlerden hoşlanmazlar. Merada çok rahat ederler. Çeşitli bitkileri yerler, açık havada serbestçe gezinebilirler, sıcakta batağa ve suya girip serinlerler. O nedenle merada besleme çok ekonomik ve kolay olur.

Gebe manda, gebeliğin son iki ayına kadar diğer mandalar gibi beslenir. Son iki ayda günlük olarak 2 kg kesif yem verilir. Kaba yemlerin de kaliteli olanları yedirilir. Gebeliğin son dönemlerinde kaliteli kaba yem verilmelidir. Merada serbestçe gezebildiği için, güneşten yararlandığı için, taze ve çeşitli otlar bulabildiği için gebe mandayı meraya çıkarmak çok yararlıdır. Mera fakir ise, mera dönüşü kesif yem ile takviye edilir. Gebe hayvanlar için çürümüş, bozulmuş, küflenmiş yemler çok tehlikelidir. Donmuş, soğuk, çamurlu yemler de zararlıdır, ananın yavru atmasına neden olur.

Yazın sağmal mandalar besin ihtiyacını meradan karşılar. Mera yeterli değilse, sağım sırasında süt yemi verilerek desteklenir. Manda sütü çok yağlıdır, bu sütün yapılabilmesi için mandanın yeterli besini alması gerekir. Manda sütünde yağ oranı yüzde 6 ila 13 arasındadır. Ortalama % 8 yağ vardır. 1 kg süt için 700 gram süt yemi vermelidir. Yani 6 kg süt veren bir mandaya 4200 gram süt yemi verilir. Karma yem hazırlanırken yüzde 1-1,5 kadar mermer tozu ile yüzde 1 oranında tuz ilave edilir.


Manda su ile yaşar. Derisi siyah ve kalın olduğu için yazın vücut ısısı çok yükselir, hemen serinlemek ister. Onun için mutlaka göl, gölet, dere, bataklık gibi bir ortam arar. Orada dinlenir, serinler, rahatlar. Su olmayan yerlerde manda yetiştiriciliği yapılamaz. Ancak su olmayan yerlerde yapay gölet vb. yapılar oluşturularak manda yetiştiriciliği yapılabilir.

Manda sütünden krema ve lüle kaymağı üretildiği için diğer sütlere tercih edilir. Sütün rengi beyaz olduğundan, süt mamullerinde sıkça kullanılır. Bu konuda manda sütü inek sütünden daha ekonomiktir.

Ülkemizde mandalar 240 - 250 gün sağılır. Bir süt verimi döneminde (Laktasyon) ortalama 1000-1100 kg  süt verir. Düşük süt verimli hayvanlara döl verme şansı tanımamalı, yani elemeliyiz. Bu sayede yeni doğan yavrulardan daha yüksek süt verimi alabiliriz.

Mandalardan Süt Üretimi

Mandanın süt verimi 3. laktasyona kadar artar ve 6-7'nci laktasyona kadar aynı seviyede kalır. Daha sonra giderek azalır. Mandalar sürekli olarak günde iki kere sağılamaz. Çünkü sütü azdır, günde bir kere sağmak yeterli olur. Sağım daima aynı yerde yapılmalıdır. Manda çevreden etkilenen hassas bir hayvandır, sağım esnasında rahatsız edilmemesi gerekir. Mandaların makine ile sağımı mümkündür. İlkine malaklayan mandalar biraz sabır gösterildiğinde makineli sağıma alıştırılabilir.

Makine ile sağımın faydaları:

1. Makine ile yapılan sağımdan daha fazla süt elde edilir.
2. Meme başları aynı şekilde gelişir.
3. Süt verim kayıtları daha sağlıklı tutulur.
4. Sağım süresi daha kısa olur.
5. İş gücünden tasarruf edilir.
6. Daha temiz süt elde edilir.

Mandalardan Et Üretimi

Manda iri yapısı ve yemi iyi değerlendirmesi nedeniyle et üretimine elverişli bir hayvandır. Ülkemizde manda eti taze olarak çok az tüketilir. Daha çok et mamullerinde kullanılır. Aslında genç ve iyi beslenmiş manda eti sığır etinden daha kalitelidir. Manda eti, sığır etinden daha az yağ ve kolesterol  içermesine karşın; daha fazla protein ve mineral madde içerir. Mandanın başı çok büyük, derisi kalın, ayakları ağırdır. Bu nedenle kesilmiş hayvanın et randımanı % 40-54 arasında kalır, et randımanı sığırlardan daha düşüktür. Genç ve besili mandalarda randıman yüksek olur.

Et üretimi için manda besisi yapılabilir. Bu amaçla;
- Malak besisi,
- Genç manda besisi,
- Ergin manda besisi olarak üç dönemde besi uygulanır.

Malaklar 30-40 günlük iken, ortalama 60 kg canlı ağırlığa ulaşınca kesilirler. Yeterli bir besleme ile günde yarım kilogramlık canlı ağırlık artışı sağlanabilir. Manda besisinde genç mandaları kullanmak gerekir. Genç mandalar daha fazla et tutar. Ayrıca, etleri kaliteli ve lezzetli olur. İleri yaşlarda et yağlanır, lifleri kalınlaşır ve sertleşir. Selüloz oranı yüksek kaba yemlerle beslenen mandalar bu yemden kolayca yararlanır. Bu bakımdan besi ucuza gelir.

Manda, tüberküloza karşı, şap hastalığına karşı ve diğer hastalıklara sığırdan daha dayanıklıdır. Kolayca hastalanmaz. Manda iri yapısı ve yemi iyi değerlendirmesi nedeniyle et üretimine elverişlidir. Manda eti taze olarak pek az tüketilir. Daha çok et mamullerinde kullanılır.

Sığır ıslahı


Damızlık hayvanlar, günlük et ve süt verimlerinin yanı sıra gelecek nesiller için bir gen kaynağı olarak da görülmelidir. İşletmenin geleceği olan gen kaynaklarının oluşturulması ve korunması ise belirlenen hedefler doğrultusunda kan yakınlığı olmayacak tarzda kesintisiz ıslah çalışmaları ile mümkün olabilmektedir.

Sürüdeki en iyi ineklerin seçilmesi amacıyla süt ve süt yağı verimleri ile ilgili verilerin toplanmasına; 19. yüzyılın sonlarına doğru ABD (1893), Almanya (1897) ve İsveç (1898) gibi ülkelerde başlanılmış 20. yüzyılın başında da pek çok ülkeye yayılmıştır. Günümüzde modern işletmelerde hayvana ait tüm verim parametrelerinin (süt, süt yağı, süt proteini, somatik hücre skoru, yemden yararlanma, günlük canlı ağırlık artışı, döl verimi, verimli ömür süresi, tip özellikleri, genetik kusuru vb.) kayıtlar düzenli olarak tutulmaktadır. Ancak ülkemizde hayvancılık işletmelerinin henüz uluslararası standartlarda ıslaha dönük kayıt tutmayı içselleştirildiğini söylemek güçtür.

İşletmeler ıslah çalışmalarında, ıslahın temelini oluşturan net ekonomik kazancın parametreleri arasında önemli bir ağırlığa sahip olan verim (süt-et) özelikleri üzerinde daha fazla durmaktadır. Bu çerçevede sütçü sığırlarda sütteki yağ ve protein miktarı ve oranları, etçi sığırlarda ise günlük ağırlık artışı ıslah çalışmalarında önceliklidir. Ancak sığırlarda verim özelikleriyle birlikte, fitness (sağlıklı yaşam) ve tip (meme, ayak-bacak ve beden yapısı) ıslahı da yapılmaktadır. Son yıllarda insan sağlığı ve peynir yapımı için tercih edilen süt protein yapısını oluşturan kazein genleri de (beta kazein A1 ve A2 ile kappa kazein A ve B geni) ıslah çalışmalarına dahil edilmiştir.

Hayvan ıslahında en etkin ve ekonomik yöntem suni tohumlamadır. Burada kritik nokta ıslah çalışmalarında kullanılabilecek çok sayıdaki boğa arasında doğru seçim yapmak, işletmenin geleceği açısından zor bir görevdir. Bunun da yolu ülkeler bazında pedigrilerdeki damızlık değer endekslerinin doğru okunmasından geçmektedir. Damızlık hayvanların pedigri belgesinin, karne olduğunu varsayarsak, bu karnedeki geçme notunu da Total Performans/Verim Index (TPI) göstermektedir. Damızlık boğalarda, verim değerlerini yavrularına aktarma kabiliyetinin toplamı olan TPI hesaplamalarında, döl kontrolü ve genomik test/değerlendirmelerden yararlanılmaktadır.

Döl kontrolü (progeny test): Başta et, süt ve döl verim özellikleri olmak üzere fitness (sağlıklı yaşam) ve tip yönünden üstün özelliklere sahip olan ve bu genetik potansiyellerini gelecek kuşaklara aktarabilecek hayvanların seçiminin yapılabildiği yöntemdir. Bu yöntemde yavrularına/döllerine ait verim değerlerinden (sürüye göre ekonomik kazancı) yararlanarak daha çok erkek damızlıkların değeri belirlenmektedir.

Genomik değerlendirme: Gen; canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan spesifik hücre DNA parçası şeklinde tanımlanabilir. Günümüzde genomik testler sayesinde, bireyin DNA dizisi, referans bir dizi ile karşılaştırılarak (progeny testinden geçmiş) genetik yapı (genotip) farklılıkları belirlenebilmektedir.

Sığır genomunda et, süt ve döl verimleri, fiziksel özelikler, buzağılama kolaylığı, süt proteininin miktarı ve yapısı ile yağ oranı gibi özelikleri etkileyen genler tanımlanmıştır. Sığırlarda genomik değerlendirme; 30 kromozom çiftine dengeli şekilde dağılmış spesifik DNA markırlarına bakılarak yapılmakta, ebeveynlerden yavruya geçen genler, referans popülasyon (genotipi bilinen boğalar ve inekler) karşılaştırılarak verim özelikleri tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Saflığı %87,5’dan düşük olan sığırlarda kullanılmamakta olan genomik test; ebeveyn tayini, akrabalı yetiştirme katsayısı, süt proteinleri yapısı ve genetik kusurlar gibi hayvanların verim dışındaki özellikleri de değerlendirilebilmektedir.

Dünyada 2010 yılına kadar kullanılan döl kontrolüne (progeny test) dayalı ıslah yönteminde jenerasyon aralığının yaklaşık 6 yıl sürmesi nedeniyle genetik ilerleme hızı düşük kalmıştır. Günümüzde gelişmiş ülkelerin tamamında suni tohumlamada kullanılan boğaların damızlık değer indeksi hesaplamalarında, genomik değerlendirmeden yararlanılmakta, bazılarında ise dişi buzağıların damızlık değerinin belirlenmesinde kullanmaktadır. Genomik testler sayesinde jenerasyon aralığı kısaldığı gibi daha fazla sayıda boğa adayı ucuz yolla teste tabi tutulması mümkün olabilmektedir. Genomik değerlendirmeler pedigrilerde veya kataloglarda “G” veya “g” sembolüyle belirtilmektedir (ABD’ de GTPI Genomic Total Performance Index, Almanya’da gRZW Genomisch Relatiwzuchtvert ).

Total Performans/Verim İndeksi damızlık seçimi konusunda yetiştiricilere yardımcı olması amacıyla geliştirilmiş, birçok özelliğin ayrı ayrı ekonomik değerlerinin birbiri ile etkileşimleri sonucu ortaya çıkan bir göstergedir. Bu nedenle Danimarka gibi bazı ülkeler pedigride damızlık hayvanın sürüdeki yerini belirleyen TPI yerine Net Ekonomik Kazanç (Net Merit) göstergesini kullanmaktadır.

Etçi sığırlarda Total Performans Indeksi (TPI) hesaplamalarında, verim endeksleri (canlı ağırlık artışı/kazancı, iskelet gelişimi, kolay doğum vb.), anaya ait endeksler (süt emme döneminde ortalama günlük canlı ağırlık artışı, buzağılama kolaylığı, fertilite vb.) ve karkas endeksleri (karkas ağırlığı, randımanı ve kalitesi) baz alınmaktadır.

