Onur Çelikörs | Veteriner Hekim

Kediler ve köpekler için aşı takvimi

Kediler ve köpekler için aşılama, evcil dostlarımızın enfeksiyöz hastalıklardan korunması için en güvenli ve ucuz yöntemlerden biridir.

Yavru kedi ne zaman eve getirilebilir?

Bu dünyada yavru kedilerden daha sevimli bir şey olabilir mi? İlginç tuhaflıkları ve minik miyavlamaları onları eve götürmek isteyen kedi severler için karşı konulmaz kılıyor.

Köpek besleme ilkeleri ve mama seçimi

Köpekleri daha doğru beslemek için her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 40 yıl önce sadece et ile köpeklerin sağlıklı şekilde beslenebilecekleri düşünülüyordu.

Kedi ırkları: British shorthair

British Shorthair, kısa, yoğun ve su geçirmez tüylere, kalın bacaklara ve küt uçlu bir kuyruğa sahip, güçlü görünümlü büyük bir kedidir.

Kuş eğitimi için 5 temel öneri

Daha önce bir köpek sahibi olduysanız, muhtemelen ona otur, kalk ve gel gibi tüm temel bilgileri öğreterek eğitim verdiniz. Evcil kuşunuz için de aynısını yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz?

Sığırlarda lenf yumrularının palpasyonu

Lenf yumruları (lymphonodi, nodi lyphatici) vücudun belirli bölgelerinde yer alan, ortalama 1-2 cm. uzunluğunda, yuvarlak ya da fasulye şeklindeki oluşumlardır.

Sığırlarda suni tohumlama

Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar; birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır.

Buzağıların bakımı ve beslenmesi


Teorik olarak, bir süt işletmesinin gelirinin % 40’ının buzağıdan, % 60’ının da sütten elde edildiği genel kabul olsa da işletmede süt verimi arttıkça, buzağı gelirinin toplam gelir içindeki payı azalmaktadır. Diğer taraftan süt geliri azaldıkça buzağıdan elde edilen gelir artmaktadır ve etçi damızlık işletmelerinin tek gelir kaynağı buzağıdır.

Ekonomik açıdan doğan buzağılarda kayıplar, buzağı ölümleri ile buzağıların yetersiz bakım-beslemesi ve/veya kronik hastalıklara bağlı gelişim geriliğinin toplamı şeklinde ele alınmalıdır. Buzağı ölümlerine bağlı ekonomik kayıplar, buzdağının sadece görünen kısmı olup, iyi bir buzağı dönemi geçirmemiş, zayıf bünyeli bir yetişkin sığırın; yemden yararlanma derecesi, günlük canlı ağırlık artışı, süt ve döl verimlerinin istenilen seviyede olmamasına bağlı kayıplar ise çok daha fazladır.

Annenin genel sağlık durumu ile gebelik dönemindeki bakım ve beslenmesi, buzağı sağlığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle anne-yavru sağlığı bir bütün olarak ele alınmalıdır. Buzağı sağlığı; gebelikten önceki anne sağlığı ile başlar, tohumlama, gebelik ve doğum süreciyle devam eder. 

Doğum öncesi tedbirler:

- Doğum zamanı iyi ayarlanmalıdır. Aşırı sıcaklarda-soğuklarda veya işletmede iş yükünün fazla olduğu dönemlerde doğumların olması buzağı kayıp riskini artırmaktadır.

- Düveler, ilk tohumlama için ırka göre değişen, sağrı yüksekliği, canlı ağırlık ve yaş kriterlerinin üçünü de sağlamış olmalıdır. Erken veya geç yaşta tohumlama risklidir.

- Düve tohumlamasında kullanılacak boğaların buzağılama kolaylığı indeksi, mutlaka yüksek olmalıdır (mümkünse 110 puan üstü).

- Doğum yapacak hayvanlar çok zayıf veya çok yağlı olmamalıdır (VKS 3-3,5 olmalı). Hayvanın yağlı olması güç doğuma, zayıf olması ise yetersiz canlı ağırlıkta buzağı doğumuna sebep olmaktadır.

Doğum zamanı tedbirleri:

- Doğum bölmesi genişliği ile kolay doğum arasında bir ilişki vardır. Doğum ortamı ne kadar geniş, bol altlıklı kuru ve temiz ise doğum o kadar kolay olmakta, ayrıca ahırda doğan buzağıların ölüm oranının, doğum bölmesinde doğan buzağılardan yaklaşık 5 kat daha fazla olduğu unutulmamalıdır.

- Düvelere ve ineklere ayrı bir doğum padoğunda sancılanma ve ıkınma için zaman tanınmalı, gözlem yapılmalı ve gereksiz erken müdahaleden kaçınılmalıdır. Su kesesi ve/veya ayaklar görüldükten sonraki 1 saat içerisinde doğum gerçekleşmemişse, doğuma müdahale edilmelidir.

Maalesef ülkemizde, damızlık boğa pedigrisini doğru okuyarak, doğru baba adayını seçme, temiz, kuru ve yumuşak altlıklı doğum bölmesi kullanımı ve doğuma müdahale konularında sorunlar yaşandığı sıklıkla gözlemlenmektedir. Doğum öncesi ve doğum zamanındaki bu tür hatalara bağlı olarak doğan buzağılarda, hastalıklara yatkınlık ve kayıplar görülmektedir.

Doğum sonrası tedbirler:

- Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir. Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı; baş aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır. Doğduktan sonra, 15 dakika içinde buzağının kendiliğinden göğüs üzerinde oturma pozisyonu alması, sağlıklı olduğunun göstergesidir.

- Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olmaktadır. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması için teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.

- Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir. Göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmeli veya göbek kordonu tentürdiyot solüsyonuna daldırılmalıdır.

- Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz kuru bir bezle iyice kurulanmalı ve en kısa sürede emzirmeye çalışılmalıdır. Ancak yavrunun annesini emmesi halinde ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağımı zorlaşabilir. Ayrıca memeden emen yavrunun, nasıl kalitede ve ne kadar kolostrum içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, buzağı canlı ağırlığının % 5’i kadar miktarda, soğutmadan, mutlaka vücut ısısında (38°C) verilmelidir.

Kolostrum (Ağız Sütü)

Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşmakta, buzağı doğduğunda ise aniden durmaktadır. Komplike bir meme salgısı olan kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 kat kuru madde, 3 kat mineral ve 5 kat protein içerdiği gibi; yüksek oranda buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Sağım sayısı artıkça bu değerler hızla düşmektedir. Kaliteli kolostrum, buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.

İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle, işletmedeki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50 g/lt ˂ IgG) beslenmelidir. 


Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 g/L altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.

Yapılan çeşitli araştırmalarda ülkemizde buzağı ölümlerinin kabul edilebilir değerlerin yaklaşık iki katı (%10) olduğu ortaya konulmuştur. Bu büyük yıkıcı sorunun ana sebeplerinden biri altlık, diğeri de buzağıya zamanında yeterli miktarda kaliteli kolostrumun verilmemesidir. Kaliteli kolostrum; buzağılarda, doğum sonrası stresi ile hastalık ve ölüm oranlarının azaltılmasında, büyüme/gelişim hatta yetişkinlik döneminde verim performanslarının en üst düzeyde tutulmasında, yegane güvencedir.

Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler; hayvan refahı (strese maruz kalması), kuruda kalma süresi (sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması) ve mevsim (gebeliğin son döneminde özellikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşmesine neden olan sıcaklık stresi)'dir. Ayrıca bakım ve besleme koşulları ile mastitis ve diğer hastalıklar da kolostrum kalitesi üzerinde etkilidir.

Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) %22 (50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir.

Havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere immun fonksiyona dâhil olan diğer iz mineral ve vitamin eksiklikleri kolostrum kalitesini etkiler. Yine kuru madde esasına göre rasyondaki ham protein içeriğinin % 9’un altında olması, kolostrumun IgG konsantrasyonunu etkilememekle beraber, IgG’nin buzağı bağırsağından emilimini de düşürmektedir. Bu nedenle özellikle gebeliğin son iki ayında, ham protein değeri düşük saman ve kalitesiz kaba yeme dayalı beslemeden kaçınılmalıdır.

Genel olarak Holsteinlerin diğer süt ırklarından daha düşük kolostral IgG konsantrasyonuna sahip olduğu düşünülmektedir. Ancak ABD’de yapılan geniş çaplı survey çalışmalarda, ırk ve meme bezi büyüklüğünün IgG konsantrasyonu üzerinde bir etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır.

İnek veya düvelerde yüksek proteinli rasyonla beslemenin, kolostrum IgG konsantrasyonuna veya miktarına etkisi bulunmamaktadır. İnekler kuru dönem başta olmak üzere, her dönemde sağlıklarını üst düzeyde tutacak tarzda eksiksiz bakım ve beslenmesi esas alınmalıdır.

• İlk kez buzağılayanlardaki (düve) kolostrum miktarı ve IgG konsantrasyonu birden fazla doğum yapan ineklerden ortalamasından daha düşüktür. Ancak birçok düve çok iyi kalitede kolostrum üretebilir. Bu nedenle düvelerden buzağılamadan sonraki 2 saat içinde toplanan kolostrum ineklerde olduğu gibi test edilmeli yüksek kalitede ise kullanılmalıdır.

• IgG düzeyi ˃ 50 gr/L olsa bile, kuru dönem aşılamalarına uygun yanıtın verilmesi ve spesifik antikorların kolostruma transferi için yeterli süre bulunmayanlarla, kuruda kalma süresi 21 günden kısa sürmüş ineklerden elde edilen kolostrumla ilk gün besleme yapılmamalıdır.

• Buzağılama öncesi sağım veya tekrarlayan şekilde memeden kolostral sızıntı/kaçak gerçekleşirse, süt üretiminin erken başlaması ile sonuçlanır ve buzağılama anındaki salgılar, kolostrumdan ziyade normal süte benzer. Buzağılar, doğum öncesi sağılmış (ciddi ödeme bağlı olarak) veya süt kaçağı olduğu fark edilen ineklerden elde edilen kolostrumla ilk gün beslenmemelidir.

• Hasta ve klinik mastitli ineklerin, tüberküloz, paratüberköloz, brucelloz gibi kronik hastalıklarla enfekte olanların, buzağılama öncesi beslenme yetersizliği çekenlerin ve aşırı buzağılama güçlüğü yaşayan ineklerin kolostrumu buzağı beslenmesinde kullanılmamalıdır.

• Salmonella ve fekal koliformlar gibi patojenler; sağım, paketlenme ve depolama süresince kolostrumu kontamine edebilir, diyare/ishal ve septisemi gibi hastalıklara neden olabilirler. Çeşitli viral hastalıklar, tüberküloz, paratüberküloz, brucelloz, salmonella ve mycoplasma türleri enfekte ineklerden kolostrumla buzağılara doğrudan geçebilir, bu etkenlerle enfekte olduğu bilinen hayvanlardan elde edilen kolostrum buzağıların beslenmesinde kullanılmamalıdır. Bu patojenlerin sürüde yayılımını elimine etmek için, kolostrum yerine geçen ürünler veya pastörize kolostrumla besleme dâhil olmak üzere çeşitli seçeneklere başvurulmalıdır.

Kolostrumun nasıl saklanır?

Kullanılmayan kaliteli kolostrum buzdolabında saklanmalıdır. Kolostrum 24 saatte kadar 4°C buzdolabında bekletilebilir. Kolay çözülebilmesi için yassı bir kapta 1-2 kg’lık porsiyonlar halinde derin dondurucuda (-18°C) antikor seviyesini kaybetmeden 1 yıla kadar saklanabilir. Porsiyonların üzerinde ineğin kulak no’su, sağım tarihi ve yoğunluk değeri (kalite derecesi) yazılmalıdır. Derin dondurucu sıcaklığı sürekli kontrol edilmeli, çözülmüş kolostrumlar kesinlikle tekrardan dondurulmamalıdır.

Kolostrumu buzağıya vermede niçin acele etmeliyiz?

Buzağılar hastalıklara karşı yok denecek kadar zayıf bağışıklıkla ve çok aç bir şekilde dünyaya gelmektedir. Buzağılar doğar doğmaz strese maruz kaldığı gibi hastalık yapıcı etmenlere karşı savunmasız olduğundan, acilen kaliteli kolostruma ihtiyaç duyarlar. Öte yandan bağışıklık maddelerinin (IgG) bağırsaktan etkin bir şekilde emilerek kana karışması, yalnızca doğum sonrasındaki ilk birkaç saat içinde gerçekleşebilmektedir. Doğumun üstünden zaman geçtikçe IgG’nin kolostrumdaki konsantrasyonu ve buzağı bağırsağından emilimi hızla düşmekte, Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere 24. saatin sonunda ise emilim %0’lara kadar düşmektedir.