Sütçü veya kombine verim yönlü ırklarda ekonomik açıdan önemli özellikleri içeren Total Performans/Verim İndeksi (TPI) = Damızlık Süt Endeksi (yağ + protein) + Tip Endeksi (meme, ayak-bacak ve beden) + Verimli Ömür Endeksi + Somatik Hücre Endeksi + Sağım Hızı Endeksi + Döl Verimi Endeksi + Kondüsyon Endeksi + Kolay Buzağılama Endeksi + Et Performansı Endeksi (kombine verim yönlü ırklarda) gibi birçok endeksten oluşmaktadır. Damızlık Değer Endeks hesaplamaları ülkeden ülkeye ve bir ülkede de yıllara göre değişiklik gösterebilmektedir.


Araştırmalar; çok güç doğum yapan ineklerde, yavru zarları atma sorunun %50’lere çıktığı, yağ verimi düşüklüğü ile beraber laktasyonda 700 kg daha az süt verdiğini, ayrıca güç doğumun buzağı kayıplarını da artırdığını ortaya koymaktadır. Düvelerde doğum güçlüğü oranının daha yüksek olması nedeniyle, Avusturalya gibi ekstansif yetiştiriciliğin yaygın olduğu bazı ülkelerde, kolay doğumu garantilemek için Holstein ırkı düvelerde, sıklıkla Jersey ırkı sperma kullanabilmektedir.

Süt; su, yağ, şeker, vitamin ve minerallerin yanında, kazein ve peynir altı suyu (serum) proteini olmak üzere iki büyük protein grubunu içermektedir. İnek sütündeki proteinin %80’nini oluşturan kazein, alfa-S1 (%40-45), alfa-S2 (yaklaşık %10), beta (%25-35) ve kappa kazein (%3,8-15) olmak üzere 4 farklı gruptan oluşurken, peynir altı suyu proteinin (serum) önemli kısmı ise beta-laktoglobulin oluşturmaktadır.

Günümüzde ineklerdeki süt protein genlerinin yapısı önemli bir seleksiyon kriteridir. Genomik testler sayesinde ebeveynlerde süt proteini genlerinin beta (β) ve kappa (K) -kazein yapısı tespit edilerek, damızlık boğa seçiminde süt sığırı yetiştiricilerine alternatifler sunulabilmektedir. Damızlık boğa tercihi yapılırken, mutlaka boğanın kataloğunda veya pedigrisinde yer alan süt proteini genlerinin yapısına, özelikle de β-kazeine bakılmalıdır. β-kazein A2 statüsündeki boğaların spermasına öncelik verilmelidir.

Yapılan araştırmalarla, sağmal ineklerdeki β-kazein A1 geninin, insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi ortaya konulduğundan, Yeni Zelanda, Avustralya ve İngiltere’de insan tüketimine doğrudan arz edilen sütlerin üzerinde “a2” etiketinin bulunması zorunluluğu getirilmiştir. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede β-kazein A1 geni taşımayan ineklerden elde edilen içme sütler piyasaya arz edilmektedir. Yine kappa-kazein B allelerinin peynir verimi ve kalitesi ile pozitif bir ilişkisi olduğu anlaşılmıştır.

Son yıllarda geliştirilen sürü yönetimi programları ile tohumlanacak inek veya düve için doğru bir eşleştirme ile boğa seçimi yapılabilmektedir. Eşleştirmede hedef; ekonomik önceliklere göre inekte görülen eksik veya yetersiz özelliklerin, ıslah yoluyla sonraki nesillerde düzeltilmesi, iyileştirilmesi ve kan yakınlığının önlenmesidir.

Doğru eşleştirmede, öncelikle tohumlanacak hayvanın geriye dönük en az 3 kuşak verim (sütçü ırklarda süt yağı, süt proteini, etçi ırklarda et değerleri), fitness (verimli ömrü, döl verimi, buzağılama kolaylığı, sağım hızı, somatik hücre skoru vb.) ve tip ( meme, ayak-bacak ve beden) parametrelerinin doğru bilinmesi nispetinde başarı sağlanabilmektedir. Örneğin; meme, ayak-bacak ve beden yapısı düzgün, süt ve döl verimi yüksek, verimli ömrü iyi, ancak sağım hızı düşük olan bir ineğin gelecek neslinde öncelikli ihtiyaç TPI puanı en yüksek boğa değil, kızlarında sağım hızını yükseltebilecek bir boğa ile eşleştirmektir. Çünkü sağım hızı düşük hayvanlarda meme sağlığı risk altında olacağı için süt veriminin de bir anlamı olmayacaktır. Yine etçi ırklarda memede iyi süt olmasına rağmen, meme süspansiyonu kötü bir anneden rahat ememeyen buzağıda gelişme geriliği kaçınılmaz olacaktır. Ülkemizde gelişmiş ülkelerde ki gibi soykütüğü çalışmaları yürütülmediği için isabetli eşleştirmede başarı düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir.

Birçok araştırıcı hayvanın verimi/performansı üzerinde çevre etkisini %70, genetik faktörünü %30 olarak hesaplamaktadır. Bu bağlamda verim yönlü ıslah çalışmaları oranında çevre, bakım ve besleme koşullarının da iyileştirilmesi zorunludur. Ülkemizde çevre, bakım-besleme koşulları düşünülmeden, yüksek verimli hayvanlarla çalışmaya bağlı ekonomik kayıplara sıklıkla rastlanılmaktadır.

Meraya (yaylıma) dayalı hayvancılık yapılan bölgelerde mutlaka çayır-mera alanlarının fiziki koşulları ve yem kapasiteleri dikkate alınarak, ıslah çalışmaları yürütülmelidir. Bu çerçevede adaptasyon yeteneği yüksek yerli ırk ve/veya yerli ırk melezi anaçların ve boğaların korunması, işletmelerin ve de bölgede hayvancılığın geleceği açısında kritik önemdedir. Özelikle iri cüsseli anaçların yaşam payı için gereksinim duyduğu yem miktarı ile meradaki ayak sorunları iyi düşünülmelidir. Islah çalışmaları işletmenin bakım-besleme ve çevre koşullarına göre yapılması gerektiği hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Dış Görünüş (Tip) Özelliklerinin İrsiyet Derecesi

Ebeveynlerin tip özelliklerinin yavrularında ortaya çıkması, o tip özelliğinin aktarma derecesine bağlıdır. Aktarılabilirlik değeri yüksek olan bir karaktere ilişkin genetik ilerleme sağlama süresi (jenarasyon aralığı), düşük aktarılabilirlik değeri olan karaktere kıyasla çok daha kısa olacaktır. Dış görünüş özelliklerinin aktarılabilirliği üzerinde ABD Holstein Birliğinin temel kabulleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Holstein ebeveynlerin dış görünüş özelliklerini yavrularına aktarma yeteneği

Dış görünüş özelliklerinde genetik iyileştirme çalışmalarında o özelliğin aktarma derecesi dikkate alınmalıdır. Tip özelliğinde aktarma derecesinin (h²) yüksekliği nispetinde genetik ilerleme hızı da (jenerasyon aralığında) artmaktadır. Bir karakterin aktarılabilirlik değeri 0.10 veya altında ise bu özellik ile ilgili bir genetik ilerleme elde etmek çok zordur.

Örneğin; yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi sağrı yüksekliğinin aktarma derecesi, ayak bacak özelliklerinin yaklaşık 2,5 katıdır. Bunun anlamı şudur; sağrı yüksekliği, ayak-bacak sorunlarına göre çok daha kısa sürede (jenerasyon aralığında) ıslah yoluyla iyileştirmesi mümkün olabilmektedir. Bir başka ifadeyle anne hattında ayak bacak kusurları varsa gelecek kuşaklarda ıslah yoluyla düzeltmenin uzun zaman alacağı baştan bilinmelidir. Bu çerçevede; tip özelliklerine yönelik olarak düzenlenecek ıslah programlarında, iyileştirilmek istenen tip özelliğinin aktarma derecesi dolayısı ile programın süresi ve bu programın genel karlılığa yapacağı katkı göz önüne alınmalıdır. Bu bağlamda bazı işletmeler sorunlu ayak-bacak yapısına sahip damızlıkları verimine bakmaksızın, ıslah güçlüğü nedeniyle elden çıkarabilmektedir.

Sığırlarda ayak sağlığı ve hastalıkları


Sığırlarda bacakların topuk ekleminin altında kalan bölümü “ayak” olarak adlandırılır. Sığırlar, doğal yaşam alanı olan çayır ve meralarda yetiştirildiğinde ayak sorunları yok denilecek kadar azdır. Ancak günümüzde yaşamlarının büyük kısmını kapalı mekanlarda beton zeminler üzerinde geçirmeye zorlanan ağır cüsseli, yüksek verimli kültür ırkı sığırlarda topallık ve ayak problemleri sıklıkla yaşanmaktadır.

Ayak hastalıkları; damızlık niteliğini belirleyen et, süt ve döl verim kayıplarının yanı sıra, tedavi giderlerine, gıda ve çevre kirliliğine de ciddi oranda yol açmaktadır. Ayak hastalıklarında ortaya çıkan şiddetli ağrı beyinin hipotalamus ve hipofiz sistemlerini bloke ederek, hayvanın bütün yaşam ve verim fonksiyonları alt-üst etmektedir. Bu nedenle erken teşhis ve zamanında yapılan ayak bakımları büyük önem arz etmektedir.

Sığırlarda Ayağın Yapısı ve Ağırlığın Taşınması

Ayak; deri ve yumuşak dokular ile boynuzsu tabakayla kaplı olan tırnak kısımlarından meydana gelir. Hayvanın canlı tırnak boynuzumsu kapsülü; tırnak içerisindeki canlı dokunun dış tabakasındaki hücrelerin farklılaşması ile oluşur ve tırnağın canlı kısımlarını korumanın yanı sıra ağırlığı taşıyan ayakkabı görevini görür. Tırnak, bileşimindeki karbon sayesinde sıcak ve soğuktan etkilenmemektedir.

Tırnak, ön duvarından, tabandan ve ökçelerden düzenli olarak uzar. Bu uzama normal olarak ayda; tırnak ön duvarında 5-13 mm, tabanda ise 3-5 mm kadardır.

Tırnağın boynuzsu kısmında nem oranı; %14-20, altındaki canlı dokuda ise %15-30 olmalıdır. Nem oranı %15’den az olduğunda kuru tırnak, %30’dan fazla olduğunda ise yumuşak tırnak olarak değerlendirilir. Islaklık tırnağın yumuşamasına ve çabuk uzamasına kuruluk ise canlı dokunun sıkışması ve tırnağın kırılganlığının artmasına neden olmaktadır.


Sığırlarda ağırlığın taşınması tırnağın dış kenarı ve ökçeler üzerinde olur (yukarıdaki resimde "A" işaretli kısım), tırnağın iç kısmı (yukarıdaki resimde "B" işaretli kısım) ağırlığın taşınmasına iştirak etmez. İyi beslenen yani kan akımı normal olan ve normal özelliklerini koruyan bir tırnakta bu işlem tırnak canlı kısmı içerisindeki kan damarlarının, kan dolarak bir amortisör görevi görmeleriyle sağlanmaktadır.

Sığırlarda Ayak Hastalıklarının Nedenleri

Ayağın yumuşak ve sert dokularında yaralanma, hasar, incinme ya da mikropların bulaşması veya tahrişine bağlı oluşan problemler ayak hastalığı olarak tanımlanır. Bunlar kabaca; boynuzsu tırnak, tırnağın boynuzsu tırnak içerisindeki canlı dokusunun, tırnak üzeri ve parmaklar arası derisinin hastalıkları, ayak bölgesindeki kiriş, kemik ve bağların hastalıkları olarak ayrılabilirler.

Devamlı olarak ahırda barındırma, bağlı veya hareketsiz kalma, asitli rasyonlarla besleme (melas, küspe, vb.), aşırı konsantre yemle besleme, ahır zeminin sürekli kirli ve ıslak olması (fazla dışkı ve idrar birikimi) gibi etkenler tırnağın yumuşamasına ve çabuk uzamasına neden olmaktadır. Tırnağın aşırı uzaması, kırılması, bozuk (deforme) tırnak yapılarının meydana gelmesi, vücut ağırlığının tırnağın taşınma yüzeylerine dengeli aktarılmasını olumsuz yönde etkilemekte ve bunun sonucunda tırnaktaki canlı doku hasar görmektedir. Hasara bağlı da topallık görülmektedir.

Ülkemiz barınak koşulları, yetersiz ve kalitesiz kaba yem üretimi göz önünde bulundurulduğunda ayak hastalıklarının süt sığırcılığında büyük ekonomik kayıplara ve ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda ayak hastalıklarının sürülerde görülme sıklığının %30’lara kadar çıktığı, topallığın ise %13’lerde olduğu anlaşılmaktadır. Bütün topallık olgularının %12'sinin bacaklarda, %88’inin ayaklarda görüldüğü, bunlardan %85’inin arka ayakların dış tırnaklarından kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Ayak hastalıkları entansif süt sığırcılığının problemleri arasında birçok bölgede birinci sırada yer almaktadır.

Ayak sağlığı sorunları olmadığı düşünülen entansif olarak yetiştirilen sığırların tırnakları üzerinde yapılan çalışmalarda, gizli laminitis oranının %20 civarında olduğu ortaya çıkmıştır. ABD'de yapılan çalışmalarda bir inekte görülen ayak hastalığının işletmeye maliyetinin yaklaşık 480 $ olduğu ortaya konulmuştur. Uzun süreli olgularda hastalığın şiddetine bağlı laktasyon sürecinde %20’lere varan et ve süt kayıpları oluşabilmektedir.

Ayak hastalıklarının başlıca nedenleri

• Beslenme: İnce öğütülmüş tane yemler, lif uzunluğu yetersiz kaba yemler, kalitesiz kaba yemler, alışık olmayan yemler, ani yem değişiklikleri, süt sığırı rasyonundaki kaba yem oranının %60’ın altına düşmesi, asitli rasyonlarla besleme (melas, küspe, vb.), aşırı besleme, kalsiyum, çinko, bakır, iyot, selenyum gibi mineral maddeler ve metionin, sistein gibi kükürtlü amino asitlerin eksikliği, rasyondaki toplam kuru madde de yağ oranının %4’den veya protein oranının %17’den fazla olması.

• Bakım ve idare: Kalabalık, hareketsizlik, kaygan beton ve kirli zeminler, zeminlerdeki çatlaklar ve küçük taşlar, dışkı ve idrarın yetersiz drenajı, sürekli ıslaklık, toprak ve benzeri yumuşak zeminlerden ani olarak beton zeminlere geçiş, hayvan refahının yetersizliği, doğum zamanındaki oluşan ayak hassasiyetinin dikkate alınmaması, uzun süre ayakta kalması, altlık kullanılmaması, kötü veya yetersiz yataklıklar, sıcaklık stresi, kötü ayak banyosu veya tahriş edici dezenfektanlar, dışarıdan sürüye hayvan katılması.

• Enfeksiyonlar: Bakteriyel endotoksinler, sistemik hastalıklar, mastit, metrit, şap, ve benzeri etkenler. 

• Kalıtım: Kalıtsal ayak-bacak problemleri.

• Hatalı tırnak kesimi

Tahıl veya konsantre yemlerin fazla verilmesi, rasyonda yapısal etkili kaba liflerin az veya kaba yemlerin lezzetsiz ya da kalitesiz olması nedeniyle hayvanın konsantre yemleri seçerek yemesi sonucunda işkembedeki asidite artar. Rumende oluşan asiditeye bağlı sindirim sistemindeki mikrofloranın bozulması ile birlikte endotoksin salınmaktadır. Salınan endotoksin histamin artışına, histamin artışı da damarlarda genişlemeye sebep olmaktadır. Buna bağlı dokularda ödem oluşumu, damar hasarı ve keratin sentezinde azalma meydana gelir. Bu zincirleme reaksiyon sonucunda da aksama-topallık görülür. Aynı zamanda işkembede tükürükle tamponlanamayacak katar artan asidite, bağırsak hareketleriyle kalın bağırsağın son bölümlerine kadar gider. Kalın bağırsaktaki asit ortam sebebiyle dışkı sümüksü, cıvık, köpüklü ve kabarcıklı bir hal alır. Dışkıyı bu formda gördüğümüzde asidoza bağlı ayak sorunu başlamış demektir.

Uygun havalandırmanın olmadığı barınaklarda veya uzun süren nemli ve yağışlı mevsimlere bağlı olarak tırnak dokusunda yumuşama, kuru ve sıcak mevsimlerde ise tırnaklarda çatlak ve kırıklar görülmektedir.

Hayvanların, uzun süre ayakta kalması, sürekli olarak ayakların ıslak ve beton zemin üzerinde kalması, sıkışıklık, sürüye dışarıdan hayvan katılması veya sık sık grup değiştirilmesi ayak ve bacak travmalarına yol açabilmektedir.

Sığırlarda Tırnak Bakımında Nelere Dikkat Edilmelidir?

Sığırların barınak içindeki yürüyüş ve duruşları sık sık gözlemlenerek, tırnak sorunu olanlara vakit kaybetmeden müdahale edilmelidir. Yaklaşık %7-8 damızlıktan çıkarılma sebebi olan tırnak sorunlarının asgari düzeyde tutulabilmesi için aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.

✓ Hayvanların rahat hareket edebilecekleri açık ve havadar ahırlar tercih edilmelidir.

✓ Ayağın canlı dokusunu koruyan boynuzsu tırnak tabakası yumuşadığı takdirde, koruma görevini yerine getiremeyeceği için hayvanlar tırnaklarında yumuşamaya neden olabilecek ıslaklıklardan uzak tutulmalıdır.

✓ Ahır zemini; mümkün olabildiğince temiz ve kuru olmalı, aşırı yumuşak veya aşırı sert tabanlardan kaçınılmalıdır.

✓ Süt inekleri rasyonlarına çinko ve metiyonin ilavesinin faydalı ve ekonomik olduğu bildirilmektedir. Rasyonlara ilave edilen çinko, derinin bariyer fonkisyonunu güçlendirerek savunma sistemini geliştirmektedir. Çinko aynı zamanda hücre çoğalması, keratin sentezi ve immün tepki içinde gereklidir.

✓ İnekler keskin kenarlı, batıcı, düzensiz ve bozulmuş zeminlerde yürütülmemelidir.

✓ Yatak yerlerinde/duraklarda hayvanın dinlenme süresini uzatmak için sap, kauçuk yatak, talaş, kum gibi yumuşak altlık kullanılmalıdır.

✓ Şap gibi salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı bir program dahilinde düzenli aşılama yapılmalıdır.

✓ Tırnağın doğal yapısının korunması ve uzayan kısımlarda aşınmanın sağlanabilmesi için hayvanlara; padok içerisinde, sağımhaneye gidiş-gelişle veya merada günlük yaklaşık 1000 metrelik bir yürüyüş imkanı sağlanmalıdır.

✓ Ayak sorunlarının önlenmesi ve yönetilmesi için işletmedeki tüm sağmal hayvanlar; ayak-bacak ve hareketlilik (lokomosyon) yönünde skorlanmalı ve yapılan teşhis ve tedaviler günlük olarak kayıt edilmelidir.

✓ Sivri-uzun, küt, yayvan-geniş, dolgun, kavisleşen, burulmuş, makasvari ve ayrık tırnak, X bacaklılık gibi ayak-bacak yapısı genetik olarak kusurlu hayvanlar, seleksiyonla (sürüden çıkarma, ayak-bacak puanı yüksek olan boğa kullanmak vb.) sürüdeki varlıkları azaltılmalıdır. Genetik olarak kusurlu ayak-bacak yapısına sahip hayvanların, gelecek nesillerinde ıslah yoluyla düzeltme yapmanın çok zaman alacağı unutulmamalıdır.

✓ Barınaklarda ayak hastalıklarının hazırlayıcısı olan idrar, dışkı ve çamur birikintilerine izin verilmemelidir.

✓ Dışkı-idrar ile temasın azaltılması bakımından, zeminde düz betondan ziyade oluklu ve/veya ızgaralı zemin sistemleri tercih edilmelidir.

✓ Ayak bakım ve tedavi malzemelerinin her kullanımdan sonra temizliği ve dezenfeksiyonu yapılarak malzeme kaynaklı bulaşma (kontaminasyon) önlenmelidir.

✓ 3 aydan büyük sığırlar mümkünse beslenme ve hareket amaçlı çayırlara salınarak ayak/tırnak ve bacak yapısı geliştirilmelidir.

✓ Ülkemizde şap gibi hastalıkların yanı sıra meralardan taş, çivi, cam gibi batıcı cisimler tırnak veya tırnak arası dokuya sıklıkla zarar verebilmektedir. Besi danalarının canlı ağırlıkları artıkça, şiddetlenen ağrıyla birlikte ayak-bacak deformiteleri de belirginleşmektedir. Deformiteler (formunun bozulması) şekillenmeden, büyütme dönemi sonunda (4-5 aylık beside olan) de olan danaların tamamı, yani yoğun yemlemeye geçmeden önce ayak bakımından geçirilmelidir.

✓ Hayvanların durdukları bağlama/dinlenme zemini, gübrelik ve idrar kanalına doğru eğimi ile idrar kanalının gübre çukuruna doğru eğimi %1-2 olmalıdır.

✓ İşletmede ayak hastalıklarına neden olan patojenlerin engellenmesi ve sürüde kavgacı davranışların azaltılması için mümkünse dışarıdan hayvan alınmamalıdır (sürünün kapalı olması). Ayak hastalıkları görülen sürülerden ise asla hayvan satın alınmamalıdır.

✓ Hayvanların dışkılama sırasında arka kısımlarının gaita ile bulaşmasının önlenmesi için, bağlama yeri ön-arka mesafesi ırk özelliği ve hayvanın cüssesi gözetilerek gençlerde 135-140 cm, erişkinlerde 175-200 cm olmalıdır.

✓ Arka ayak ökçeleri hizasında başlayan idrar-dışkı kanalı, uygun genişlik ve eğimde olmalı, hayvanların ayaklarının kayıp içine girmemeleri için, araları çok geniş olmayan ızgaralarla örtülmelidir. Zeminde her türlü ıslaklık (idrar, gaita vb.) giderilerek, hayvanlar azami ölçüde korunmaya çalışılmalıdır.

✓ Ayak ve tırnak bakımı; belli bir eğitimden geçmiş, sabırlı, hayvanları seven ve hoşgörülü davranan, yeterince güçlü kişilerce, hayvanların sabitlenebildiği bir düzenekte yapılmalıdır.

✓ İşletmede; ayak hastalıklarına karşı veteriner hekim, tırnak bakım sorumlusu ve besleme uzmanı tarafından hazırlanan bir korunma planı olmalıdır.

✓ Padok veya mera dönüşünde, hayvanların ayakları tazyikli suyla yıkanıp temizlenmeli, parmaklar arasına sıkışabilecek sert ve batıcı cisimler yönünden kontrol edilmelidir.

✓ Tırnağın normal yapısı bozulduktan sonra kesilip düzeltilmesiyle bile uzun süre vücut dengeyi sağlayamaz. Bu nedenle tırnak bakımı ve tırnağın normal yapısının korunması için; bir program dahilinde, ineklerde yılda iki kez, besiye alınan danalarda ise büyütme dönemi sonunda, tırnak kesme ve düzeltme işlemi yapılmalıdır.

✓ Topallık gözlenen hayvanın tırnak araları ve ayağı yıkanmalı, taban, tırnaklar arası, ökçeler bölgesi ve tırnak üzeri derisi kontrol edilmelidir. Herhangi bir kanamalı, irinli-cerahatli görünümde bölge batikon gibi iyotlu bir antiseptik sürüldükten sonra üzerine sprey tarzı bir antibiyotik püskürtülerek, hayvan bol altlıklı (25-35 cm kalınlıkta) bir bölmeye alınmalıdır.