Kaliteli kolostrum içerdiği yüksek oranda magnezyum sayesinde; buzağıların sindirim sisteminin uyarılması ve de ana karnındaki dönemde bağırsaklarda biriken atık maddelerin (mekonyum) dışarı atılmasında birinci derecede etkili olmaktadır. Ağız sütünün verilişi geciktiği zaman bağırsaklarda üreyen hastalık yapıcı mikroorganizmalar ağız sütü yerine emilebilir. Kolostrum bağırsak çeperini bir film gibi kaplayarak, patojen mikroorganizmaların emilimini de önlemektedir.

Buzağılamadan sonra ilk sağımın/emzirmenin geciktirilmesi, doğumla beraber süt üretiminin başlaması nedeniyle kolostrum seyrelerek IgG ve besin madde konsantrasyonun (protein, mineral madde ve vitamin) düşmesine yol açacaktır. Bu durumda buzağı, yeteri miktarda bağışık madde (100 gr IgG) ve besin alımı için daha fazla kolostruma ihtiyaç duyacaktır. Bir öğünde canlı ağırlığının % 6’sından fazla kolostrum verilmesi de ishale yol açabileceğinden sorun daha da kötüleşecektir.


Buzağılar bünyelerinde, hastalıklara karşı koyacak bağışık maddelerini (IgG) yaklaşık 2 haftalık olduklarında üretmeye başlarlar ve 3-4 aylık yaşa kadar yeterli seviyede üretebilme kabiliyetine ulaşırlar. Bu nedenle buzağılar doğar doğmaz alacakları kolostrumdan sağladıkları pasif bağışıklık sayesinde 3-4 aylık yaşa kadar hastalıklardan korunmaktadır.

24-48 saatlik yaştaki buzağılardan alınan kan numunelerinde, serum toplam proteini ölçülerek yeterli bağışıklığın (immünite) sağlanıp sağlanmadığı, izlenebilir. Serumdaki toplam protein miktarı, kolostrumdaki IgG seviyeleri ile yüksek oranda ilişkilidir. Buzağılar yeterli miktarda yüksek kaliteli kolostrum alırlarsa serum toplam proteini 5,5 gr/dl veya daha fazla olacaktır. Buzağılarda 5 gr/dl den daha düşük olan serum toplam protein seviyesi sağlık sorunları için yüksek risk taşımaktadır.

Klinik eşik doz (clinical threshold dose), hastalığın oluşması için gereken organizma sayısı olarak tanımlanır. Kolostrum antikorlarından yeteri kadar bağışıklık kazanamayan buzağılarda klinik (hastalık belirtisi) eşik dozu, bağışıklık kazananlara göre çok daha düşüktür. Klinik eşik dozundan öte, patojen maruziyeti ne kadar yüksekse, hastalık şiddeti o oranda artar. Kolostrumdan bağışıklık kazanmış olan buzağılar daha fazla patojenlere maruz kalabilirler, fakat hastalıkları kolostrumdan yoksun kalmış buzağılara göre çok daha hafif geçireceklerdir. Kısaca bağışıklık ve patojenler arasında bir denge vardır.


Buzağıların Sütten Kesim Zamanı

Buzağı canlı ağırlığının %1'i kadar buzağı başlangıç yemi veya tahıl kırması-ezmesi tüketmeye başlayınca bir hafta tek öğün süt verilir ve 2. hafta sütten kesilir.

Buzağı beslemede kritik noktalar:

• Yapılan çalışmalarda kaliteli ve yeterli miktarda kolostrum alan buzağıların ilk 3 ayda hayatta kalma oranı % 95 iken, yetersiz alanlarda bu oran % 30 olarak bulunmuştur.

• Buzağıya verilecek kolostrum;
- Kaliteli (IgG ≥ 50g/lt, Brix Değeri ≥ % 22, oda ısısında Dansitesi > 1050 ),
- Zamanında (en iyisi ilk 20 dakikada, doğumundan sonraki 1 saat içerisinde),
- Hijyenik (toplam bakteri ˂100.000 cfu/ml ve koliform ˂ 10.000 cfu /ml),
- Vücut ısısında (38°C) olmalıdır.

• Buzağının bakım-beslenmesini tek bir kişi yapmalıdır.

• Öğün araları eşit zaman aralıklarında olmalı. Soğuk havalarda (10°C altında) ilave süt veya buzağı maması verilmelidir.

• Rumende arzu edilen şekilde fermente olan ve rumen gelişimini sağlayan tahılların kalitesi yüksek olmalıdır.

• Buzağının ilk 2 (iki) ayında kapasiteli bir rumen gelişimi için, yeterli miktarda kaliteli kaba yem tüketmesi sağlanmalıdır.

• Buzağının önünde her zaman içilebilir temiz su bulundurulmalıdır.

• Sütten kesme döneminde, buzağının çok şiddetli strese maruz kaldığı unutulmamalıdır. Bu nedenle işletmede sağlık sorunları yaşanıyorsa, buzağılar kötü hava koşullarına maruzsa, sütten kesme işlemi ertelenmelidir.

İlerleyen dönemlerde sağlıklı bir gelişme ve süratli canlı ağırlık artışı sağlanabilmesi için buzağıda işkembenin bir an önce geliştirilmesi gerekmektedir. İlk 3 günde (72 saat) ağız sütü ile beslenmesinden sonra buzağılarda 4. Günden başlayarak 2. Ayın sonunda işkembenin gelişimi tamamlanmalıdır. Buzağılarda işkembenin gelişimi; papilla ve kas gelişimi olmak üzere iki yönden ele alınmalıdır.

İşkembede papilla gelişimi

Papillalar; işkembe iç yüzeyinde yer alan parmak benzeri yaklaşık olarak 5 mm uzunluğunda ve 3 mm genişliğinde çıkıntılardır. İşkembenin yüzeyini artıran papillaların görevi işkembe içerisinde mikroorganizmalar vasıtasıyla sindirilen besin maddelerini emerek kana vermektir.

Yeni doğmuş buzağılarda işkembe gelişiminde öncelik papilla gelişmesine verilmelidir. Buzağı başlangıç yeminin buzağıların önüne geç konulması işkembe gelişimini aksatır. Süt, çok kaliteli bir besin maddesi olmasına rağmen işkembe gelişimi üzerine bir etkisi bulunmamaktadır. Çünkü buzağılar tarafından içilen süt işkembeye uğramadan doğrudan şirdene gönderilmektedir. Bu nedenle buzağılara gereğinden fazla süt içirerek tokluk hissinden dolayı kuru yemlere olan ilgisi azaltılmamalıdır.

Buzağıda işkembe gelişimi (sadece süt, süt + tahıl, süt + kuru ot)

Şekilde de görüldüğü üzere papillalar en çok süt + tahıl kırması (buğday, arpa, mısır, yulaf) ve/veya buzağı başlangıç yemiyle beslenen buzağılarda gelişmektedir. En az gelişme ise sadece süt ile beslenenlerde görülmektedir. İşkembe yüzeyinde yer alan papillalar vasıtasıyla protein, enerji ve diğer besin maddeleri sindirilmektedir. Bu nedenle papillaların gelişimi nispetinde buzağının yemden yararlanması ve gelişimi hızlanır.

Çok ince öğütülmüş tahıllar ve toz yemler buzağılar tarafından isteksizce tüketildiği gibi tüketim esnasında solunum yoluna kaçarak öksürmelere neden olmaktadır. Ayrıca toz haline getirilmiş tahıllar, kırılmamış iri taneli tahıllar kadar papilla gelişimini sağlayamamaktadır. Bu nedene toz halindeki buzağı yemlerinden kaçınılmalıdır. Yem tüketmekte isteksiz olan buzağılara, alışana kadar günde birkaç defa bir avuç yemin ağıza elle konulması yararlı olabilir.

İşkembede kassal gelişme

İşkembede bir miktar papilla gelişmesi sağlandıktan sonra işkembe kaslarının geliştirilmesine ve güçlendirilmesine geçilmelidir. Kaba yemler; fiziksel yapılarından dolayı buzağılarda işkembe kaslarının gelişmesi üzerine en etkili yem maddeleridir. Bu amaçla kaliteli kuru ot veya kuru yonca otu buzağıların önüne üç haftadan sonra tüketebildiği kadar (serbest) sunulmalıdır. Sütün yanında sadece buzağı başlangıç yemi ya da kesif yem tüketen buzağılarda; doğumu takip eden 5-6 haftadan itibaren rumende asidoz tarzında bir takım sindirim sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkabilmektedir.

Bazı yetiştiriciler, buzağılara 21 günlük yaştan sonra verilmesi gereken kuru yoncayı, ishale yol açtığı gerekçesiyle 5-6 haftalık yaştan sonra vermektedirler. Oysa ishale yol açan, erken dönemde biçilen yoncada bulunan yüksek orandaki oksalik asittir. Bu nedenle kaba yem olarak buzağılara verilecek yonca; 1/10 oranında çiçeklendiğinde biçilmelidir. Yapılan araştırmalar buzağılarda kaba yem kaynağı olarak, yoncadan ziyade, çayır, yulaf, arpa, buğday kuru otunun daha iyi işkembe geliştirdiğini ortaya koymuştur.

Canlı ağırlığının %1 kadar kesif yem (tahıl ezmesi, başlangıç yemi) tüketen buzağıların daha uzun süreyle sütle beslenmesi işkembe gelişimini bozacağından tavsiye edilmez. Ancak gelişme geriliği olan veya yeterince kesif yem tüketmeyen buzağılara süt içirmeye devam edilmelidir.

2 aydan sonra buzağı başlangıç yemi yerine bir alıştırma programı dahilinde daha ekonomik olan buzağı büyütme yemine geçilmelidir. Yüksek rutubet oranı kuru madde tüketimini sınırlayacağından, mümkünse 3 aylık yaştan önce silaj yemlemesi ve otlatma yapılmamalıdır. İşkembe içerisinde çok yer kaplayan samanın, kesif yem tüketimini sınırlayarak buzağılarda gelişme geriliğine yol açtığı unutulmamalıdır.

Buzağı Bakımı ve Barınakları

Buzağıların, iyi havalandırılan, ancak hava akımının/cereyanın olmadığı (<2 m/sn), temiz ve kuru yataklı bir ortama ihtiyacı vardır. Enfeksiyonlar buzağılar arasında çoğunlukla hava yoluyla yayılmaktadır. Bu nedenle enfeksiyöz organizmaların uzaklaştırılmasını sağlamak için, iyi bir havalandırma hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda iyi havalandırma, ortamda nem artışını engelleyerek de virüs/bakterilerin canlı kalmasını önlemektedir.

Buzağılar tek tek veya gruplar halinde barındırılabilirler. Her bir grupta 12’den fazla buzağı olmaması tavsiye edilmektedir, küçük gruplar olduğunda hasta buzağılar kolaylıkla tespit ve tedavi edilebilir. Aynı hava sahasını paylaşan 30’dan fazla buzağı olmamalı ve buzağılar daha yaşlı sığırlarla aynı sahayı paylaşmamalıdır. Her bir buzağı doğduğunda minimum 6 m³, 2 aylıkken 10 m³, 6-7 aylıkken en az 15 m³ temiz hava sahasına ihtiyaç duymaktadır.

Solunum sistemi hastalığına sahip bir buzağı akciğerlerinden, atmosfere milyonlarca bulaşıcı mikroorganizmayı saçabilir. Dolaysıyla tek bir hava sahasındaki buzağı sayısı arttıkça hastalık riski de artmaktadır. Barınak ortamında uzaklaştırılmayan toz ve gaz, doğumdan laktasyon/kesime kadar uzayan süreçte buzağı ve genç hayvanların sağlığı üzerine olumsuz etkiler yapmaktadır. Toz, bir taraftan solunum yolu mukoz membranları irrite ederken, diğer taraftan akciğerlere kalıcı hasar verir ve mikroorganizmaların gelişimini destekler.

25 ppm düzeyindeki amonyak, mukoz membranları irrite ederek hayvanı solunum sistemi hastalıklarına karşı savunmasız hale getirebilmektedir. Çalışmalar, yaşamın ilk 4 ayında amonyak düzeylerinin ilk buzağılama yaşı üzerine ciddi etkisi olduğunu göstermektedir. Karbondioksit 3000 ppm üzerindeki seviyelerde zehirli olmamasına rağmen, daha az oksijen varlığına bağlı olarak hayvanların performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Yine yerdeki sulu dışkı-çamur birikintilerinin kokuşmasıyla açığa çıkan hidrojen sülfür hayvanlar için son derece toksik bir gazdır. Sadece hava sahası değil, barınak içerisinde belirli bir zamanda yer değiştiren hava miktarı olan havalandırma oranı da kritiktir. Amaç, barınak içerisinde kışın saatte en az 10 kez, yazın ise saatte 60 kez hava değişimiyle, içeriye temiz/taze havayı sürekli sağlamaktır. ABD de yapılan çalışmalar, buzağı barınağındaki yüksek nem ve buzağılardaki yüksek kirlilik skorunun, ilk buzağılamada gecikmeye neden olduğunu göstermektedir.

Buzağılara doğumdan hemen sonra yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürebilecekleri barınaklarda aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.

• Buzağılar günde en az 18 saat yatarlar, bu nedenle dinlenmek için temiz bir hava ile iyi bir yatak (temiz, kuru ve yumuşak) olmazsa olmazdır.

• Özelikle ilk iki hafta buzağılar, güneş ışınlarından korunacakları bir gölgelik alanda tutulmalıdır. Doğrudan gelen güneş ışınları, buzağılarda vücut ısısını artırarak (hipertermi), süt/yem tüketiminde azalmalara hata ölümlere sebep olabilmektedir.

• İneklerin bulunduğu ortamda çoğalma imkanı bulan zararlı mikroorganizmalar ve parazitlerin buzağılara bulaşmaması için buzağılar doğar doğmaz, kesinlikle yetişkin hayvanlardan ayrı kontrollü bir ortamda 8 hafta süreyle barındırılmalıdır.

• Buzağı barınakları; hakim rüzgarlara karşı korunaklı, temiz, havadar, kuru ve aydınlık olmalı, buzağılar kesinlikle hava cereyanında (hava koridoruna sokulan elin üzerinde hava akımı belirginse, ortamda hava cereyanı vardır) kalmamalıdır. Buzağı kulübeleri/bölmeleri, yaz ve kış mevsim koşulları göz önünde bulundurularak gerekirse hareketli/portatif tente ve çatı sistemleriyle iklimlendirilmelidir.

• Barınaklarda % 75’in üzerindeki nem; ortamın havasının bozulmasına ve buzağıların ıslanmasına neden olacağından, iyi drenaj ve havalandırma ile ortamdaki nemin yükselmesi önlenmelidir.

• Vücut sıcaklığını; hayvanın yaşı, vücut kondisyonu, rasyon yapısı, deri kalınlığı, tüy örtüsünün sıklığı ve uzunluğu yanında hava ve ışıma sıcaklığı, rüzgar hızı ve nispi nem gibi faktörler etkilemektedir. Yeni doğan bir buzağı, acı çekmemesi için ortam sıcaklığı 6-29°C olmalıdır. Bir aylık bir buzağı, donma noktası civarındaki sıcaklıklara ıslak kalmamak koşuluyla rahatlıkla dayanabilir. Ancak buzağıların vücut sıcaklığının korunması için dondurucu soğuklardan ve aşırı sıcaklardan uzak tutulmalıdır.

• İyi havalandırılmış, hava akımı/cereyan ve aşırı nemli olmayan koşullarda buzağının sağlığı ve refahı için kabul edilen sıcaklık değerleri tablosu aşağıda verilmiş olup, işletmeler nemli veya karasal iklim kuşağındaki (kurak) bölgelerde ± 1-3°C fark olabileceği göz önünde bulundurmalıdır.


• Yukarıdaki tabloda belirtilen turuncu sıcaklıklarda; buzağı vücut ısısının korunması için mutlaka tedbir alınmalıdır. Soğuk havalarda; kullanılan altlık miktarının artırılması, battaniye veya ısıtıcı ampulü kullanılması, ısıtıcıların kurulması, barınakta ısı izolasyonun sağlanması, sıcak havalarda ise gölgelik oluşturma, fan çalıştırma, soğuk yerlere alma, taze soğuk su sunma gibi ek tedbirlerle buzağılar mutlaka desteklenmelidir.

• Buzağılar termometrenin yukarı tabloda yaşlarına göre kırmızı sıcaklık derecelerini gösterdiği aşırı soğuk veya sıcak ortamlarda ise asla tutulmamalıdır. Buzağılar büyüdükçe ortamdaki soğuğa ve sıcaklığı daha iyi tolere edebilmektedir.

• Çevre sıcaklığı 10°C altına düştüğünde buzağıların ek enerji ihtiyacını minimize etmek için battaniye kullanmak iyi bir fikirdir. Buzağı battaniyesinin kullanımıyla ilk dört haftada ortalama canlı ağırlık artışında günlük + 90 gr’lık fark yaratılabilir.

• Buzağılar çevre sıcaklığı 10°C altına düştüğünde ekstra enerjiye, 26°C üzerine çıktığında ise ekstra suya gereksinim duyarlar.

• Buzağılar birlikte yaşamaya alışabilmeleri için süt emme döneminden (8 hafta) sonra (zorunlu durumlarda en erken 21 günde) 3-5 buzağının bulundurulabileceği grup bölmesine (padok/iglo kulübe) alınmalıdırlar. 4 aylık yaştaki buzağılar ise 6-12’lik gruplar halinde yetiştirilebilir.

• 8 haftalık yaştan daha büyük buzağılar, veteriner hekimin ayrı tutulmasına ilişkin bir tavsiyesi olmadığı sürece sosyalleşmelerini sağlamak için grup olarak barındırılmalıdır.

• Birbirine bitişik bölmeler buzağıların görsel veya dokunsal temasına izin vermelidir. Bu nedenle padog bölmeleri, buzağıların birbirlerini görmesine ve dokunmasına izin verecek, fakat birbirlerini ememeyecekleri şekilde ayarlanmalıdır.

• Her bir buzağı kulübesi; buzağıların içerisinde çok rahatlıkla hareket edebileceği temiz hava alabileceği ve dolaşabileceği bir dış alana sahip olmalıdır.

• İdeal bir buzağı kulübesinin eni 100-120 cm, yüksekliği 85-90 cm, boyu 2,70-3,30 cm olmalıdır (buzağı refahı açısından buzağı kulübesi alanı; en az 1,5 m² ve gezinme yeri; 1,5-1,8 m² olmalıdır).

• Buzağı kulübeleri; aralarında en az 60 cm’lik mesafe bırakılarak yerleştirilmelidir. Her büyütme dönemden sonra buzağı kulübesi temizliği ve dezenfeksiyonu yapılarak, yeni temiz bir zemine alınmalıdır.

Sığırcılıkta üreme sağlığı ve yönetimi


Modern süt sığırcılığı işletmelerinde başarıyı belirleyen en önemli ölçütlerden birisi döl veriminin optimum seviyede tutulmasıdır. Optimum seviyelerde döl veriminin anlamı; daha fazla süt, daha fazla buzağı ve daha fazla seleksiyon imkanı demektir. Yılda bir buzağı alınması hedefi, günümüzde yüksek süt verimine bağlı olarak 380-410 güne çıkmıştır. Buzağılama aralığının uzaması sadece verim artışına bağlı olduğu düşünülmemeli, daha çok da bir yönetim sorunudur. ABD'de süt işletmeleri; doğumdan 120 gün sonra gebe kalmayan inek başına her gün için 5 doları zarar olarak muhasebeleştirmektedir. Örneğin, bir ineğin doğurmasından 160 gün sonra gebe kalması durumunda 40 gün x 5 $ / gün = 200 $ inek başına zarar ettiklerini hesaplamaktadırlar. Bir çok ülkedeki yetiştiriciler, zamanında gebe kalmayan inek başına günlük zararı, 11 kg çiğ süt eşdeğerini baz almaktadırlar.

Döl verimi; bakım, besleme ve hayvan refahından bağımsız olarak ele alınmamalıdır. İşletmelerde; kızgınlık tespitinin doğru ve zamanında yapılması, doğumdan sonraki ilk tohumlamaya kadar geçen sürenin 60-85 gün olması, gebelik elde edilecek tohumlama sayısının 3 den az, gebelik endeksinin (sürüde gebelik başına düşen tohumlama sayısı) ikiden düşük olması, servis periyodunun (ineğin buzağılamasından yeniden döl tutuncaya kadar geçen süre) 60-125 gün olması gibi temel parametreler üzerinden üreme protokolleri oluşturulmalıdır. Oluşturulan protokoller; düzenli kayıt tutma, gözlem, tecrübe, takip ve belirlenmiş hedefler doğrultusunda güncellenmelidir.

İnekte ortalama 18 saat süren kızgınlık, 21 gün sonra tekrarlamaktadır. Özellikle süt verimi yüksek olan ineklerde kızgınlık gösterme süresi kısalmaktadır. Orta ve büyük ölçekli işletmeler, kaçırılan her kızgınlığın 21 günlük bir zaman kaybı olduğunu göz önünde bulundurarak, kızgınlık takibinden sorumlu bir kişi belirlenmelidir. Kısa veya rastgele sürelerle yapılan gözlemler sütçü ineklerin kızgınlıklarını yakalamak için yeterli olmamaktadır. Tecrübeli ve sorumlu kişi; ineklerin %70’inin kızgınlığa; 18:00-06:00 saatleri arasında geldiğini göz önünde bulundurarak, sabah erken saatlerde ve akşam geç saatlerde günde en az iki kez, 30 dakikadan az olmamak şartıyla inekleri gözlemleyerek kızgınlık tespiti yapmalıdır. Tohumlama kızgınlık belirtilerinden 6-12 saat sonra yapılmalıdır.

İneklerde ilk ovulasyonlar genelde kızgınlık belirtileri göstermeden şekillenir ve bunu kısa bir siklus izler. İneklerde uterus ve ovaryum yeterince toparlanamayacağı için kızgınlık belirtileri gösterseler bile doğumdan sonraki ilk tohumlamanın 50. günden önce yapılması istenmez. Bu 50 günlük süre, süt verimi yüksek olan, güç doğum yapan ve hastalık geçiren ineklerde uzatılmalıdır. Doğumdan sonra yaklaşık 60. günde yapılacak ilk tohumlama için 2 kızgınlık siklusunun geçmesi beklenmelidir. Yapılan araştırmalar, doğum sonrası yapılacak ilk tohumlama öncesi kızgınlık sayısının fazla olmasının ineklerin döl verimini arttırdığını ortaya koymaktadır. Bir sürüde doğum sonrası 80. günde ineklerin en az %80’inin tohumlanmış olması hedeflenmelidir. Normal koşullarda sütçü ineklerde buzağılamadan sonraki 20-30 gün içinde ilk ovulasyon gerçekleşir. Ancak hayvanın; vücut kondisyon skoru (VKS), süt verimi, enerji dengesi, sağlık durumu ve refahı doğumdan sonra şekillenen ilk ovulasyona etki eden faktörlerdir.


Doğum sonrası ilk beş haftada VKS’nda her 0,5 birimlik düşüşte ineklerdeki ilk ovulasyon zamanı 27. günden 42. güne kadar uzamaktadır. Yine erken laktasyon döneminde vücut kondisyon skorundaki her bir birim düşüş, döl tutmayı %17-38 oranında düşürebilmektedir. Süt ineklerinin, fizyolojik dönemlerine göre arzulanan vücut kondisyon skorlarına uyacak şekilde bakım ve beslenmesi, döl tutma başarısı için elzemdir. Yine 305 günlük laktasyon sürecinde 9.000 kg süt veren ineklerde doğum sonrası ilk ovulasyon ortalama 30. günde, ilk kızgınlık ise 54. günde gerçekleşirken, 12.000 kg süt verenlerde doğum sonrası ilk ovulasyon 40. günde, ilk kızgınlık ise 72. günde gerçekleşmektedir.

Doğum sonrası dönemde artan süt verimi nispetinde yem tüketimi artmamaktadır. Buna bağlı yüksek verimli hayvanlarda daha fazla ve daha şiddetli enerji açığı oluşmakta, bu negatif enerji dengesi, doğum sonrası seksüel siklusların başlamasını geciktirmekte hatta durdurabilmektedir. Yüksek süt verimli ineklerde ilk laktasyonda negatif enerji açığı nedeniyle inaktif ovaryum veya kistik ovaryum ile karşılaşılabileceği akılda tutulmalıdır.