Ayak Banyosu Kullanımı

Ayak banyosu, ayak ve tırnak sağlığını korumak, tırnağın dayanıklılığını artırmak ve ayak hastalıklarını tedavi etmek amacı ile hayvanların yürütülerek içinden geçirildikleri veya bir süre içinde tutuldukları, içi antiseptikli su konulan havuzlar veya ayak duşu ile yapılan temizlik ve asepsi işlemleridir. İşletmeler genel olarak iki tarzda ayak banyosu kullanmaktadır.


Ayak banyolarından birincisi, içinde durulan, banyo havuzu 15 cm derinlikte yapılır. Taban kısmı eğimli yapılır ve bir tahliye deliği bırakılır. Havuzun tabanın oluklu biçimde yapılması, tırnaklardaki pisliklerin mekanik temizliğine yardımcı olur. Banyodan geçirdikten sonra, hayvanların bir müddet kuru zemin üzerinde tutulmalıdır. Bu tür banyolar, dışarıdan getirilen hayvanların, temiz bir işletmeye alınmadan önce 30-60 dakikalık süreyle ayak banyosu yaptırılmasında kullanılmaktadır.

Diğerinde ise yürüyerek geçilen iki aşamalı banyo yer alır. Birinci banyo ayakların temizliği için sadece su ihtiva eder. İkinci banyoda ise antiseptikli su bulunur. Dezenfeksiyon amaçlı banyo havuzlarının içerisine, %7-10 çinko sülfat veya bu amaçla kullanılmak üzere ruhsatlandırılmış solüsyonlar prospektüsüne uygun olarak doldurulur.

Ayak banyolarının kullanım sıklığı belirlenmesinde ayak-bacak kirlilik skorlanmasından yararlanmalıdır. Kirli olmayan kuru ve temiz ayak-bacaklarda gerektiğinde ayak banyosu yapılmalıdır. Aşırı kirlilerde ise her gün ayak banyosu yaptırılmalıdır. Genel olarak da ineklerin sağımhane giriş veya çıkışında %4’lük bakır sülfat (göztaşı) veya haftada 4 gün %2 bakır sülfat çözeltisine düzenli olarak basmaları sağlanmalıdır.

Şap, mavidil gibi viral hastalıklara bağlı ayak yaralarında ise aşağıdaki antiseptik solüsyonlardan herhangi biri kullanılmalıdır.

- %1-2 lik sodyum hidroksit,
- %3-5’lik sodyum karbonat (çamaşır sodası),
- %1-2’lik sodyum hipoklorit veya %1-2’lik potasyum hipoklorit.

Ayak banyolarının uygulanmasında dikkat edilecek hususlar

• Hayvanların banyo suyunu içmemeleri için önceden sulanmış olmaları gerekir.

• Antiseptiklerin tırnak üzeri kısımlardaki deriyi etkilememesi için banyodaki ilaçlı su yüksekliğinin 8-10 cm’den fazla olmamasına dikkat edilmelidir.

• Buharlaşma ile su kaybı nedeniyle ilaç yoğunlaşması oluşacağı göz önüne alınarak, ilaç etkisi kaybolmayacak, ancak zarar vermeyecek su ilavesi yapılmalıdır.

• Ayakta taban ülseri veya başka bir açık yarası olan hayvanlar iyileşene kadar banyo uygulaması yapılmamalıdır.

• Kullanılan dezenfektanların insan ve çevre için toksik etkileri olması nedeniyle ayak banyoları hazırlanırken eldiven ve gözlük kullanılmalıdır.

• Ayak banyolarında kullanılan dezenfektanların seçiminde etkinliği ve maliyetinin yanı sıra toksisitesi ve kalıntı süresi göz önünde bulundurulmalıdır.

Ayak banyosundan geçtikten sonra ineklerin ayaklarını sallamaları, bir veya daha fazla ayağı basmak istememesi veya banyo üzerinden atlaması ayak banyolarında sorun olduğuna işaret etmektedir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi ayak hastalıklarında da tedavi oldukça zor ve masraflıdır. Her zaman ve her koşulda en ucuz ve en etkili tedavinin, hastalıktan koruma olduğu unutulmamalıdır.

Ruminal parakeratozis


Ruminal parakeratozis, sığır ve koyunların rumen papillalarında büyüme ve sertleşmeyle karakterize bir hastalıktır. Kesif/konsantre yemlere dayalı bir süre beslenmiş hayvanlarda (örneğin besi hayvanlarında) sık görülmektedir. Yine ısıl işlemle yonca ve saman ile karıştırılarak peletlenmiş yemlerle beslenen sığırlarda ve uzun süren ruminal asidozlu süt emmen buzağılarda görülmektedir. Süt emmen buzağılarda da, sütün uzun süre rumene kaçması veya kaba yemin kalitesiz, yetersiz veya hiç sunulmaması halinde rumen asidozu şekillenebilmektedir.

Bu hastalığın yemlerdeki antibiyotik veya protein yoğunluğuyla ilgisi bulunmamaktadır. Bir grupta/sürüde hastalığın insidansı (görülme sıklığı) %40 gibi yüksek bir düzeyde olabilmektedir. Lezyonların, rumen içeriği pH’sının düşük (asitlik) ve rumen sıvısında artan uçucu yağ asitleri konsantrasyonuna bağlı olarak meydana geldiği düşünülmektedir. Genellikle işlenmemiş tam tahıl ile beslenen sığırlarda (bu tür yemlerle beslenen hayvanlarda kolaylıkla ağırlık artışı sağlanmaktadır) lezyon gelişmemektedir. Bu durumun rumen içeriğindeki daha yüksek pH’ya ve uçucu yağ asitlerinden (asetik asit, propiyonik asit ve bütirik asit) asetik asit oranın yüksek olmasından kaynaklı olabilir. 

Parakeratozlu rumen

Ruminal parakeratosis hastalığında papillaların çoğu büyümekte, sertleşmekte ve yer yer birkaçı demet formunda birbirine yapışabilmektedir. Anterior ventral kese papillaları hastalıktan yaygın olarak etkilenmektedir. Sığırlarda dorsal kese çatısında her biri 2-3 cm² olan çoklu parakeratosis odakları görülebilmektedir. Koyunlarda rumen duvarı boyunca anormal papillalar görülebilmekte ve palpe edilebilmektedir (elle hissedilebilir). Etkilenen papillalarda, tabaka halinde aşırı miktarda keratinize epitel hücreleri, yem parçacıkları ve bakteriler bulunmaktadır. Rumen papilla kümeleri ve papilla uçları siyah renktedir. Ruminal parakeratosisli sığır işkembesinin temizlenmesi zordur. Anormal epitel, absorbsiyonu etkilemek suretiyle yemden yararlanmayı ve ağırlık artışını düşürebilmektedir.

Ruminal paraketosis, geviş getiren hayvanlara kaliteli kaba yem (fiziksel etkili lif) sunulmasıyla önlenebilen bir hastalıktır. Günümüzde hastalıktan korunmanın ekonomik boyutu yeterince anlaşılamamıştır.

Mikotoksin sorunu ve iyi bir rasyonun özellikleri


Mikotoksinler, çeşitli mantar türleri tarafından sentezlenen, insan ve hayvanlar tarafından alındıkları zaman zehirlenmelere neden olan kimyasal maddeler veya metabolitlerdir. Mikotoksin terimi mantar anlamına gelen myco ve zehir anlamına gelen toxin kelimelerinin birleşmesinden türetilmiştir. Sığırlarda risk oluşturan mikotoksinler; aspergillus, penicillium ve fusarium türü mantarlar tarafından sentezlenirler. Yem ve yem hammaddeleri; tarlada, çayırda, harmanda, taşıma, depolama ve hazırlama esnasında sıcaklık ve rutubetin uygun olması halinde mantarların istilasına uğrayarak mikotoksinlerle kirlenebilirler.

Bitkisel ürünlerde mikotoksin kontaminasyonu tarlada olgunlaşma evresinden başlayarak, hasatta, kurutma aşamasında ve ağırlıklı olarak da depolanma döneminde meydana gelir. Tarlada mantaralar (fusarium) bir yıldan diğer yıla taşındığı için, mısırda toprak işlemesiz ardışık tarım yapılması, mikotoksin riskini artırmaktadır. Mikotoksinler; hayvanlarda kanserojenik, mutajenik, teratojenik, östrojenik, nörotoksik ve immüno toksik etki yapabilirler.

Tahılların (buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç) toz haline gelmiş hasarlı ve kırık oranı yüksek kısımlarında mikotoksin oluşumu üst seviyeye çıkmaktadır. Bu nedenle; tahılların danelerini koruyan kavuzun (kabuğun), böceklerden ve mekanik etkenlerden zarar görmesini engellemek için tarladan depolanmaya kadar ki tüm süreçlerde özel çaba gösterilmelidir.

Mantarların ürüyebilmesi veya gelişmesi için gerekli olan çevresel etkenlerin başında rutubet gelir. Sıcaklığın 10-40°C, pH’nın 4-8 aralığında ve su aktivitesinin en az 0,7 olduğu şartlarda üreme gösterebilen küfler, silaj gibi yüksek nem içeren yem maddelerinde ise oksijenle temas ettiğinde üreme şansına sahip olurlar. Küf mantarları, yemlerdeki besin maddeleri tüketerek yaşamlarını sürdürdükleri yetmezmiş gibi ortama zehirli madde salaraktan da yemleri değersizleştirmektedirler. Bir başka deyişle mantarlar yemleri tüketmekte, kalanını da zehirlemektedir.

Mikotoksinlerin Hayvanlarda Etkileri

Mikotoksinler hayvanlarda; bağışıklık sisteminin baskı altına alınmasına, sindirim kanalının tahriş olmasına, endokrin sisteminin etkilenmesine, rumen mikroorganizmalarının aktivitesinin engellenmesine sebep olurlar. Zehirlenmenin şiddetine ve sürekliliğine bağlı olarak sığırlarda; gelişme bozukluğu, metabolik hastalıklar, yem tüketiminde azalma, yemden yararlanamama, süt miktarında azalma, döl veriminde düşüklük, atıklar, hastalıklara karşı duyarlılık, depresyon, kanlı dışkı, ishal, zayıflama, ayak hastalıkları gibi pek çok klinik belirtiler görülebilir. Buzağılar ve gebe hayvanlar mikotoksinlere karşı oldukça duyarlıdır.

Küflü yemler doğrudan hayvanın metabolizmasını bozduğu gibi gıdalara geçerek insan sağlığını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Bu nedenle az miktarda da olsa hayvanlara küflenmiş silaj, kuru ot veya kesif yemler ile yine bu bağlamda insan tüketimine uygun olmayan ekmek, elma, patates, lahana, otel ve lokanta artıkları gibi gıdalar hayvanlara verilmemelidir.

Mikotosin üremesinde şüphe edilen yem hammaddelerinden numune alınırken sadece küflü kısımlardan değil en az on farklı noktadan (mümkün olduğu kadar temsil sayıda olması) örnek alınarak usulüne uygun seri bir şekilde laboratuvara ulaştırılmalıdır. Sürü sağlığı üzerine olan olumsuz etkileri göz önünde bulundurulduğunda, laboratuvarda kolayca yapılan mikotoksin analiz maliyetlerinden kaçınılmamalıdır.

Mikotoksin Sorununun Önlenmesi

Toksin bağlayıcıların etkinliği birçok faktöre bağlı olarak değişebildiği gibi, hiçbirisinin tek başına her türlü mikotoksine karşı tesirli olmadığı da bilinmektedir. Mikotoksin içeren yemler, toksin bağlayıcılara güvenilerek hayvanların tüketimine sunulmamalıdır. Birçok ülkede toksin bağlayıcı kullanımının yasaklandığı ya da sınırlandırılmış olduğu unutulmamalıdır.