Yüksek miktarda protein içeren rasyonlarla beslenen ineklerde, kanda üre nitrojen seviyesi artmakta, artan bu seviye ise döl tutmayı olumsuz yönde etkilemektedir. Sığırlarda normal şartlarda kan üre nitrojen konsantrasyonu 12-15 mg/dl arasındadır. Yapılan araştırmalarda, bu seviyenin 19-20 mg/dl’den yüksek olması halinde, ineklerde gebelik oranının %20-25 oranında azaldığı ortaya konmuştur. Bu nedenle uygun üreme verimliliği sağlamak için rasyonda kuru madde bazında ham protein oranının %17 ve rumende yıkımlanabilen protein oranının %10 olarak sınırlandırılması tavsiye edilmektedir.

Doğum sonrası metabolik hastalıklar, metritis, mastitis, ayak hastalıkları gibi sağlık sorunları; kızgınlık sürelerini uzatmakta veya şiddetine bağlı olarak da ovulasyonu tamamen ortadan kaldırabilmektedir. İneklerin, kapalı ahırlarda boynundan bağlı olmaları bir stres faktörüdür. Ayrıca ineğin boynundan bağlı olması, kızgınlığın en önemli belirtisi olan atlama-durma hareketini önleyerek, kızgınlık takibini güçleştirmektedir. Kızgınlık belirtilerinin doğru ve/veya zamanında tespit edilmemesinde, rahim iltihaplarında ve enfeksiyöz hastalıklarda (BVD, IBR, Brucelloz vb.), sıcaklık stresinde, hayvan refahının düşük olmasında, karanlık, havasız ve kötü zeminli ahırlarda, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonla beslemede; gebelik başına düşen tohumlama sayısı arttığı gibi gebe kalma oranları da düşmektedir.

Sürüde gebelik oranı, doğumdan sonraki ilk tohumlamalarda en az %45, ikinci ve üçüncü tohumlamalardan sonra ise %35-40 arasında olmalıdır. Bu oranın düşmesi, sürüde döl tutma sorununun var olduğunu gösterir. Tohumlama sayısı artıkça gebelik oranı düşmektedir. İşletmelerde gebelik indeksi 2'nin altında ( ˂ 2) olmalıdır. Bir başka ifadeyle gebe bırakılan her 100 baş inek için toplamda 200 den az tohumlama yapılmalıdır.

Damızlıkta Kullanma Yaşı

Düveler; ergin canlı ağırlığının yaklaşık %65’ine, 13-15 aylık yaşa ve en az 127 cm sağrı yüksekliğine (küçük cüsseli jersey ve yerli ırklar hariç) ulaşmadan gebe bırakılmamalıdır. Yerli ırk düveler ise, 18 aylık yaştan küçük olmamak üzere, ergin yaş ağırlığının 2/3’üne ulaştığında tohumlanması esas alınmalıdır.

Geç yaşta tohumlanan düvelerde; mali kayıpların yanı sıra, güç doğum ve mastitise yakalanma oranı artmakta, verimli ömür süresi ise kısalmaktadır. 23-26 aylık yaşta yani zamanında ilkine doğum yapan düveler geç buzağılayan düvelere göre sürüde daha uzun süre kaldıklarından hayat boyu elde edilen buzağı sayısı ve süt miktarı daha yüksek olmaktadır. İlkine buzağılama yaşının 1 aylık değişimi 100 başlık sürüde, sürü yenilemede gerekli düve sayısını ±3 baş değiştirmektedir.

Erken yaşta (13 aydan önce) tohumlanan düvelerde ise güç doğum ve buna bağlı buzağı kayıpları, vücut/iskelet gelişimini tamamlayamama, hastalıklara karşı dirençsizlik, süt veriminin tüm laktasyon boyunca daha az olması gibi olumsuzluklar yaşanabilmektedir.

İneklerde ideal döl verimi kriterleri 

Birden fazla doğum yapmış ineklerde karın sancısının başlamasından 2-4 saat, düvelerde ise 8 saat sonra dışarıdan müdahale edilmeden buzağılamanın tamamlanması beklenmektedir. Bu buzağılama süreleri, düvelerde buzağılama kolaylığı indeksi yüksek boğalara ait sperma kullanılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Araştırmalar çok güç doğum yapan ineklerin yağ verimi düşüklüğü ile beraber laktasyonda 700 kg daha az süt verdiğini ortaya koymaktadır. Yine güç doğum, buzağı kayıplarının ana sebeplerinden birisidir.

Günümüz süt sığırcılığında; entansif yetiştiriciliğin yaygınlaşması ve ineklerde süt verimi artışına bağlı kızgınlık süreleri azalmakta, kızgınlık tespiti ve tohumlama başarısı ise düşmektedir. Normal kızgınlık gösteren hayvanların tespit edilerek tohumlanması şeklindeki uygulamalar günümüzde etkinliği kaybetmekte, bu bağlamda birçok işletme gebe bırakmayı, kızgınlık siklusunu düzenleyen ve kontrol eden ilaçlarla yapmaktadır.

Yapılan araştırmalarda, döl verimi üzerinde çevre faktörleri (sürü yönetimi, bakım, besleme ve barınak) %80-85, genetiğin ise %15-20 oranında etkili olduğu hesaplanmıştır. Sürüde döl tutmama sorunu yüksekse; sürü yönetimi, rasyonları ve yemlemeyi, barınak koşulları ve parazit durumunu, sınırlı sayıda inekte sorun görünüyorsa; o ineklerin akrabalarına ait bilgilere ulaşıp sorunun genetik olup olmadığı yönünde araştırma yapılmalıdır.

Hayvanların tohumlanması, tohumlamadan 30-40 gün sonra gebelik muayenesinin yapılması, gebe kalmayanların tekrar tohumlanması konuları ile üreme sağlığı ve yönetimi protokolünün hazırlanması ve uygulanmasında işletme veteriner hekimi ile işbirliği yapılmalıdır.

Yavru Atma (Abort)

Yavru atma; gebeliğin 50-270 günleri arasında sonlanması, düşük yapılması halidir. Abort durumunda buzağı ölü doğar veya doğumdan sonraki 24 saat içerisinde ölür. Ancak pratikte ikinci ve üçüncü aylarda meydan gelen atıklar, hayvanın ileri gebeliğe ilişkin belirtileri göstermemesi veya tekrardan kızgınlık göstermesi ile fark edilebildiğinden, atıklar (abort) ancak 120 günden sonra hesaplanabilmektedir. Atıkların birçok sebebi vardır. Abort sebepleri enfeksiyon ve enfeksiyon dışı faktörler olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir.

Enfeksiyona bağlı abort etkenleri;
- Brucella, leptospirozis, listerozis, neospora, BVD gibi doğrudan etkililer,
- Şap, İBR gibi ateşle seyreden enfeksiyonlar.

Enfeksiyona bağlı olmayan abort etkenleri;
- Genetik kusurlar (brachyspina gibi),
- Çevre faktörleri (aşırı sıcaklık gibi),
- Besleme hataları (küflü, donmuş, mikotoksin içeren yemler gibi),
- Diğer etkenler (travma, atığa sebep olan ilaçlar gibi).

Abortların (atıkların) önlenmesinde; kayıt tutma, aşılama, ineklerin ve yemin (besin madde içeriği ve küfler yönünde) izlenmesi ile laboratuvara marazi maddelerin zamanında ve uygun bir şekilde ulaştırılması kritik önemdedir.

Doğum Bölmesi

Sığırlarda gebelik süresi yaklaşık 285 gün olarak kabul edilir, ancak bu süre ikizlilik ve babaya bağlı olarak değişebilir. Kayıtlardan yararlanarak doğurmasına 5-7 gün kaldığı tahmin edilen hayvanlar; temiz, sesiz, sakin ve dezenfekte edilmiş ve bol yataklık serilmiş en az 16 m²’lik doğum bölmesine alınmalı, doğuma kadar hayvana burada bakılmalıdır veya doğumuna 21 gün kala hayvanlar, gruplar halinde geniş ve temiz bir doğum bölünmesine alınabilir. Bağlı sistemlerde doğumuna bir ay kalmış hayvanların altına mutlaka; kuruluk, temizlik ve yumuşaklık sağlayan altlık malzemeleri (sap, saman, talaş, kum) serilmelidir.

• Doğum bölmesi tecrit odası değildir, mutlaka doğum bölmesine alınan hayvanlar diğer hayvanları görebilmeli, temas edebilmelidir.

• Doğum bölmesinin asıl amacı; buzağılama sürecindeki olası hastalıkları ve stresi minimize etmesi ve işler ters gittiğinde hızla müdahale imkanı/ortamı sağlamasıdır. Altı kolayca temizlenen, taze su ve kaliteli yemi bulunan, iyi havalandırılan, bakıcı tarafından rahatlıkla gözlenebilecek bir konumda bulunan kuru, temiz ve bol altlıklı bir doğum bölmesi, buzağılarda ishal ve solunum yolu enfeksiyonlarını önlemede hayati önemdedir.

• Doğum padoğunun genişliği ile kolay doğum arasında bir ilişki vardır. Doğum padoğu ne kadar geniş, bol altlıklı ve kuru ise doğum o kadar kolay olur. Düvelere ve ineklere, ayrı bir doğum padoğunda, sancılanma, ıkınma için zaman tanımak, gözlemek, ama gereksiz erken müdahaleden kaçınmak şarttır.

• Yapılan bir araştırmada ahırda doğan buzağıların ölüm oranının, doğum bölmesinde doğan buzağılardan yaklaşık 5 kat fazla olduğu görülmüştür.

• Buzağılamadan bir hafta önce ineğin vücut ısısı 39°C’nin üzerindedir. Doğumdan 24 saat önce vücut ısısı 0,5-1°C düşer. Tahmini buzağılama tarihinden bir hafta öncesinden başlayarak, günlük düzenli (hep aynı zamanda) ateş ölçmek, buzağılama zamanının tespit edilmesinde size yardımcı olacaktır.

Doğum

İneklerin %97'si yardıma ihtiyaç duymadan doğururlar. Normal doğumun ilk aşamasında yavruyu çevreleyen zarların bir bölümünün oluşturduğu su kesesi vulvadan dışarı çıkar. Normal koşullarda doğumun, birden fazla doğum yapmış ineklerde karın sancısının başlamasından 2-4 saat, düvelerde ise 8 saat sonra dışarıdan müdahale edilmeden tamamlanması beklenir. Düvelerde neden buzağılama kolaylığı indeksi yüksek boğalara ait sperma kullanılması gerektiğinin cevabını, bu doğum süresi uzunluğu vermektedir. Düvelerde ortalama güç doğum oranı %8, ineklerde ise %4 olarak kabul edilmektedir.

Su kesesi ve/veya ayaklar görüldükten sonraki 1 saat içerisinde doğum gerçekleşmemişse doğuma müdahale edilmesi gerekir. Doğuma erken ve gereksiz yapılan müdahalelerin, anne ve yavruda yaralanmalara ve ölümlere sebebiyet verebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Buzağılama kolaylığı yönünden inekler skorlanarak, kayıt edilmelidir.

Buzağılama kolaylığı skorları (5’li skor):
- Yardımsız kolay doğum
- Hafif yardımla doğum
- Ekipman yardımıyla doğum
- Sezaryen veya diğer operasyon yardımıyla doğum
- Fetotomi / embriyotomi

Güç doğuma bağlı buzağı ölümlerinin başlıca nedenleri; buzağıda oluşan travma ile kan dolaşımı ve oksijen yetersizliğidir. Doğum sonrası solunum güçlüğü gösteren buzağıların %68’inde doğumu takip eden 96 saatte ölüm gerçekleşmektedir.

Buzağılamadan sonra ineklere, enerji içeren gıdalar (şeker/pekmez/bal, propilen glikol/gliserol vb) ile kaliteli taze ot, biraz kesif yem ve ılık su verilmelidir. Zor doğum yapmış ineklerin uterusunun (rahminin) dışarı çıkmaması için kısa sürede ayağa kalkması sağlanmalıdır.

İneklerde Lohusalık Dönemi

Lohusalık, bir ineğin doğumdan sonraki ilk 15 günlük periyoduna verilen isimdir. Bu dönem, ineklerin gebelikte metabolizma ve genital sisteminde oluşan değişimlerin geriye döndüğü süreçtir. Lohusalıkta hormon seviyeleri ve rahim boyutları gebelik öncesi seviyelere geriler. İnekler; negatif enerji açığı ve bağışıklık seviyesinin düşük olduğu ve de genital organlarda büyük değişimin yaşandığı bu dönemde azami özen ister. Sahada temiz ve kuru altlık kullanmamaya bağlı olarak ciddi sorunlar gözlemlenmektedir. Lohusalık dönemindeki sorunlar; genel sağlık, verim ve döl tutma üzerinde birinci derecede rol oynamaktadır.