Tahıllar nem oranı %13’ün, otlar ise %15-18’in altına düşürülerek depolanmalıdır. Kaba ve kesif yem depolanma alanları depolanma öncesinde temizlenerek, pürmüzle yakılmalıdır. Yapılan araştırmalarda, her yıl dünya tahıl ve yağlı tohum üretiminin en az %1’i çürüme ve küflenme yüzünden işe yaramaz hale gelirken, %25-40’a yakın kısmı da değişik derecelerde mikotoksinlerle kirlendiği ortaya konulmuştur.

Nemden korunmak için yem depo tabanı, toprak seviyesinden yüksekte ve güneşe karşı korunaklı olmalıdır. Dökme yemler çabuk bozuldukları için çuvallarda veya silolarda muhafaza edilmelidir. Ot yığınları yapıldıktan sonra bir süre daha nemini atmaya devam edeceği için etrafı hemen naylonlarla kapatılmamalıdır. Yığınlar üzerinden yağmur ve kar sularının girmesi engellenmeli, aralarında boşluklar bırakılarak, kuruluk sağlayacak yeterli hava akımı sağlanmalıdır. Yem depolama alanlarında kuruluk sağlayacak havalandırma ve koruma tedbirlerin alınması hayvan sağlığı ve halk sağlığı açısından elzemdir.

Yemler; üretimi, hasadı, nakliyesi, depolanması ve hayvanların tüketimine kadar tüm süreçlerde mantarlarla (küf) kirlenebileceği göz önünde bulundurarak mikotoksinler yönünde sürekli kontrol/analiz edilmeli, limitlerin üzerindekiler imha edilmelidir.

İyi Bir Rasyonun Özellikleri

Hayvanın kuru madde ve besin gereksinimleri; yaşam payı, büyüme, gebelik ve verim ihtiyaçlarının toplamından oluşur. Sığırlar, öncelikle kaba yeme dayalı olarak beslenmeye çalışılmalıdır. Kaba yemle karşılanmayan eksik besin maddeleri konsantre yemlerle tamamlanmalıdır. Ancak süt sığırlarının besin maddesi gereksinimlerinin birçok faktöre göre değişiyor olması, yem maddelerinin ise besin madde içerikleri ve yapısal özellikleri bakımından farklılık gösterebilmeleri rasyon dengelenmesini zorlaştırmakta ve bazı temel bilgileri zorunlu hale getirmektedir.

Sürünün vücut kondisyon skoru (VKS) rasyon belirlemede en önemli göstergedir. Rasyon hazırlanmasında; kağıt üzerinde doğru hesaplanmış rasyondan, hayvanın sindirmiş olduğu rasyona kadar, 5 aşamada farklı rasyon olabileceği dikkate alınmalıdır. Söz gelimi kağıt üzerinde besin değeri eşit olan yoncanın fazla parçalanmış hali ile çok kaba bırakılmışının tüketimi ve sindiriminin aynı düzeyde olması beklenmez. Bu nedenle hayvan besleme uzmanları beş farklı rasyondan bahsetmektedirler.

1- Kağıt üzerindeki rasyon,
2- Yem karma makinaları/karıştırma vagonlarına yüklenen rasyon,
3- Yem karma makinaları/karıştırma vagonlarından çıkan rasyon,
4- Hayvanın yediği rasyon,
5- Hayvanın sindirdiği rasyon.

Rasyon şayet iyi bir şekilde dengelenmemiş ise hayvanlar bazı besin maddelerini gereğinden fazla ya da yetersiz alıyor olabilir. Dengesiz rasyonla beslenen sürülerdeki hayvanlar hiç bir zaman genetik kabiliyetlerini yansıtamaz. İneklerin genetik kabiliyetleri arttıkça rasyon dengesizliklerine daha duyarlı olduğu unutulmamalıdır. İyi hazırlanmamış rasyonlar, verim kayıplarından ölümlere varana kadar etkileri olmaktadır.

Besi sığırlarında bakım ve besleme


Besicilik; tüketicinin isteklerine cevap verecek tarzda bir karkası, kısa sürede ve ekonomik yöntemlerle elde etmek amacıyla hayvanların yoğun şekilde beslenmesi olarak tanımlanabilir. Sığır besisinde en uygun program şudur demek pek doğru değildir. Yetiştirici; pazar koşullarına, besilik hayvan ve yem teminine, mevsime, ekonomik durumuna, barınak ve işçilik kapasitesine göre program yapmalıdır. Genç erkek sığırların yanı sıra; damızlık özeliği olmayan genç dişiler ve damızlık değerini yitirmiş inekler de besiye alınarak et verimleri iyileştirilebilir. Besicilikte karlılık, besi hayvanından elde edilen birim kırmızı et miktarı kadar birim et için yapılan harcamalara da bağlıdır. Ayrıca besicilik yüksek sermaye istediğinden, yüksek enflasyonlu (yıllık % 4'den fazla) ülkelerde besi devir hızı (süresi) besicilik faaliyetinden bağımsız olarak karlılık üzerine etki etmektedir.

Besi performansı üzerine, hayvanın ırkı, yaşı, cinsiyeti, orijini, beden yapısı, kondisyonu ile bakım ve beslenmesi etkili olmaktadır. Besi performansın değerlendirmesinde, canlı ağırlık artışı (çoğunlukla günlük) ve yemden yararlanma yeteneği (1 kg canlı ağırlık artışı için tükettiği yem miktarı) olmak üzere iki parametre esas alınmaktadır.

Yemden Yararlanma Değeri: 1 kg canlı ağırlık artışı için kullanılan yem miktarıdır. Besi sığırları günlük olarak canlı ağırlıklarının % 1,6-3’ü kadar kuru madde cinsinden yem tüketirler. Bu durumda ortalama 300 kg canlı ağırlığındaki bir sığır 300 kg X % 2,7 kuru madde = 8,1 kg kuru madde cinsinde yem tüketir. Ortalama günlük canlı ağırlık artışının da 1,4 kg olduğunu kabul edecek olursak, yemden yararlanma değeri  = kuru madde tüketimi (8,1 kg) / canlı ağırlık artışı (1,4 kg) = 5,79 bulunur.

Günlük Canlı Ağırlık Artışı: İki tartım arası canlı ağırlık artışı farkının, gün sayısına bölünmesi ile hesaplanır. Örneğin; 30 gün arayla tartımda, ilk gün ile son gün arasındaki canlı ağırlık artışı farkı 40 kg olduğunu varsayalım. Bu durumda günlük canlı ağırlık artışı; 40 kg / 30 gün = 1,33 kg'dır.

Besiye Nasıl Başlanır?

Farklı bir bölgeden satın alınıp işletmeye getirilen hayvanların öncelikle strese gireceği unutulmamalıdır. İşletmeye yeni alınan besilik sığırlar; ilk 2 hafta boyunca, kaliteli kuru ot (çayır otu, fiğ + yulaf, yonca) ve temiz içme suyu gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması yanında hafif egzersizle birlikte güvenli rahat bir dinlenme ortamı (bol saplı veya talaşlı, kuru gübre, kumlu yataklık) sağlanarak bakıcıya ve ortama alıştırılmalıdırlar.

İlk 10 gün taze/yaş ot ve silajlar mümkünse verilmemeli veya çok ufak porsiyonlarda verilmelidir. Günde verilecek konsantre yem (fabrika yemi, kırılmış veya ezilmiş mısır, buğday, arpa vb.) miktarı maksimum 0,5 kg olmalıdır. Ancak 10. günden sonra taze ot, silaj ve konsantre yem miktarı yavaş, yavaş (günde 0,25 kg) artırılarak hayvanın işletme rasyon programına uyumu sağlanmalıdır.

Besleme Nasıl Yapılır?

Genç erkek sığırların besisi; birbirini takip eden besi geliştirme ve besi bitirme dönemi olmak üzere iki dönemde ele alınmalıdır.

Besi Geliştirme Dönemi (6-10 aylık): 300-350 kg canlı ağırlığına (ergin canlı ağırlığının yaklaşık % 65) ulaşılıncaya kadarki büyüme döneminde mineral madde ve protein gereksinimi çok daha yüksek olup; 150-350 kg canlı ağırlığındaki besi hayvanlarında rasyonun ham protein düzeyinin % 14-15 olması tavsiye edilmektedir. Öncelikle hayvanın iskeleti geliştirilerek, üzerine kas birikimi sağlanmalıdır. Bu dönemde protein miktarı kadar proteinin içerdiği metiyonin, lizin ve treonin aminoasit ihtiyaçlarının dengeli bir şekilde karşılanması, sonraki günlük canlı ağırlık artışı bakımından önem taşımaktadır. Erken yaşlardan itibaren yüksek besleme düzeyinde tutulan hayvanlar erken yağlanmaya başladıklarından, beklenen kesim ağırlığına 50-100 kg daha düşük canlı ağırlıkta ulaşırlar.

Rasyondaki kaliteli kaba yem oranının kuru madde esasına göre besi geliştirme dönemi başlangıcında (100-200 kg canlı ağırlık) % 50, sonuna doğru (200-350 kg canlı ağırlık) % 30-35 olması önerilir. Rasyondaki kaliteli kaba yem oranı bu dönemde düşürülmemelidir. Fazla tahıl veya kesif yem verilmesi asidoz ve laminitis riskini artıracağından, beklenen canlı ağırlık artışı sağlamayacaktır. Yapılan araştırmalarda % 70’den fazla konsantre yem veya tahıl verilmesinin, ekonomik olmadığı gibi besi süresi ve besi performansını çokça da etkilemediğini göstermektedir. Besi geliştirme dönemi boyunca mısır veya ot silajları 5-6 kg kadar verilebilir.


Besi Bitirme Dönemi: 300-350 kilodan 550-650 kg canlı ağırlığına ulaşılıncaya kadar ki bu süreçte besi sığırları yoğun besi programına tabi tutularak, besi sonu canlı ağırlığına en kısa sürede ulaşılması amaçlanmalıdır. Bu dönemde rasyonun ham protein düzeyinin % 12-13 arasında olması istenir, canlı ağırlık artışını hızlandırmak için rasyonda konsantre yem ağırlığı artırılabilir. Asidoz ve ayak hastalıklarından korunmak ve daha iyi bir besi performansı için tahıllar çok ince öğütülmemeli, konsantre yem oranı tedricen (günlük 0,25 kg) artırılmalı ve bir öğünde 2,5 kg’dan fazla kesif yem verilmemelidir. Yemlemede, yemden yeme geçişe önem verilmeli aynı firmanın yemi olsa dahi en az 4-5 gün eski yem ile yeni yem karıştırılarak sunulmalıdır. Bu dönemde besi sonuna doğru rasyonun kaliteli kaba yem oranı % 25 seviyesine kadar düşürülebilir.

Besi Sığırlarının Beslenmesinde Dikkat Edilecek Hususlar

✓ Konsantre yem ve samana dayalı yapılan besicilik beslenme açısından (asidoz, ayak hastalıkları vb.) sorunludur, rasyonda mutlaka kaliteli kaba yem yer almalıdır.

✓ Besi sığırlarına su serbest olarak sağlanmalıdır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda günde en az 3 öğün sulama yapılmalıdır.

✓ Besi sığırları genellikle enerji düzeyi yüksek rasyonlarla beslenmekte olup, yaş ilerledikçe, canlı ağırlığı yükseldikçe, enerji gereksinimi de artmaktadır.

✓ Besi sığırı rasyonları yüksek enerji gereksinimini karşılamak üzere fazla miktarda tahıl içerdiğinden yemler en az 3-4 öğünde hayvanlara servis edilmelidir

✓ Yemleme mümkün olduğu kadar günün aynı saatlerinde yapılmalıdır. Hayvanlar günlük tüketimlerinin önemli bir kısmını sabaha karşı gerçekleştirdiklerinden, geç akşam veya gece yemlemesi, sabah yemliklerde yem kalacak şekilde yapılmalıdır. Zorunluluktan günde iki öğün yemleme yapılıyorsa, bir günde verilecek yemin % 40’ı sabah, % 60’ı akşam verilmelidir. Çok sıcak havalarda akşam verilen yem miktarı % 70’e kadar çıkarılmalıdır.