• Lohusa inekler, serbest yataklı, günde iki kez muayeneye imkan verecek şekilde temiz bir padokta tutulmalıdırlar.

• Yavru zarları, normal şartlar altında doğumu takiben 2-12 saat içerisinde atılmaktadır. Doğumdan 24 saat sonra sonunu (yavru zarı) atmayan inekler zaman kaybetmeden veteriner hekimime bildirilmelidir. Yavru zarların atılmaması normal doğumlarda %8, güç doğumlarda %50‘lere kadar çıkabilmektedir.

• Lohusa dönemindeki ineklerin olası problemlerini erken belirleyip bir an önce tedaviye başlamak için lohusa takip programı oluşturmalıdır. Bu program;
- Genel görünümü,
- Rektal vücut ısısını,
- İştahı ve yem seçimini,
- İneğin hareketleri ve duruş pozisyonunu,
- Somatik hücre skorunu,
- Vulvadan akıntı veya koku gelmesini,
- Erken tedavi veya müdahaleyi kapsamalıdır.

Ana arı yetiştiriciliği


Arı yetiştiriciliğinde verim alabilmek için; kullanılacak damızlığın bölgeye adapte olabilen ve genetik potansiyeli bilinen ırk olması temel kuraldır. Türkiye'de Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege-Akdeniz bölgelerimizin iklimleri birbirlerinden oldukça farklılık göstermektedir. Özellikle bu dört bölgemizin her birinde yüzlerce yıldır yaşamakta olan arı kolonileri kendilerini bu bölgelerin iklim ve florasına öylesine adapte etmişlerdir ki; her bölgede, o bölgenin iklim ve florasından kaynaklanan ırklar oluşmuş ve bu ırklar fizyolojik olarak değişik davranışlara sahip olmuşlardır.

Flora ile olan ilişki sadece fizyolojik davranışlarda kalmamış, arıların morfolojisini de etkilemiştir ve Kafkas arısının hortumu üçgül çiçeklerinin derinde olan deniz arıları orman gülündeki kumarın maddesine dayanıklı hale gelmiş, İç Anadolu Arısı Mayıs-Haziran ayı çiçekleri nektar akımından hızla faydalanmaya adapte olmuş, Muğla arısı ise Eylül-Ekim aylarında çam balı diye bilinen basra (balsıra) böceği salgısına adapte olduğundan bu mevsime endekslenerek hızla çoğalmaktadır.

Son 30-40 yıldır gezginci arılarımız daha çok bal almak düşüncesi ile kolonilerini, çiçeğin olduğu ülkenin her yerinde gezdirmektedirler. Her bölgenin ekotipi olan yerli arılar, gezginci arıcıların arıları ile oğul mevsiminde melezleşerek yıllar yılı yörelerine adapte olarak doğal seleksiyon sonucu verimli hale gelen ekotipler gezginci arılar ile melezleşmişlerdir. Ana arıların, 3-8 km çevrede uçuş sırasında çiftleşmesi doğal davranış olup; melezleşme kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Yıllardır devam eden kontrolsüz melezleşme sonucunda da verimsizlik ve dejenerasyon görülmüştür. Sonuçta çevre şartlarına dayanıklı ekotipler, gezginci arıcılık dolayısıyla orijinalliklerini koruyamamışlar, olumsuz karakterler ileri melez jenerasyonlarında dominant karakter olabilmiştir. Sonuç olarak arıcılarımızın yaygın şikayetleri Orta ve Doğu Anadolu'da yazın nektar akımı döneminde çok hızlı yavru yapan ama bal stoklamayan, sonbahara çok yavrulu bol stoksuz giren, kış şartlarına dayanıksız ve ölen arı mevcudu oluşmuştur. Ülkemizde, arıcılığın kurtuluş reçetesi gezginci arıcılık ile birlikte damızlık ana arı üretimi ve kullanımıdır.

Saf Irk Nedir?

Saf ırk olarak vasıflandırılan arılar; hem dünya üzerindeki orijinal olarak bulundukları bölge itibarı ile hem de fizyolojik ve morfolojik özellikleri nedeni ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırklar tür içerisindeki bireylerden oluşan birimlerdir. Ortak vücut özelliklerine sahiptirler. Bal arısı ırkları doğal seleksiyon sonucu oluşmuşlardır. Tek örnektirler. Her ırk doğal çevresine uyum sağlamıştır. Eski Sovyetler Birliği Tarım Bakanlığı´nın tüzüğüne göre "Bir ırkın kabul edilebilmesi için, aynı menşeli ve dış görünümleri aynı olan arıların oluşturduğu, en az 20.000 arı kolonisinin benzer biyolojik ve üretim karakterlerini taşıması gerekir. Bunların dört kuşak boyunca başka ırklarla kan bağı bulunmamalıdır." denilmektedir.

Apis Mellifera Caucasica bir ırktır. Bu ırkın orijinal olarak bulunduğu bölge Kafkasya dağlarıdır ve bu ırkın kendisine özel ve diğer ırklardan farklı olduğunu belirten fizyolojik ve morfolojik özellikleri bulunmaktadır. Apis Mellifera Carnica ve Apis Mellifera Ligustica da ayrı ırklardır ve özellikleri itibarı ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırk arılar birbirleri ile çiftleştiklerinde yavrular, sürekli her kuşakta ana ve babanın yani ırkın karakterini gösterirler. İleri kuşaklarda hiç bir değişiklik göstermezler. Saf yetiştirme ile özel bir ırkın ya da bir soyun içinde yakın ilişkili çiftleştirmeler yaptırarak, istenilen karakterler yoğunlaştırılabilir ve sabitleştirilebilir. Aynı zamanda istenmeyen özellikler de adım adım elemine edilir. Mevcut özellikleri şiddetle sınırlandırılmaktadır. Bu amaçla başka ırkların bulunmadığı tecritli bölgelerde yetiştirilirler ve kontrollü olarak kendi içinde çiftleştirilerek muhafaza edilirler. Böylece saf yetiştirilmiş ırklar başarılı melezleşeler için sağlam bir temel sağlar. Saf yetiştirme tüm ıslah çalışmalarının temelini teşkil eder.

Ekotip Nedir?

Ekotip dediğimiz arıları 'bir ırk bölgesinin içinde daha küçük lokal alanlarda bulunan saf ırkın bir alt grubu olan ve kendi içinde çok yakın özellikleri olan arılardır' diyerek tarif etmek mümkündür. Apis Mellifera Carnica ırkı bilindiği gibi orijinali Avusturya alplerinde bulunan bir ırktır. Bu ırk Avusturya, Almanya, Eski Yugoslavya ve daha birçok ülkede yaygındır. İşte Karniol ırkına ait olan, Aşağı Avusturya bölgesindeki arılara Sklenar ekotipi, Slovakya'daki arılar da Bukovsek ekotipidir.

Hibrit Nedir?

İki ayrı ırkın veya iki ayrı saf hattın veya ayrı bir ırkla değişik ırktan bir saf hattın, birbirleri ile melezleşmesi sonucu meydana gelen melezlere hibrit denir. Hibritler genelde kontrollü yapılırlar ve bunlara "kontrollü hibritler" adı verilir. En verimli koloniler hibrit kolonilerdir. Bu şekilde yapılan iyileştirme çalışması, ekonomik açıdan önemli karakterlerin birleştirilme imkanlarına dikkat edilerek hatasız yapılırsa ilk kuşak melez kolonilerin verimliliği ıslah materyali olarak kullanılan ebeveyn ırklara göre en az % 20-25 daha üstün olmaktadır. Ancak hibritlerde bu üstün verim yalnız ilk kuşaklarda alınabilmektedir. İleri kuşaklarda bu verim hızla düşer. Dünyada bilinen önemli hibritler vardır. Hibrit üreticiliği arıcılığın en teknik ve en ileri aşamasıdır. Çok külfetli ve ileri bir tekniğin uygulanmasını gerektirmesine karşın hibrit ana arıların kolonilerinden sağlanan yüksek verim bu külfete katlanmaya değer bulunmaktadır.

Hibrit üretmenin temel kuralları

• Önemli hibritlerin ebeveynleri olan saf ırk ve saf hatlar elde tutulmalıdır.

• Tanınan hibrit ana arıların üretilebilmesi için tanınan hibridin ebeveynlerinin hangi ırk, ekotip veya saf hat olduğunun bilinmesi gerekir.

• Tanınan hibritlerin ebeveynlerinin ana arıları ve erkek kolonileri saf olarak üretilmelidir.

• Tecritli çiftleşme bölgelerinde hibridin saf ebeveynleri bulundurulmalı ve çiftleşmeleri sağlanmalıdır.

Dünyaca tanınan önemli hibritler

Sterline: 1949´da ABD´de üretilmiştir. İtalyan arısının dört hat hibrididir.

Midnite: 1957´de ABD´de üretilmiştir. Kafkas soyunun dört hat hibrididir. Saf hat ebeveynlere göre % 130-200 daha verimlidir.

Buckfast: Br. Adam´ın İngiltere´de geliştirdiği bir hibritdir. Buckfast ana x Anadolu baba; hırçın ve hareketli, Anadolu ana x Buckfast baba; sakin ve uysaldır. Buckfast hibridi ebeveynlere göre % 128-151 daha verimli bulunmuştur.

Hibrit yetiştiriciliğinde ilk olarak yöreye uygun ve iyi kombinasyon verecek ırklar ya da hatlar seçilir. Her zaman istenilen sonucun alınabilmesi için, seçilen ebeveyn hatlar seleksi yon yoluyla, mümkün olduğunca ortak özelliklere kavuşturularak saflaştırılır, istenilen karakterler elde edilir ve sabitleştirilir. Bu saf hatların elde edilebilmesi için yapay dölleme gereklidir.

Kullanma Melezi Nedir?

Saf bir ırkın bakire ana arısının; yaşanılan coğrafi bölgede bulunan lokal kolonilerin erkek arıları ile çiftleşmesi ile elde edilen çiftleşmiş ana arılara kullanma melezi ana arılar denilmektedir. Burada bir nevi hibrit yetiştiriciliği yapılmakla beraber erkek kolonilerin ırk özellikleri bilinmediğinden ve bilinse bile tecritli çiftleştirme bölgesinde kontrollü çiftleştirme yapılmadığından bu ana arılara hibrit demek mümkün olmamakta, verimleri konusunda kesin bir ifade kullanılamamaktadır.

Tecritli çiftleştirme alanları tesis edilemediğinde bu tür üretim kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye´de 1978 yılından bu yana yapılan ana arı yetiştiriciliği bu temele dayalı olarak yapılmaktadır. Ana hattı Kafkas olan kullanma melezi ana arılar yetiştirilmektedir. Ana arılar Kafkas ırkından yetiştirilmekte, bu ana arıların çiftleşmeleri için normal yani değişik ırk ve melez kolonilerin bulunduğu yerlerde çiftleşmeleri sağlandığından erkek koloniler hakkında hiçbir şey söylemek mümkün olmamaktadır.


Türkiye'de Hangi Irk, Ekotip ve Melezler Üretilebilir?

Başarılı bir bal üretim arıcılığı için arıcı aşağıdaki temel kuralları göz önünde bulundurmak zorundadır.

Birinci kural: Bal üretim arıcılığı yapacak veya yapmakta olan arıcı çalışacağı bölgede veya gezgincilik yapacağı bölgelerde başarılı ve verimli olan ırk, ekotip veya melez ana arılarla çalışmak zorundadır.

İkinci kural: Bu ırk, ekotip veya melez ana arılar gerek genetik özellikleri, gerekse yetiştirme kalitesi yönünden güvenilir olmalıdır. Bunun doğruluğu kontrol edilmelidir.

Üçüncü kural: Sayılan kurallara göre belirlenen ana arılar güvenilir yerlerden temin edilemiyorsa; kimliği ve kalitesi bilinmeyen sıradan ana arılar kesinlikle kullanılmamalıdır. Zira istenen genetik özelliklerde ve kalitede olmayan ana arılar adaptasyon ve kalite problemlerinden dolayı verilen kolonilerin de ölümüne sebep olmaktadır.

Dördüncü kural: Bal üretim işletmeleri güvenilir ana arı bulamamaları halinde ihtiyaçları olan ana arıları kendileri üretmelidir.

Üretilecek ana arıları kullanacak olan bal üretici işletmeler olduğuna göre konuya bu işletmeler açısından bakıldığında yukarıdaki durum ortaya çıkmaktadır. Kurulacak ana arı üretim işletmeleri bu ihtiyacı karşılayacak düzeyde olmalı, işletmeler genetik materyal ve üretim kalitesi yönünden kendilerini eksiksiz programlamalıdır.

Bal Üretim İşletmelerinde Ana Arı Üretimi

Ana arı üretimini iki ayrı sistemde yapabiliriz. Birinci sistem, kendi arılığımızın ve komşu arılıkların ihtiyacı ana arıyı karşılayacak miktarda ana arı üretimi, bu üretim bal üretim işletmeleri içinde yapılabilen üretimdir. İkinci sistem ise bal üretimini hiç düşünmeden müstakil bir ana arı üretim işletmesi kurulmasıdır.

Bal üretim işletmeleri içinde yapacağımız üretimde, bal üretim düzenimizi değiştirmeden, arılıkta boş kalan zamanlarımızda bu işi yapmak sureti ile ana arı üretebiliriz. Bal üretim işletmelerinde ana arı üretimine başlanılarak, ana arı üretimini öğrenmek, teknik gelişme sağlayabildiğimiz takdirde ve ekonomik hesaplar tutuyorsa müstakil ana arı üretim işletmelerine geçmek en akılcı yol olarak görünmektedir. Bal üretim işletmelerinde fazlaca bir ek masraf yapmadan bu tip ana arı üretimine kolayca başlanabilir. En önemli faydası bal üretim işletmelerinde arıcının boş zamanlarını değerlendirmesi ve bu üretimden de gelir elde edilebilmesidir.

Bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılarla çiftleşecek kadar erkek arı vardır. Tabii ki bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılar hibrit veya saf ırk ana arılar olamazlar. Bu ana arılar arılıkta hangi ırk veya melez arılar varsa onlarla çiftleşeceklerdir. Bal üretim işletmeleri içinde üretilecek ana arıların birinci jenerasyonu kullanma melezi ana arılar olacaklar, ikinci jenerasyonları % 90 saf damızlığın özelliğini taşıyacaklardır. 

Bal üretim işletmelerinde ana arı üretmek için iki temel ihtiyacımız; ana damızlık saf ırk ana arılar ve çiftleştirme kutularıdır.

Ana damızlık saf ırk ana arılar: Bu ana arılar ana damızlık üreten yerlerden temin edilirler ve bal üretim işletmelerinde sağlıklı ve kuvvetli kolonilere verilerek muhafaza edilirler. Üretilecek ana arıların miktarı ile ilgili olmakla beraber en az üç adet en çok on adet olabilir.

Çiftleştirme kutuları: Çiftleştirme kutularının miktarı yılda üreteceğiniz ana arı miktarına bağlıdır. Bal üretim işletmelerinde yan faaliyet olarak sürdürülecek bu üretim tarzında bir çiftleştirme kutusundan yılda iki çiftleşmiş ana arı alınabileceği öngörülür. Bu nedenle bir yılda üretimi hedeflenen ana arının yarısı kadar çiftleştirme kutusuna gereksinim vardır. İki bölmeli çiftleştirme kutusu kullanılacaksa hedeflenen ana arı üretiminin dörtte biri oranında çiftleştirme kutusuna ihtiyaç vardır.

Bal üretim işletmelerinde ana arı üretiminin teknik faaliyetleri ticari ana arı üretimindeki teknik faaliyetlerin aynısıdır. Tabii ki bu üretimde ana arı üretimine tahsis edilecek koloni miktarı kapasite ile ilgili olarak değişecektir.

En Basit Yöntemle Ana Arı Üretimi

Bu yöntem en küçük bal üretim işletmesinde 10-20 kadar ana arı üretimi için tavsiye edilebilir. Bu yöntemi gözleri larva transferine uygun olmayan yaşlı arıcılar da rahatlıkla uygulayabilirler. Ana arı üretimi arıcılığın faal olduğu her mevsimde yapılabilmesine rağmen çok küçük çapta ana arı üretimi bal akışının ve polen gelişinin yeterli olduğu günlerde yapılmalıdır. Aksi halde hem arıcının ana arı üretim tecrübesinin azlığı hem de uygun olmayan zamanlar üretimi olumsuz etkiler ve başarı düşük olur.

Arı larvaları

• Bal akışının ve polen gelişinin olduğu bir günde iki bölmeli çerçeveli çiftleştirme kutularından alınan temel petekli, mümkünse kabartılmış 4 adet küçük çerçeve normal bir kovan çerçevesine yerleştirilir.

• Çiftleştirme kutusundan alınan küçük çerçevelerin yerleştirildiği normal çerçeve damızlık koloniye, yavrulu çerçevelerin arasına verilir ve damızlık koloni beslenir.

• Bakıcı koloni olarak seçilen koloninin güçlü (en az 7-8 çerçeve yavrulu) olması gerekir. Bu koloninin ana arısı alınır ve bu koloni de beslenir.

• Üç gün sonra ana arısı alınan ve bakıcı koloni olarak ayrılan koloninin yaptığı ana arı gözleri kesilerek temizlenir.

• Damızlık kolonide üç gündür bekleyen çiftleştirme kutusu çerçeveleri takılı çerçeve damızlık koloniden alınarak kontrol edilir. Bu çerçevelerde damızlık koloninin ana arısının yumurtladığı günlük larvalar ve yumurtalar vardır. Eğer yoksa bu çerçeveler larva ve yumurtalar görülene kadar damızlık kolonide birkaç gün daha tutulurlar.

• Damızlık koloniye üç gün sonra takılan yumurtalı veya larvalı çerçeve alınarak, ana arısız ve ana arı gözleri temizlenmiş olan bakıcı koloniye verilir. Üçüncü günde çerçevelerde yumurta veya larva yoksa bu işlem daha sonraki günlerde yapılır ve koloni beslenmeye devam edilir.

• Dördüncü ve daha sonraki günlerde çiftleştirme kutusu çerçeveleri ile gelen damızlık koloni larva ve yumurtalarından birkaçının (3-15 adet) ana arı gözü olarak beslendiği görülür. Bu ana arı gözleri kapanana kadar bakıcı kolonide tutulurlar. Bakıcı koloni bu süre içinde beslenmeye devam edilir.

• Ana arı gözleri kapandıktan sonra bakıcı koloniden alınan, kapalı ana gözlü çiftleştirme kutusu çerçevelerinden her biri, bir çiftleştirme kutu bölmesine, üzerindeki arılarla birlikte konulur.

• Bir çiftleştirme kutusu çerçevesinde birden fazla ana arı gözü varsa fazlalar kesilerek başka çerçevelere monte edilirler ve bu fazlalarla da başkaca çiftleştirme kutuları yapılır.

• Çiftleştirme kutusuna bakıcı koloniden 1500-2000 adet işçi arı doldurulur ve ağzı kapatılır.

• Ağzı kapanan, kek bölmesi dolu, havalandırması açık ve içinde 1500-2000 işçi arı ve ana arı gözü bulunan çiftleştirme kutusu güneş almayan, serin ve sessiz mümkünse karanlık bir yerde 3-4 gün tutulur.

• Üçüncü veya dördüncü günü çiftleştirme kutusu arılıktaki yerine yerleştirilir, ağzı açılır ve havalandırması kapatılır. Çiftleştirme kutusunun ağzını kapatma yerine kutu 5-8 km uzaklığa taşınabilirse ağzı kapatılmadan burada tutulur ve 4-5 gün sonra tekrar arılığa getirilir.

• Kapalı yerde tutulması halinde ana arı gözleri kutulara bu kapalı kalma süresinin sonunda da verilebilirler. Bu durumda kutular 3-4 gün önce yine arılarla doldurulup ana arı gözü olmadan kapalı yerde tutulur.

• Çiftleştirme kutularında doğan ana arılar 8-12 gün sonra normal olarak arılığın erkek arıları ile çiftleşirler ve yumurtlamaya başlarlar. Kutularda yine ana arının yumurtladığı işçi arı gözlerindeki larvaların kapanmasından sonra bu ana arılar ihtiyaç olan yerlerde kullanılabilirler veya satılabilirler.

Ana Arı Üretim İşletmesi Kurulumu

Ana arı üretiminde eğitim görmüş veya böyle bir işletmede en az bir yıl çalışmış kişilerin kurabilecekleri profesyonel ana arı üretim işletmeleridir. Bu tür işletmelerde bütün faaliyetler ana arı üretimi için gösterilir, bal üretimi vb. gibi üretimler düşünülemez. İşletme kurulmadan önce karar verilecek husus, işletme büyüklüğünün ne olacağıdır. İşletme büyüklüğünün tayininde göz önünde bulundurulacak en önemli faktörler; teknik iş gücü, sermaye ve pazarlama olarak sayılabilir.

Teknik iş gücü: Kendi kendine yeterli ekonomik büyüklükte bir işletmenin bugünkü ana arı fiyatları ile yaşayabilmesi ve devamlılığını sürdürebilmesi yetişkin bir teknik elemanla mümkün olabilmektedir. Böyle bir eleman temel arıcılık bilgileri varsa ana arı üretim tekniğini de 4-5 ay gibi bir sürede öğrenebilmektedir. Şüphesiz ki bu süre aktif ana arı üretim sezonu olmalıdır. Temel arıcılık bilgisi ve deneyimi olan kişilere en az dört aylık periyotta ana arı üretimi eğitimi vermek, ancak sistemli bir eğitim programı ile mümkündür. Eğitilecek kişilerin arıcılık pratikleri ve bilgileri yoksa bu eğitimin altı aydan az olmaması gerekir.

Üretim bölgesinin seçimi: Başarılı arıcılık yapabilmek için yörenin seçimi ne kadar önemli ise başarılı ana arı üretimi içinde yöre seçimi o kadar önemlidir. Bal üretim işletmelerinde floranın olmadığı veya azaldığı zamanlar koloniler başka yörelere taşınarak durum telafi edilebilir. Ancak ana arı üretim işletmelerinde bunu yapmak zordur. Bundan dolayı ana arı üretilecek bölgenin iyi ve isabetli seçilmesi gerekir. İşletme bölgesinin mümkün olduğu kadar aşağıdaki şartları taşıması gerekir, bu şartların hepsini taşıyan işletme bölgesi en ideal ana arı yetiştirme bölgesidir.

• Çevrede erken ilkbahardan geç sonbahara kadar her zaman devamlı nektar ve polen kaynakları olmalıdır. Böylece aşırı beslemeye gerek olmadan üretim sürdürülebilir. Arılıktaki her türlü işlem rahatlıkla yapılabilir, koloniler sakin olurlar, yağmacılık az olur, ana arıların yumurtlama tempoları yavaş fakat sürekli olur bu da ana üretimi için ideal durumdur.

• Çevrenin ağaçlık, ormanlık ve engebeli olması gerekir. Özellikle ana arı çiftleştirme bölgesi yönünden ve ana arıların çiftleştirme kutularını kolayca bulabilmeleri için engebeli alan çok faydalıdır.

• Arılığın sakin bir yerde olması ana yol kenarları ve meskun alan içinde olmaması gerekir.

• Çevrede duman ve kirli hava çıkaran fabrika ve işyeri olmamalıdır.

• Arılık ve çevresi hakim rüzgarlara açık olmamalıdır.

• Arılık mümkün olduğunca güney marazda, güneşi erken alan yerlerde olmalıdır.

• Arılıkta elektrik, su gibi imkanlar olmalıdır.

• Arılık mutlaka ağaçlı yolu olan sel riski olmayan yere kurulmalıdır.

• Yüksek gerilim hatlarının altına kesinlikle arılık kurulmamalıdır.

Üretilecek ırkın seçimi: Kafkas´ın dışındaki Karniol ve İtalya´nın geniş çapta adaptasyon denemeleri olmamakla birlikte güneyde, sahillerde kışlayacak arılıklar için İtalyan; soğuk bölgelerde kışlayacak arılıklar için Karniol ana arıları üretilmelidir.

Üretimin en önemli unsurunu bu damızlıklar oluşturmaktadır. Çalışılacak ırk ister yabancı ister yerli olsun, önemli olan o ırkın; seleksiyonu yapılmış, saf ve ırkın özelliklerini tam olarak taşıyan ana damızlıklarının elde edilebilmesidir. Bu ana damızlıkların suni tohumlama ile döllenmiş olmaları gerekir.