✓ Hayvanların kaba yemi ayırıp kesif yeme yönelmelerini önlemek için kaba ve kesif yemler mutlaka homojen bir şekilde karıştırılmalıdır. Bu amaçla mümkünse kesif ve kaba yemler yem karma vagonlarında karılmalıdır. Rasyonda kullanılacak su oranı yüksek yemler (possa ve silajlar), iyi bir homojenizatör görevi görebilir.

✓ Sunulan yemlerdeki yüksek seviyedeki nem, yem tüketimini azaltarak gelişmeyi yavaşlatırken, düşük olması halinde ise tozlanmaya bağlı akciğer hastalıkları oluşabilmektedir.

✓ Problemli durumlarda rasyonda kaba yem düzeyi ve kaba yemin partikül boyutu artırılmalı, gerekirse tampon madde kullanılmalıdır. Yeme katılacak tampon maddeler sorunların çözümünde yardımcı rol oynayabilir esas odaklanılması gerekenin ise rasyonun yapısı ve yönetimidir.

✓ Yeme katılacak tampon maddeler; yem tüketimi, selüloz sindirimi ve mikrobiyel protein sentezini iyileştirilebilir. Uzmanlar, toplam rasyon kuru maddesine tampon madde olarak % 0,6-0,8 oranında sodyum bikarbonat (NaHCO3) veya sodyum bikarbonat + magnezyum oksit (3:1 oranında) kullanılmasını önermektedir.

✓ Tüketilmeyen yemler; yem tüketimini ve hijyenini olumsuz etkileyeceği gibi sinek artışına neden olacağından yemliklerden hızla uzaklaştırılmalıdır.

✓ Kırmızı et üretim maliyetinde önemli ağırlığı olan yemden, hayvanların azami şekilde yararlanmaları sağlanmalıdır. Bunu sağlamak için de belirli periyodlarla sürüde VKS tayini veya canlı ağırlık tartımı, rasyon ve gübre analizi yaptırılarak hayvanların verilen yemden ne oranda yararlandığı tespit edilmelidir.

✓ Hayvanın yaşı büyüdükçe tükettiği yeme karşılık sağladığı canlı ağırlık artışı azalmaktadır. Bir başka ifadeyle yemden yararlanma oranı düşmektedir. Canlı ağırlık artışı, genç hayvanlarda daha çok kas (et) kütlesi kaynaklı iken, yaşlı hayvanlarda yağ kütlesinden kaynaklanmaktadır. Yağ depolayan hayvanlar canlı ağırlık artışını yüksek miktarda enerji tüketerek sağladığından, besisi ekonomik olmaktan çıkmaktadır.

✓ Yemden yararlanma değerleri düzenli olarak analiz edilmelidir. Hayvana 1 kg canlı ağırlık artışı kazandırmanın ekonomik maliyetinin kaç TL olduğu hesaplanmalıdır.

✓ Tüketilen yem ve su miktarı, dışkının kompozisyonu, solunum sistemi ve ayak sorunları düzenli olarak gözlenmeli, sorunlar vakit geçirilmeden sorumlu veteriner hekime bildirilmelidir.

Sığır beslemede silaj kullanımı


Silaj; taze ve fazla su içeren yemlerin uzun süre saklanması amacıyla havasız ortamda süt asidi (laktik asit) bakterilerinin fermantasyonuyla elde edilen yemlerdir. Silolanacak suca zengin yemlerin kuru madde içeriklerinin %25-35 arasında, kolay eriyebilir karbonhidrat içeriklerinin ise en az %3 olması gerekir. Kaba yemlerin besin değerini artırmak ve korumak için en iyi yöntem silajlama metodudur.

Silaj için gerekli olan oksijensiz ortamı ve laktik asit oluşumunu sağlamak için yem bitkisini soldurma, parçalama, doğrama vb. fiziksel işlemler silolanmadan önce uygulanmalıdır. Proteince zengin ancak karbonhidratça fakir baklagil yem bitkilerine karbonhidrat ilave edilmelidir. Kısaca taze yem bitkileri silaj yöntemiyle; bakteri, maya, küf, böcek ve kemirgenler gibi dış bozulma faktörlerinden korunmasıdır.

Silaj Yapımında Nelere Dikkat Edilmelidir?

✓ Silaj için dane verimi ve sindirilebilirlilik oranı yüksek tohum seçilmelidir.

✓ Toprak analizine göre bitkinin ihtiyaçlarını içeren gübre kullanılmalıdır.

✓ Hasat zamanının doğru belirlenebilmesi için tarla zemini düzgün olmalıdır.

✓ Bitkilerin kök kısmına yakın yerlerinde mikotosin ve sindirilmeyen selüloz (lignin) oranının yüksek olması nedeniyle silajlık mısır hasadı, toprak seviyesinden 30-40 cm yukarıdan yapılmalı, rumende iyi bir fermantasyon sağlanabilmesi için de parça büyüklüğü 2 cm olmalıdır.


Silajlık mısırlarda, maksimum sindirilebilir besin maddesi elde edebilmek için en uygun hasat zamanı, kuru madde içeriğinin %30-35 arasında olduğu dönemdir. Bu dönem, danelerin olgunlaşmaya yüz tuttuğu, dişle rahatlıkla ezilebildiği ve süt çizgisinin danenin ½ seviyesinde olduğu evredir.

✓ Silajın bozulmadan uzun süre muhafazası, biçim partikül büyüklüğü, silo alanına taşıma hızı ile sıkıştırma ve üstünün kapatılması aşamalarının kısa sürede yapılmasıyla doğru orantılıdır.

✓ Silaj yapım yeri, bulaşmaya sebebiyet vermemek için hayvan atık (dışkı, idrar vb.) depolarından uzak tutulmalıdır. Silo derinliği taban suyu düzeyi dikkate alınarak yapılmalıdır.

✓ Silo suyu drenajını sağlamak için silo yerinin en az %1-2 eğime sahip olmasına dikkat edilmelidir. Bu amaçla eğimli araziler kullanılabileceği gibi, düz arazilerde silo tabanında %1-2 eğim oluşturulmalıdır.

✓ Silo yapı malzemesi yem suyunu emmemeli ve yem suyundan etkilenmemelidir. Kullanılan malzeme, yemin kalitesini bozmamalıdır.

✓ Silo yapı elemanları hava ve suyu içeriye sızdırmayacak özellikte olmalıdır.

✓ Silo duvarların iç yüzeyinde hava boşluğu oluşumuna yol açacak girinti, çıkıntı ve köşeler bulunmamalıdır.

✓ Silo açıldıktan sonra küflenmeye karşı korunaklı ve kullanımı kolay olmalıdır.

✓ Silaj kokusunun süte geçmemesi için silaj ahırda depolanmamalı ve daima sağımdan sonra verilmelidir.

Kısaca tarlanın/çayırın bakımı, biçim zamanı ve yüksekliği, doğrama/parçalama uzunluğu, soldurma süresi, sıkıştırma, kapatma ve açılması olmak üzere silaj yapım ve kullanım aşamalarının her biri silajın kalitesi üzerinde doğrudan etki etmektedir.

Gıda sanayi yan ürünleri, konserve sanayinin her türlü sebze artıkları, hayvan lahanası, şalgam ve pancar yaprakları, bezelye sapları, fasulye, domates, biber artıkları, şeker pancarı posası, patates cipsi artıkları silajı yapılmak suretiyle hayvan yemi olarak çok ucuza değerlendirilebilir.

Silaj Kullanımının Avantajları Nelerdir?

✓ Maliyetinin çok düşük, besleme ve sindirilme derecelerinin yüksek oluşu, sevilerek tüketilmesi silajın en önemli avantajıdır.

✓ Vitaminlerce özellikle Provitamin A yönünden zengindir.

✓ Silaj yapımının kuru ot üretimine göre hava koşullarına daha az bağımlı olması, silajı yapılan bitkilerin farklı olgunlaşma dönemlerinde hasat edilebilmesi, çalışma şartlarını kolaylaştırmaktadır

✓ Silajda kuru otta olduğu gibi yangın tehlikesi bulunmamaktadır.

✓ Yabancı ot tohumları silolanma sırasında öldüğünden gübre ile tarlaya bulaşmamaktadır.

✓ Silajlık bitkinin hasadı daha erken yapıldığından senede iki ürün alma imkanı doğmaktadır.

✓ Yeşil yemlerin kurutulması ile besin madde kaybı ortalama %40-60 iken, silajda bu oranın %5-10 olduğu kabul edilmektedir.

✓ Silaj sıkıştırılarak depolandığından birim hacimde daha fazla yem bitkisi depolanabilir. (1 m³ alanda 500-900 kg ).

✓ Silo kapları açılmadığı sürece suca zengin yemlerin dış çevre koşullarından etkilenmeden ve bozulmadan 2-3 yıl gibi uzun süre ile saklanmasına imkan sağlar.

✓ Günümüzde artık taşıma ve pazar imkanlarının da artması sonucu silaj yapımı tüm dünyada oldukça popüler bir kaba yem üretim tekniği halini almıştır.

Sığır beslemede kaba yemler


Lif (selüloz) bakımından zengin olan (kuru maddesinde % 16-18 den fazla ham sellüloz içeren) yemlere kaba yemler denir. Kesif yemler ise sindirilebilir besin maddeleri yüksek, selülozu düşük yemlerdir. Kaba yemler; işkembedeki mikroorganizmalar ve asitliğin düzenlenmesi, geviş getirme ve tükürük salgısını artırması gibi yaşamsal fonksiyonlar nedeniyle tüm büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için elzem bir besin madde kaynağıdır. Rumen kasılmalarını ve sindirim kanalı içeriğinin rumenden geçişini uyaran kaba yemler, metabolik hastalıklar ve sindirim bozukluklarını engellemede de alternatifsizdir. Kaba yemin kalitesi düştükçe günlük rasyonda daha fazla konsantre yem kullanılması gerekmekte, bu duruma bağlı olarak da hayvanın verimi ve sağlığı olumsuz yönde etkilenmektedir.

Kaba yemlerdeki protein, enerji, mineral, vitamin düzeyleri bakımından ciddi oranda farklılıklar bulunmaktadır. Baklagil (yonca, korunga, fiğ, gazal boynuzu, üçgül vb.) yem bitkilerinin protein, buğdaygillerin (çayır yulafı, ayrık otu, tilkikuyruğu, kılçıksız brom, reygrass vb.) ise karbonhidrat bakımından zengin olması nedeniyle hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasında kaba yemde protein ve enerjinin dengede olması hedeflenmelidir. Dengesizlik halinde yemden yararlanma oranı düşmektedir. Yem bitkisinde, ham protein oranı % 12 ve altında düşük, % 15 orta, % 18 ve üzerinde yüksek; net enerji değeri 1,12 Mcal/kg ve altında düşük, 1,27 orta, 1,42 ve üzerinde ise yüksek kaliteli kaba yem olarak kabul edilmektedir.

Kaba yemin kalitesini; ham protein oranı ve net enerji değeri kadar, lezzetlilik, sindirilebilirlilik oranı, toksik/allerjik madde içermemesi, hayvanın ağız yapısına uygun olması da (geviş getirmeyi garanti etmesi) belirlemektedir. Kaba yemin kalitesi; hayvanın performansı üzerindeki etkinliği yani verim ve sağlık verileri ile ölçüle bilinmektedir. Büyükbaş hayvanların yiyebildikleri kaba yemler;
- Taze veya kuru ot (çayır otu, yonca, korunga, fiğ, reygrass, üçgül, yem bezelyesi, vb.) ve hasıllar (yeşil biçilmiş buğday, arpa, yulaf ve karışımları),
- Silajlar (mısır, yonca, ot, hububat hasılı vb.),
- Sap (buğday, arpa, bakliyatlar vb.),
- Hasat ve harman artıkları (mısır sapı, pancar yaprağı, sebze artıkları),
- Fabrikasyon artıkları (pancar, malt, elma vb. posalar)'dır.