Ana arı memesi

Sertifikalı saf ırk ana arılar damızlıkçı işletmelerden alınabilir. Gerek Kafkas gerekse Batı Karadeniz arısının selekte edilmiş kolonilerinden üretilmiş ana arılar, aynı ırkın bilinen kolonilerinin erkekleri ile suni döllenmiş, markalı, ana ve baba kolonileri belli ana arılardır.

Damızlıkçı işletmeler, suni tohumladığı ana arıları yumurtlayıp, larva kapatana kadar ve kızları doğana kadar çiftleştirme kutularında tutmakta ve ana arılanın kızları olan işçileri test ettikten sonra damızlık olarak vermektedir. Suni tohumlanan bir kısım ana arılarda, çiftleştirme kutularının teke indirilmiş hallerinde koloni yaşamına geçirilmekte ve biyolojik faaliyetleri test edilmektedir. Bu ana arıların yumurtlama, yavru kapama gibi ırkının özelliklerini taşıyıp taşımadıkları kontrol edilmektedir. Diğer yandan ana arıların işçi kızları yine renk, davranış yönünden gözlenerek ırkın özelliklerini taşıdıkları belirlenmektedir.

İş düzeninin planlanması: Sürekli üretim için planlamanın ana unsuru günde ne kadar ana arı üreteceğimizdir. Uzun yıllar çalışan ana arı üretim işletmelerindeki tecrübeler göstermiştir ki normal mevsimlerde günde 20 adet çiftleşmiş ana üretebilmek için aşağıdaki düzeni kurmak gereklidir.

• 4 adet damızlık koloni 4 yedek
• 3 adet başlatma kolonisi 3 yedek
• 6 adet besleyici koloni 6 yedek
• 10 adet takviye kolonisi
• 80 adet çiftleştirme kutusunda çekirdek koloni yapma kolonisi
• 100 adet toplam koloni (ortalama 10 çerçeve)
• 1000 adet çiftleştirme kutusu veya bunun yarısı kadar iki bölmeli kutu
• 40 adet erkek arı kolonisi

Bir ana arının satışa kadar geçen sürede, çiftleştirme kutusunu en az bir ay süreyle işgal edeceği ve satışta yaşanabilecek gecikmeler hesaba katıldığında, dört ay sürecek üretim sezonu boyunca bir çiftleştirme kutusundan ortalama üç adet çiftleşmiş ana arı alınabilecektir.

Şinşilla yetiştiriciliği


Kürk hayvanları arasında en kaliteli ve pahalı kürke sahip olan şinşillanın anavatanı Güney Amerika'dır. Şinşilla uysal, temiz ve sevimli bir hayvandır, görünüş olarak sincaba benzemekle birlikte, vücudu daha yuvarlak, kuyruğu ise daha kısa ve az tüylüdür. Ergin bir dişi şinşillanın canlı ağırlığı yaklaşık 400-600 gram olup, erkek şinşillalardan 50-100 gram daha ağırdırlar, vücutları 25-30 cm, kuyrukları ise 10-20 cm uzunluktadır. Geceleri daha aktif olan şinşillalar gündüzleri genellikle uyurlar. Şinşillanın başı vücuduna oranla çok daha büyüktür, alt ve üst çenesinde keskin dişleri vardır. Gözleri iri, yuvarlak ve siyah renklidir, kulak uzunluğu yaklaşık 2,5 cm'dir. Ön bacakları beş parmaklı ve çok kısa, arka bacakları ise uzun ve kuvvetlidir. Şinşilla bir fırçaya benzeyen kuyruğunu dengede kalmak için kullanır, dişi şinşilla erkeğe göre daha saldırgandır. Şinşillaların yaşama süreleri 12-20 yıl arasında değişmektedir. 
 
Şinşillalarda Üreme

Şinşillalar yıl boyu kızgınlık gösterebilirler ancak kızgınlığın en yoğun olarak görüldüğü dönem Kasım-Mayıs aylarıdır. Bu dönemde gebe olmayan dişi şinşillalar 28-35 gün arayla kızgınlık gösterirler. Şinşillalar üreme hücrelerini doğumlarından yaklaşık 5-6 ay sonra üretmeye başlarlar ancak bu dönemlerde dişi şinşillanın ve üreme organlarının gelişimi tam olarak tamamlanmamıştır. Bu nedenle gerek kendi gerekse yavrularının gelişmelerinde herhangi bir gerilemeye neden olmamak için 8-9 aylık yaşa ulaşıncaya kadar çiftleştirilmemelidir. Şinşillalar, doğada bir erkek ve bir dişi şeklinde aile oluştururken, çiftlik şartlarında yüksek yavru verimi sağlamak için bir erkek yaklaşık 4-6 dişi ile bir aile oluşturmalıdır.

Şinşillarda gebelik süresi yaklaşık 111 gündür, doğum genellikle sabahın erken saatlerinde olur ve bir doğumda 2-6 adet yavru elde edilir. Gebe şinşillalar; doğum öncesi yuva yapmazlar, yavrular gözleri açık, dişleri mevcut ve vücutları tüylü şekilde doğarlar. Rahatça hareket etme yeteneğine sahip yavrular bir hafta içerisinde katı yiyecekleri yemeye başlarlar. Fakat yavru şinşillalar 6-8 haftalık oluncaya kadar sütten kesilmemelidir. Bu yaşa kadar canlı ağırlıkları yaklaşık 225-250 grama ulaşır, sütten kesilen yavrular annelerinden ayrılarak ayrı kafeslere alınırlar. Bir dişi şinşilla 12 ila 15 yıl kadar damızlıkta kullanılabilir.

Kürk Özellikleri ve Post Elde Edilmesi

Şinşilla kürkü, kül-sarımtırak veya gümüşi renktedir, kürk tüyleri çok sıkı olup, her cm'de 20.000 kadar tüy bulunur. Tüy uzunlukları 1,5-2,5 cm arasındadır ve post üzerinde dik açı yapacak şekilde dururlar. Postta uzun koruyucu, orta koruyucu ve alt-ince olmak üzere üç tipte tüy bulunmaktadır. Alt-ince tüyler uzunlukları boyunca üç farklı renktedirler, alt-ince tüylerin dip kısımları mavi, orta kısımları beyaz, uç kısımları ise uçuk renklidir. Bu durum kürke üflenerek incelendiğinde kolayca fark edilir. En kaliteli kürklerde yün uçları çelik mavisi gri, dipleri ise inci mavisi gri renktedir.


Şinşillalardan elde edilecek post; yaş, besleme ve geliştirme düzeyine göre değişmekle birlikte doğumdan sonraki 10-14'üncü aylardır. Deri ve kürkün en uygun olduğu mevsim ise, Aralık-Mart arasıdır. Deri ve kürkün, uygunluğunu saptamak için; kürke, boynun gerisinden yarı omurgaya doğru üflenir, eğer deri açık ten renginde ise deri ve kürk olgunlaşmasının yeterli, mavi renkte ise yetersiz düzeyde olduğuna karar verilir. Post elde etmek için çeşitli yöntemler kullanılabilir, ancak deri ve kürke en az zarar verdiği için hayvanı kloroform gibi bayıltıcılarla bayıltma veya boynunu kırarak öldürme en yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir.

Öldürme işleminden sonra, hayvanın ilk olarak ön ve arka ayakları ile kuyruk kısmı kesilir, deri, karından baş ucuna kadar ve arka ayakları da iç kısmının ortasından kesilerek post vücuttan çıkartılır. Yüzme işlemi uygulanırken posta herhangi bir zarar vermeden, düzgün bir şekilde çıkartılmasına dikkat edilmelidir. Yüzme işleminin tamamlanmasından sonra post kurutmaya alınmalıdır, bunun için kurutma tahtaları tercih edilmeli ve post tüylü kısmı tahtaya değecek şekilde gerdirilerek asılmalıdır. Kurutma işlemi, hava sirkülasyonunun iyi olduğu odalarda, 4-5 gün süreyle yapılmalıdır. Kurutma süresince oda içi sıcaklığı 10-16°C, nem ise %55 civarında olmalıdır. Kurutma işleminin tamamlanmasından sonra kurutma tahtalarından çıkartılan postlar; düşük rutubete sahip, sıcaklığı 4-5°C olan odalarda saklanmalıdır. Postların bu odalara yerleştirilmelerinde deri deriye gelecek şekilde dizilmelerine özen gösterilmelidir.

Şinşilla Barınakları

Şinşillalar için; kuru ve soğuk iklimler tercih edilmelidir, ani ışık ve ses değişikliklerine karşı çok hassastırlar. Bu nedenle şinşilla barınakları yerleşim yerlerinden uzak yerlere kurulmalı ve barınak içerisinde sessiz ve sakin bir ortam sağlanmalıdır. Kürk kalitesi üzerine ışık, sıcaklık ve nem önemli düzeyde etki etmekte olup, şinşilla barınakları planlanırken bu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Şinşillalar fazla güneş ışığına ihtiyaç duymazla, buna karşın, barınaklarda yeter miktarda pencere ve iyi bir havalandırma tertibatı bulunmalıdır. Barınak içi sıcaklığı damızlık şinşillar için 10-16°C, post üretim sürüleri için ise, 7-10°C olmalıdır. Sıcaklığın 5°C'nin altına düşmesi ve 27°C'nin üstüne çıkması hayvanları olumsuz yönde etkiler ve eğer gerekli önlemler alınmaz ise yavru ölümlerine neden olabilmektedir. Şinşilla barınaklarında nem düzeyinin %55 düzeyinde tutulması kürk kalitesini olumlu yönde etkilemektedir.

Modern çiftlik şartlarında şinşillalar tel kafeslerde barındırılmaktadırlar. Bunun için damızlık şinşilla kafesleri 38 x 60 x 30 cm, post üretim sürülerinin kafesleri ise, 30 x 60 x 30 cm ölçülerinde olmalıdır. Damızlık sürüleri için; aile üniteleri şeklinde kafesler yapılmalı ve her aile 4 dişi 1 erkekten oluşmalıdır. Dişilerin bulunduğu kafes erkeğin rahatça girebileceği şekilde planlanmalı ve dişilerin kafeslerinden ayrılmaları boyunlarına plastik veya metalden yapılmış boyunluklar takılarak önlenmelidir.

Tel kafes yapımında 25 mm x 12.5 mm, 25 mm x 25 mm veya 19 m²'lik galvanize tel örgülü ağlardan yararlanılabilir. Doğum kutusunun büyüklüğünün 25-30 cm², zeminin ise ızgarasız olması önerilir. Doğum kutusuna yataklık olarak talaş veya saman konulabilir. Şinşilla kafeslerinde kum banyoluğu kesinlikle bulunmalıdır, banyoluk 15 x 30 x 8 cm ölçülerinde olabilir. Kum banyoluğu yarısına kadar kuru ve temiz kum doldurulur, şinşilla, günde bir kez yaklaşık 10 dakika kadar kum banyosu yaparak kürkünü temizler. Kafes içine pelet ve kuru ot için yemlik, su ihtiyacını temin içinde suluk konulmalı ve özellikle soğuk iklimlerde sistemin donmasını önleyici tedbirler alınmalıdır. Kafeslere konulan suluk, yemlik ve banyolukların kenarları keskin olmamalıdır.


Şinşilla kafesleri barınak içerisine ya tek tek ya da çok katlı olarak yerleştirilirler. Uygulamada, ekonomik olması nedeniyle 5-6 katlı bateri tip kafesler daha çok tercih edilmektedir. Doğum kutuları, kafes içerisinde sürekli durabileceği gibi, yalnızca doğumun yaklaşmasından belli bir süre öncede yerleştirilebilir. Üst üste yerleştirilen her kafesin veya kafeslerin arasına üsten düşen dışkının toplanması amacıyla kenarları 5 cm kadar yükseklikte sürgülü metal bir tabla konulmalıdır. En alttaki kafes yerden 30 cm yükseklikte yerleştirilmeli ve kafesler arasında 5 cm'lik ara bırakılmalıdır. 