Ülkemizde kaba yem üretimi yetersiz olduğu gibi hasadı, kurutulması veya silaj yapılması, nakliyesi, depolanması ve hayvana sunulması aşamalarında da ciddi oranda kayıplara uğratıldığı gözlemlenmektedir. Kaba yemlerin tarladan-çayırdan, hayvanın işkembesine girinceye kadar ki tüm süreçlerde gereken azami teknik ve idari çabanın gösterilmesi, kaybı önlemenin yanı sıra, hayvanın sağlığı ve performansı açısından da hayati önemdedir.

Bitkilerde, selülozla birlikte odunsu yapıyı ve dayanıklılığı sağlayan lignin, bitkinin yaşlanması/kartlaşması nispetinde artmaktadır. Lignin (odunlaşma) ruminantlarda sindirim ve mikrobiyal enzimler ile sindirilemediği gibi selüloz sindirimini de olumsuz etkileyerek, yemden yararlanmayı da azaltmaktadır. Bu nedenle yem bitkileri, lignin miktarının düşük olduğu biçim zamanında hasat edilmelidir. Biçim zamanın tespitinde mümkünse laboratuvar analizlerinden faydalanılmalıdır.

Kaba yemlerde maksimum sindirilebilir besin maddesi elde edilebilecek en uygun biçim zamanları;
- Buğdaygillerde başaklanma öncesi ile erken başaklanma (buğday, arpa vb.)
- Baklagillerde çiçeklenme başlangıcı (yonca, korunga, fiğ vb.)
- Silajlık tahıllarda (mısır, sorgun vb.) ise danenin hamur kıvamı aşaması,
- Gelişimleri birbirlerinden farklı buğdaygiller ve baklagiller karışım halinde ekilmişse, buğdaygillerin başak oluşumu aşamasında hasat gerçekleştirilmelidir.

Hasat sonrası bitkide, oksidasyon ve protein kayıplarını en az düzeye indirebilmek için, hızlı bir şekilde bitki öz suyunun uzaklaştırılması gerekmektedir. Kaba yemin biçimden sonra hızlıca kurutulması, besin değerini kaybetmeden saklanmasını sağladığı gibi, mikotoksin oluşumunu da önlemektedir.

Kaba yemler, rutubetsiz ve havadar depolarda, depolanmadan önce nem oranı %14 altına düşecek şekilde kurutulmalıdır. Gölgede kurutulan otların besin değerleri güneşten kurutulanlara göre daha yüksektir.

Yem bitkilerinin tarlada kuruma süreleri sıcaklık, nem, yağış miktarı gibi iklimsel faktörlerin yanı sıra namlu profili, biçim yüksekliği, uygulanan mekanizasyon yöntemi, yem bitkisinin türü, biçim zamanı gibi birçok etkene bağlı olarak değişmektedir. Kaba yemlerin, biçim esnasında ezilmesi/örselenmesi kuruma süresini % 25-30 oranında kısaltır. Bu nedenle biçim esnasında ve sonrasında doğru mekanizasyon yöntemleri kullanılarak bitkinin yaprak ve gövdesi kısa sürede eşit bir şekilde kurutulmaya çalışılmalıdır. Otlar yeteri kadar veya homojen bir şekilde kurutulmazsa depolama sırasında küflenme ve çürümeler oluşabilir. Küflü yemlerde hayvana faydadan ziyade zarar vermektedir. Yine çeşitli sebeplerden dolayı aşırı kurutulan (uzun süre güneşe maruz kalmış) kaba yemlerde; toplama, taşıma, depolama ve yemin alınması sırasında en değerli bölümü olan yapraklar dökülmektedir. Bir başka deyişle yapraklar kül olmakta veya kül halde hayvanların önüne konulmaktadır.


Kaba yemlerin çok ince formda olması, çiğneme aktivitesinin ve rumen kontraksiyonlarının azalmasına, rumen pH’sının düşmesine, selüloz sindiriminin ve yem tüketiminin baskılanmasına neden olmaktadır. İşkembede sağlıklı bir ortam yaratmak için kaba yemin kalitesi kadar fiziksel özelliği de esas alınmalıdır. Kaba yemin kaliteli ve iri formda olması, kesif yeme olan ihtiyacı azaltacağı gibi geviş getirmeyi teşvik ederek tükürük salgısını da artıracaktır.

Bir sağmal hayvana günlük 20-25 kg mısır silajı veriliyorsa, geviş getirme süresini artırmak için 4-5 kg iri kıyılmış iyi kaliteli kuru çayır veya yonca-korunga-hasıl otu verilmelidir. Kaba yemlerle ilgili aşağıdaki faktörlere dikkat edilmelidir.

✓ Biçildiği vejetasyon dönemi (baklagiller çiçeklenme ve buğdaygiller başaklanma başlangıcında),

✓ Kaba yemin hasat biçimi (biçim yüksekliği ve biçimde uygulanan mekanizasyon yöntemi vb.),

✓ Kaba yemin biçim sayısı (1. biçim, 2. biçim gibi),

✓ Fiziksel formu (3 cm’den uzun kıyımlı),

✓ Konservasyonu (kurutma veya silaj yapma),

✓ Nakliyesi (kötü koşularda yükleme, taşıma ve boşaltma),

✓ Depolanma koşulları ve süresi,

✓ Bölgede kolay yetiştirilebilir olması,

✓ Kaba yem satın alımında birim (ton) fiyatından ziyade, içeriğindeki besin maddelerinin birim fiyatları göz önünde bulundurulmalıdır. Yani kaba yem fiyatı hesaplanırken; 1 kg saman, 1 kg yonca fiyatı değil, 1 kg sindirilebilir selüloz fiyatı esas alınmalıdır.

Sap ve samanın enerji katkısı eksi ve protein katkısı (verim payı) sıfır olarak kabul edilir. Kaba yemlerin yokluğunda bir başka deyişle zor durumda kalındığında işkembeyi dolu tutmak, geviş getirmeyi garanti altına almak ve işkembede oluşan gazların birikimini engelleyerek şişmeye karşı tampon görevi yapması için kullanılır.

Yemlemede, kalitesiz bir kaba yem olan samanın miktarı artıkça, kesif yeme olan ihtiyaç ve besleme gideri de o oranda artacaktır. Buğday, çavdar, arpa saplarını altlık olarak kullanmak veya melas ve hububat kırmaları ile karıştırıp silaj haline getirerek besin değerini artırmak en akıllıca yöntemdir.

İneklerin laktasyon dönemine göre beslenmesi


İneklerin sağım dönemindeki beslenmeleri; süt verimi düzeyleri, kuru madde tüketme kabiliyetleri ve canlı ağırlık kayıpları dikkate alınarak üç döneme ayrılır;
1. Dönem: Doğumdan sonraki ilk 10 hafta (0-70 gün),
2. Dönem: Doğumdan sonraki 10-20 hafta (70-140 gün),
3. Dönem: Doğumdan sonraki 20. haftadan kuruya çıkarılana kadar geçen süre.

Birinci Dönem Beslenme

İneğin doğum yapmasını takiben başlayan sağımın bu ilk evresinde iyi bir bakım ve besleme uygulanması inekten bir sağım döneminde (305 gün) elde edilecek toplam süt veriminin en yüksek düzeye çıkmasını sağlar.

Süt ineklerinde enerji dengesini kuru madde tüketimi ve süt verimi belirlemektedir. Süt ineğinin doğumdan sonraki 4. gün enerji ihtiyacı, kuru madde tüketimiyle sağlanandan yaklaşık olarak % 26 daha fazladır. Bununla beraber, kuru madde tüketimiyle sağlanan net enerjinin % 97’si ve metabolik proteinin % 83’ü meme bezlerinde süt üretimi için kullanılmaktadır. Bu sebeple buzağılamaya yakın ve laktasyonunun ilk 10 haftasında kuru madde tüketimini uyarmak amacıyla, enerji ihtiyacını karşılayacak düzeyde dengeli, lezzetli ve sindirilebilirliği yüksek rasyonların hazırlanması gerekir. Özellikle yüksek süt verimine sahip süt ineklerinde bu dönemde by-pass protein kaynakları ve yağ preparatları tercih edilebilir. Doğum yapan hayvan ilk 15 gününde yani lohusa döneminde sağlık kontrolleri çok sıkı bir şekilde yapılmalıdır. Araştırmalar sağlık sorunlarının çoğunlukla bu dönemde şekillendiğini göstermektedir.

Laktasyonun birinci dönemindeki ana problem, ineğin süt verimi en yüksek düzeye ulaşmasına rağmen, yem tüketiminin yeterince artmamasıdır. Bu dönemde negatif enerji bilançosuna maruz kalan inek, vücut yağ rezervlerini kullanmaktadır. Bu nedenle ilk 10 haftada ineğin sağlığını ve verimini koruyacak ek tedbirler uygulanmalıdır.

✓ Süt ineklerinde beslenme durumunu değerlendirmek için vücut kondisyon skoru (VKS) sürekli izlenmelidir. Doğum sonrası dönemde, ineklerde VKS kaybının en aza indirilmesi altın kuraldır.

✓ Rasyonun enerji içeriğinin ve kuru madde tüketiminin artırılmasıyla negatif enerji bilanço süresi ve şiddeti azaltılmalıdır.

✓ Üç sağım yapılan ineklerin, iki sağım yapılanlara göre % 10-20 oranında daha fazla süt vermesi ile klinik mastitis olgularında belirgin bir azalmayı sağlaması gibi olumlu etkileri olmakla birlikte, doğumdan sonraki ilk 20 günde ineğin enerji açığını şiddetlendireceğinden günde ikiden fazla sağım yapılması önerilmemektedir.

✓ Mutlaka iyi kaliteli bir kaba yem kullanılmalıdır. Eğer iyi kaliteli kaba yem olanakları kısıtlıysa, kaliteli kaba yemler hayvanların bu dönemleri için ayrılmalıdır.

✓ Hayvana günlük yedirilen toplam yemin en az % 50’sini kaliteli kaba yem oluşturmalıdır. Bu oran kuru madde esasına göre sağlanmalıdır. Silajların yaklaşık 2,5-3,5 kg’ının 1 kg kuru yeme denk geldiği hesaba katılmalıdır.

✓ Kaba ve konsantre yemler homojen bir şekilde karıştırılarak birlikte verilmelidir. Sindirim sistemi sağlığı için bir yemlemede/öğünde maksimum 2 kg/baş konsantre yem verilmelidir. Tüketimi artırmak için konsantre yem günde 3-5 öğünde sunulmalı. Günde 1-2 kez yemleme yapılması durumunda rumen pH değeri 5,1-7,1 arasında dalgalanacaktır. pH’daki bu dalgalanma, sindirim sistemi performansı ve sağlığı için arzu edilen bir durum değildir.

✓ Kaba ve konsantre yemler homojen bir şekilde karıştırılarak birlikte verme imkanı yoksa, rumen asidozundan korumak için önce kaba yem ardından konsantre/kesif yem verilmelidir.

✓ Kaba yemin en az yarısı 5’cm den daha uzun doğranmış olmalıdır. İnce kıyılmış mısır silajı, pancar posası, domates ve elma posaları gibi ince ve lif bakımından zayıf uzunluğa sahip yemlerin kaba kıyılmış 3-4 kg kuru otla karıştırılarak verilmesi, hem sindirile bilirliği artırmakta, hem de hayvanın sağlığının korunmasına yardımcı olmaktadır.

✓ Günlük süt verimi takip edilerek verilecek yem miktarı süt verimine göre ayarlanmalıdır. Bu amaçla doğumu takiben ilk 8-10 günde konsantre yem miktarı kontrollü olarak günde 500 gr artırılabilir. Bu artış hayvanın gereksinimleri doğrultusunda ayarlanmalı, hayvanlar üst düzeyde verime kesinlikle zorlanmamalıdır.

✓ Yüksek süt veriminden doğan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için günlük olarak yeme hayvan başına 500 gr kadar yağ ilave edilebilir. Verilecek olan yağın doymuş yağlardan oluşması tavsiye edilmektedir.

✓ İyi bir enerji kaynağı olan propilen glikolün hayvanlara ağızdan günlük 300-400 ml verilmesi, negatif enerji dengesinin yaratığı olumsuzlukları kısa sürede düzeltmesi bakımından faydalı olabilmektedir.

✓ Kuru madde esasına göre hazırlanan rasyon % 17 oranında ham protein içermelidir. Mısır silajı gibi enerjice zengin, proteince fakir kaba yemlerin kullanıldığı durumlarda kesif yemdeki protein oranı ise % 22-26 arasında olmalıdır.

✓ Metabolizma ve immun sistemin güçlendirilmesi için rasyona dengeli bir şekilde; A, D, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, selenyum, bakır, çinko, iyot, manganez ve kobalt mineralleri ilave edilmelidir.

✓ Rasyonun katyon- anyon farkını (RKAD) belirlemek için idrar pH’sına bakılabilir. RKAD (meq) = Katyon (Na + K) - Anyon (S + Cl) farkı (+) ve idrar pH’sı 7-8 olursa rasyona anyon kaynağı olarak amonyum klorit, amonyum sülfat, kalsiyum klorit, magnezyum sülfat; katyon anyon farkı (–) ve idrar pH’sı 5,5-6,2 ise katyon kaynağı olarak sodyum bikarbonat ve potasyum karbonat ilave edilebilir. Ancak yem katkı maddeleri sorunların çözümünde yardımcı rol oynayabilir esas yapılması gereken rasyonun yapısında ve yönetiminde katyon ve anyon dengesini sağlamaktır.

Süt sığırlarında süt ve döl verimini olumsuz yönde etkileyen metabolizma hastalıkları bu dönemde oldukça sık karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalıkların en önemlileri ketozis, yağlı karaciğer sendromu, rumen asidozu, hipokalsemi, abomasum deplasmanı, laminitis ve son atamamadır (retentio secundinarum).


İkinci Dönem Beslenme

İkinci dönem süt verimindeki artışın duraklayıp yavaş, yavaş azalmaya başladığı dönemdir. Bu dönemdeki azalmanın olabildiğince yavaş olması, büyük ölçüde ilk dönemde iyi bir bakım ve besleme uygulanmasına bağlıdır. Laktasyonun ikinci döneminde de kaba yemin mümkün olduğu kadar kaliteli olması ve süt veriminin takip edilerek süt verimine göre rasyon düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde süt verimi yüksek olsa da yem tüketimi yükseldiğinden, ineğin enerji ve besin madde gereksinimi rahatlıkla karşılanabilir. Laktasyonun bu döneminde de ilk dönemdeki kurallara dikkat etmek gerekir ve dikkat edilmediği takdirde aynı beslenme bozukları oluşabilir.

Üçüncü Dönem Beslenme

Laktasyonun üçüncü dönemi hayvanın bakım ve beslenmesinin en kolay yürütülebildiği dönemdir. Bu dönemdeki problem hayvanın besin maddesi ve enerji gereksinimlerinin karşılanamaması değil, hayvanın aşırı beslenmesi ve yağlandırılmasıdır. Bu nedenle ineğin süt verimi çok iyi takip edilmeli ve süt verimi azaldıkça verilen yem miktarı da azaltılarak hayvanın yağlanması önlenmelidir.

Kurudaki inek ve düvelerde bakım ve besleme


Kurudaki İneklerde Bakım ve Besleme

Kuru dönem, ineğin laktasyon periyodundan çıkıp, doğum ve bir sonraki laktasyon dönemi için hazırlanmasına imkan tanıyan, doğumdan önceki 55-60 günlük süredir. Bu dönemde ineğe gösterilen özen hayvanın sağlığı ve verimi üzerinde belirgin bir etkisi vardır. Doğacak buzağının daha iyi beslenmesi ve hastalıklardan koruyacak kaliteli bir kolostrum için de kuru döneme ihtiyaç vardır.

Kurudaki inekler yağlanmaması için sağmal ineklerden ayrılarak, ayrı bir bakım ve beslenme programına alınmalıdır. Çünkü yağlanan hayvanlarda doğum sonrası normalde hızla küçülmesi gereken rahim, geç küçülmekte buna bağlı olarak da rahim iltihapları ile döl verimi sorunları sıklıkla yaşanabilmektedir. Vitamin ve mineral madde yönünden zenginleştirilmiş kuru dönem yemlemesi düşük enerjiye sahip olmalıdır.

✓ Kuruya çıkarma; yem ve suyun kısıtlaması ile birlikte yüksek verimlilerde günde bir kez veya gün aşırı sağım, düşük verimlilerde ise sağımın aniden durdurulması şeklinde yapılmalıdır.

✓ İnekler doğumdan 55-60 gün önce kuruya (sağımdan kesme) çıkarılarak, yüksek verime bağlı yıpranan sindirim sistemi ve meme dokusu dinlendirilerek, yenilenmesi sağlanmalıdır. Yapılan çalışmalar, 60 günden uzun bir kuru dönemin ineğe herhangi bir yararının olmadığını göstermiştir.

✓ Kuru dönemin ilk ve son iki haftalarında şekillenebilecek mastitlere karşı uyanık olunmalıdır.

✓ Kurudaki inekler (doğumuna 60 gün kalan gebe düveler dahil); hastalıklara karşı vücut direnci düştüğünden, hastalık ve zararlı etkenlerle temasları sınırlandırılmak için ahırın en temiz bölümde barındırılmalıdır.

✓ İmmun sistemi güçlendirmek için A, D ve E vitamini ile özellikle selenyum takviyesi yapılmasında fayda vardır. Ülkemiz topraklarında selenyum, bakır, molibden ve iyot eksikliğinin yaygın olduğu bilindiğinden dikkatli olunmalıdır.

✓ Doğumuna 4-9 hafta kala, E. coli, rotavirüs ve coronavirüse karşı aşılanmalıdır.

✓ Döl yatağında yavrunun gebelik süresince hacimsel gelişimi paralelinde, işkembe üzerine yaratacağı baskı artmaktadır. Yani gebeliğin ilerlemesiyle işkembe kapasitesi azalmaktadır. Bu sebeple, fazla miktarda sulu (hacimli) ancak besin madde yoğunluğu düşük olan silaj, pancar, domates ve elma posaları ile taze biçilmiş yeşil yemler beslenme eksikliğine yol açabileceğinden özellikle de doğuma bir ay kalmış hayvanlara yedirilmemelidir.

✓ Yüksek düzeyde konsantre yemle beslenen hayvanlarda strese giren işkembenin dinlenmesi ve yenilenmesi sağlanır. İnek kuru dönemde vücut ağırlığının en az % 2’si kadar kuru madde cinsinden kaliteli kurutulmuş çayır otu ya da hasıl yemleri ile beslenmelidir. Son yıllarda kuru dönemde sadece kaliteli kuru çayır otuyla beslemenin doğum sonrası hastalıkların önlenmesinde etkili olduğuna dair güçlü araştırmalar yayınlanmaktadır.

✓ Canlı ağırlığa ve vücut kondisyon skoruna (VKS) bağlı olarak verilecek konsantre yem miktarı vücut ağırlığının % 0,5’ini geçmemelidir.

✓ Kurudaki ineği süt verimine hazırlamak için; doğuma 15 gün kala kuru dönem yem miktarı azaltılarak, yerine süt yemi verilmek suretiyle doğuma kadar 3-5 kg süt yemi tüketmesi sağlanmalıdır.

✓ Hiçbir şekilde VKS’si yüksek bir ineğe kuru dönemde rejim yaptırılmamalıdır. Zayıf ineklerin hafifçe kilo almasına izin verilebilir.

✓ Küflenmiş, kızışmış ve herhangi bir şekilde bozulmuş yemler, yavru atmalara neden olabileceğinden asla yedirilmemelidir.


Düvelerde Bakım ve Besleme

Sakin bir şekilde davranılarak yetiştirilen buzağı-düveler; inek dönemlerinde yapılacak uygulamalara karşı (sağım, aşı, muayene, nakli vb.) agresif bir şekilde idare edilenlere göre daha az reaksiyon gösterirken, çiftlik personeli açısında da daha az yaralanma riski taşımaktadırlar. Bu nedenle, hayvanları ürkütecek her türlü davranıştan özenle kaçınılmalıdır. Bir başka deyişle hayvan sevk ve idaresi; korkutma araçlarına asla başvurmadan, ödül ve teşvik üzerinde oluşturulmalıdır.

Dişi sığırlarda en hızlı meme gelişimi 4-9 aylık yaşlar arasında olmaktadır. Bu dönemde aşırı besleme (Holstein gibi iri cüsselilerde günlük canlı ağırlık artışı 800 gr, Jersey gibi küçük cüsselilerde 500 gr’dan fazla) durumunda memede; süt bezlerinin yerini yağ dokusu dolduracağından, "et memelilik" denilen tablo şekillenebilir ve daha sonra yapılacak yem kısıtlaması ile de giderilemez. Özellikle 4-9 aylık yaş dönemlerinde aşırı beslemeden kaçınılmalıdır (iri cüsselilerde 800 g/gün üzerine çıkılmamalıdır). Düvelerde önerilen vücut kondisyon skoru 2,75-3,25'dir. Dişi danalar cüsseye ve yaşa göre gruplandırılmalıdır. Özellikle kısıtlı yemleme yapıldığında büyükler küçüklerin yemlerini tüketebileceği unutulmamalıdır.

Ülkemizde yanlış uygulamalardan biri düvelerin kalitesiz kaba yem veya sağmal hayvanlardan arta kalan yemlerle beslenmesidir. Bu durum, gelişme geriliğinden, düzensiz canlı ağırlık ve büyüme artışına buna bağlı olarak da geç, düzensiz veya gizli kızgınlıktan, kızgınlık göstermeme ve döl tutmamaya varan sorunlara yol açmaktadır.

Ülkemizde sıklıkla yapılan önemli yanlışlardan biri de yetiştiricilerin genç dişi sığırlarını yoğun bir şekilde besi yemleri veya tahıl kırmalarıyla besleyerek, besilik form kazandırmalarıdır. Bu durum sadece süt verimi açısından değil, döl verimi açısında da sorunlara sebebiyet vermektedir. Dört aylık yaştan gebeliğin son iki ayına kadar günlük 750-800 gr, gebeliğin son iki ayında ise günde yaklaşık 1 kg canlı ağırlık artışı sağlayacak kaliteli çayır otuna dayalı dengeli bir besleme programı uygulanmalıdır.

✓ Düveler, 8-10 aylıkken cinsel olgunluğa ulaşarak boğasaklık \ kızgınlık hali gösterirler. Holstein ırkı dişi danaların 9 aylık yaştan önce kızgınlık göstermesi aşırı beslendiğinin göstergesidir. Aşırı besleme aynı zamanda yumurtalık kistlerine sebebiyet vermektedir.

✓ İlkine buzağılama yaşı için entansif bakım ve besleme koşullarında en uygun zaman 23-26 aylık yaşlardır. 28 aylık yaştan sonra buzağılayan düvelerde, 1. laktasyondaki süt veriminde bir miktar artış görünse de sonraki laktasyonlarda süt veriminin 23-26 aylık yaşlarda buzağılayanlara oranla daha düşük olduğunu ortaya koymuştur. Düveler buzağıladığında ergin canlı ağırlığının yaklaşık % 82'sine sahip olmalıdır.

✓ Düveler; ergin canlı ağırlığının yaklaşık % 65’ine, 13-15 aylık yaşa ve en az 127 cm sağrı yüksekliğine (küçük cüsseli jersey ve yerli ırklar hariç) ulaşmadan gebe bırakılmamalıdırlar. Yerli ırk düvelerin ise, 18 aylık yaştan küçük olmamak üzere, ergin yaş ağırlığının 2/3’üne ulaştığında tohumlanması esas alınmalıdır.

✓ Gebe düvelerde buzağılamaya 15 gün kala süt yemine başlatılarak, doğuma kadar süt yemine alıştırılması tamamlanmalıdır.

✓ İlkine doğum yapan ineklerin süt verimi, sürü ortalamasından % 30 daha az ise bu inekler sürüden çıkarılmalıdır (reforme edilmeli).