Şinşillaların Beslenmesi

Şinşillar, özel olarak hazırlanan pelet yemlerle beslenirler. Şinşillalara verilecek günlük pelet yem miktarı yaklaşık 20-39 gr (1-2 yemek kaşığı) kadardır. Pelet yemin yanı sıra şinşillalara keten tohumu, ayçiçeği tohumu, taze yeşil yemler, kuru otlar, havuç, pancar ve bazı meyveler de verilebilir. Ancak lahana, kıvırcık ve marul gibi gaz yapıcı bazı sebzeler hayvanlarda gaz oluşturmaları nedeniyle ani ölümlere neden olabilirler. Yemlerin içeriğinde değişiklik yapılacak ise, yeni verilecek yem aniden verilmemeli alıştırılarak verilmelidir. Şinşillalar yemlerini genellikle akşam üzeri veya gece yerler. Bu nedenle yemler, her gün aynı saatte verilmeli ve hayvanların günlük ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Yemlemede başka bir metot ise gündüzleri sadece kuru ot ile besleyerek, geceleri de 20 gram kadar pelet yem vermektir. Araştırmalar, şinşilla rasyonlarında pelet yemlere göre kuru ot, tahıl ve taze yeşil yemlerin kullanılmasının daha ekonomik olabileceğini göstermiştir. Kış aylarında şinşillalara kuru ot, tahıl, havuç, ağaçların ince kabuk, dal ve sürgünleri ile birlikte tuz ve mineraller verilmelidir. Mayısta yem karmasına yeşil yem de ilave edilir. Verilen yem karışımının %20 selüloz içermesi kabızlığı önlemektedir. Yine tüy dökülmesini önlemek amacıyla, şinşilla başına günlük, minimum 0,1-0,4 miligram B1 vitamini verilmelidir. Yaz ve kış aylarında ve yavru emzirme döneminde şinşillalara günlük olarak verilecek yem çeşitleri ve miktarları aşağıda verilmiştir.


Şinşilla yetiştiriciliğinde doğan yavruların beslenmeleri son derece önemlidir, anne sütü yetersiz veya anne doğum esnasında ölmüş ise; yavruya 1/1 oranında sulandırılmış süt tozu bir damlalık yardımıyla 2 saat aralıkla verilmelidir. Hayvanların önünde sürekli olarak içebildiği kadar temiz su bulundurulmalıdır. 

Şinşilla Hastalıkları

Şinşillalar hastalıklara karşı dirençli hayvanlardır. Bununla beraber, yem, temizlik ve barınak koşullarının yeterli olmaması, önemli sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir. Şinşillarda postu oluşturan tüyler son derece sık olduklarından vücutlarında genellikle parazit barındırmazlar. Hastalık belirtileri genel olarak yem tüketiminde azalma, gözlerde sulanma, dışkı atımında azalma şeklinde görülür. Şinşillalarda genel olarak solunum yolu, mide ve bağırsak, orta kulak iltihabı, meme ve üreme organlarına ilişkin hastalıklar görülmektedir.

Listeriosis tipik bir şinşilla hastalığı olmasa da grup halinde barınma koşullarında sindirim sistemi hastalığı olarak yayılabilir. Pasteurella yiyeceklerden bulaşabilir ve daha sonra şinşillalar arasında bulaşabilir. Semptomlar apati, sindirim bozukluğu ve ateştir. Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonları doğada yaygın olarak bulunur ve diğer birçok hayvan gibi şinşillaları da etkileyebilir. Şinşilla popülasyonlarında geniş ölümlere ve hamile olanlarda spontan düşüklere neden olabilirler. Veteriner hekim reçetesiyle şinşillaların tedavisinde kloramfenikol, neomisin veya spektinomisin kullanılabilir. İçme sularına çözünmüş sülfonamidler katılabilir.

Damızlık Temini ve Pazarlama

Modern şinşilla üretimi çiftlik şartlarında, Güney ve Kuzey Amerika, Avrupa ve Afrika ülkelerinde gerçekleştirilmektedir. Şinşilla postu üretimi ülkemiz için de çok yeni bir yetiştiricilik dalıdır. Şinşilla yetiştiriciliği yapmak isteyen yetiştiricilerin karlı bir üretim yapmalarının ilk koşulu; damızlık temini, yetiştiricilik, postların elde edilmesi ve özellikle de pazarlama gibi konularda yeterli bilgi edinerek, sağlam bağlantılar kurduktan sonra daha bilinçli bir şekilde şinşilla yetiştiriciliğine başlamaları olmalıdır.

Tavşan yetiştiriciliği


Tavşanlar; yüksek döl verimli ve yemi çok iyi değerlendirerek ürüne çevirme özelliğine sahiptirler. Bu hayvanlar yünü, eti ve kürkü için yetiştirilirler. Tavşan yetiştiriciliği bilhassa Fransa olmak üzere pek çok ülkede yapılmakta olup, henüz ülkemizde yaygın değildir. Bu yazıda konuya ilgisi olan yetiştiriciler için, kolay beslenen çabuk üreyen bu hayvanla ilgili genel ve pratik bilgiler verilecektir.

Tavşan Irkları ve Özellikleri

Tavşan ırklarını genellikle üç grup altında inceleyebiliriz. Cüsse büyüklüğü ve tüy uzunluğuna göre; büyük cüsseli, orta cüsseli ve küçük cüsseli. Verim yönlerine göre; et tavşanları, kürk tavşanları ve yün tavşanları. Ağırlıklarına göre; hafif ırklar, orta ağır ırklar ve ağır ırklar. Tanınmış olan bazı tavşan ırkları ve özellikleri aşağıda özetlenmiştir.

Yeni Zelanda Beyaz: Yaygın et tavşanı ırkıdır. Canlı ağırlık dişilerde 4.5-5.5 kg, erkeklerde 4-5 kg arasındadır. Bir batında (doğumda) 10 yavru doğurur. Anaçlık yeteneği fazladır.

Kaliforniya: Et verim yönlü tavşanı ırkıdır. Yeni Zelanda beyaz tavşanına benzer. Bu ırkta burun, kulaklar ve kuyruk siyahtır. Çabuk gelişir.

Çinçilla: İdeal et ve kürk tavşanıdır. Canlı ağırlık 5 kg civarındadır. Kırçıllı gri görünümlüdür. Bu tavşanların 4-5 aylık kürkleri değerlidir.

Mavi Viyana: Sağlam yapılıdır. Renkleri donuk mavidir. Kürk ve et hayvanıdır. Canlı ağırlık 3.5-4 kg arasındadır.

Ankara Tavşanı: Yün hayvanı olup etlerinden de yararlanılır. Anavatanı Ankara yöresi olduğu için bu ad verilmiştir. Hassas hayvanlardır. Yetiştiriciliği özen ister. Yünün kalitesi, beslenme ve iklime göre değişir. Canlı ağırlık 3.5 kg civarındadır.

Tavşanlarda Üreme

Tavşanlar hızlı üreyen ve bir doğumda birden fazla yavru yapan hayvanlardır. Gebelik süreleri 28-31 gündür. Dişilerin ve erkeklerin ilk damızlıkta kullanılma çağı ırka ve hayvanların gelişme durumuna bağlı olarak değişir. Cinsel olgunluğa erişimi ırklara göre 4-10 ay arasında farklılık gösterir. Dişilerin ilk aşımda kullanılması için ergin canlı ağırlığının %75'ini kazanması gereklidir. Ortalama damızlıkta kullanılma süreleri 2 yıldır. Sürüde 8-10 dişi için bir erkek bulundurulur. Gebeliği önleyen etmenler yalancı gebelik, mevsim, yaş, zayıf kondisyon ve hastalıktır.

Dişi kızgınlık gösterdiğinde huysuzluk, iştah azalması, yuva hazırlaması, suluklara çenesini sürtme gibi belirtiler gösterir. Aşım erkeğin kafesinde yaptırılır. Dişi kafesinde başka tavşan istemez. Aşımın olduğu, erkeğin yana devrilmesinden anlaşılır. Gebelik gerçekleşince gebe hayvanlar sakinleşir, doğumdan 2-3 gün önce göğüs ve karın tüylerini yolarak yuva hazırlamaya başlar. Doğum genellikle gece olur. Doğan yavru sayısı 1-18 arasında değişmekle beraber ortalama 8-10 arasındadır. Yavrular gözleri kapalı ve tüysüz doğar, birkaç gün içinde tüylenme başlar, 10. günde gözleri açılır. Tavşanlar genelde yavrularını günde bir iki kez çoğunlukla sabah emzirirler. Süt verme süresi genelde 6 haftadır. 6 hafta sonra yavrular sütten kesilir. Yıllık yavrulama sayısını arttırmak için 4 haftadan sonra sütten kesim yapılabilir. Sütten kesimden sonra 6-8 adedi bir arada yavru büyütme kafeslerine konulur.

Tavşanlar Nasıl Beslenir?

Yeni doğmuş tavşanın beslenmesi tamamen annesi tarafından sağlanır. Annenin yavrularına ilk 24 saat zarfında verdiği süt özel olup, koruyucu etkilidir. 3 haftalık genç tavşanlar sıvı almaya yavaşlar, 2-3 gün sonrada katı gıda ile beslenebilirler. Tavşanların gece yem tüketim alışkanlıkları olduğu için önlerinde sürekli yem ve su bulundurulmalıdır. Ergin tavşan günde 100-140 gr kesif yem tüketir. 4 haftalık tavşan, ergin tavşanın tükettiğinin yaklaşık üçte birini tüketir. Çevre sıcaklığı arttıkça yem tüketimi azalır, su tüketimi artar. Tavşanların beslenmeleri, dişi veya erkek oluşu, gebe olması, emzirme dönemi, kuruda olması ve besiye alınmasına göre değişir.

Tavşanların beslenmesinde değişik besin maddeleri kullanılabilir. Örnek olarak yonca + dane mısır verilecek ise %65 yonca, %35 mısır uygulanır. Mısır yaş ise oran %45'lere çıkarılır. Yulaf + yonca ise %60 yonca, %40 yulaf kullanılır. Karbonhidratlı yemler; yulaf, mısır, buğday, arpa ve değirmen artıklarıdır. Proteinli yemler; soya, yer fıstığı, keten, susam, pamuk tohumu küspesidir. Kuru ot olarak yonca, fiğ, burçak, soya fasulyesi, yer fıstığı kullanılır. Kuru otlar, hem kilo aldırır hem de yem tüketimini azaltır. Yeşil yemler ve kökler; havuç, patates, şalgam, hayvan pancarı ve şeker pancarı gibi yemlerdir.


Tavşanlar üç farklı şekilde beslenirler:
- İşletmenin kendi ürettiği yemlerle besleme yapılabilir.
- İşletmenin hem kendi ürettiği yem, hem de karma yemler kullanılarak beslenebilir.
- Karma peletle tavşanlar beslenebilir.

İşletmenin hem kendi ürettiği yem, hem de karma yemler kullanılarak yapılacak besleme şekli en uygunudur. Böylece işletmenin meyve ve sebze atıkları değerlendirilmiş olur. Pelet yem verirken yanında muhakkak kuru ot yedirmek gerekir. Yemleme yaparken bazı yemlerin zararlı etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Tavşanlara fazlaca lahana, karnabahar, kolza verilirse guatr hastalığına yol açar. Ispanak ve pazı fazla verilirse kasılmalara neden olur. Soya fasulyesi ile diğer fasulyelerin fazlası da hayvanların büyümelerini engeller.

Çevre Faktörleri

Diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi tavşan yetiştiriciliğinde de dört önemli çevre faktörü vardır.

Sıcaklık: Tavşanlar sabit sıcaklığa sahip (sıcak kanlı) hayvanlardır. Tavşanlar bu dengeyi sağlayabilmek için yem tüketimini arttırırlar veya azaltırlar. Çevre sıcaklığının 4 ila 18°C civarında olması tavsiye edilir.

Nem: Tavşanlar %55'ten daha düşük ortam nemine karşı duyarlıdırlar. Sıcaklığın yüksek olduğu devrelerde nemde yüksek olursa hayvanlarda halsizliğe varan rahatsızlıklar görülür. Bunun aksine nem çok az olup hava kuru ise deri ve kürk matlaşır, solunum yolu hastalıkları ortaya çıkabilir.

Havalandırma: Tavşancılıkta havalandırma yapılması; tavşanlar tarafından çıkarılan gazların (CO2), altlık ve gübre ile oluşan gazların (NH3, H2S, CH4 vb.) atılması, oksijen sağlanması, fazla nemin azaltılması ve hayvanların çıkardığı fazla ısının atılması  içindir.

Aydınlatma: Gelişmekte olan tavşanlar ve dişi tavşanlar için önemlidir. Aydınlatma dişi damızlıklarda sinir sistemini ve dolaylı olarak hormonal faaliyeti etkilemektedir. Dişilerin 16 saatlik, erkeklerin 8 saatlik aydınlatma istekleri vardır. Aynı ortamda olan bu tavşanlara 12 saatlik aydınlatma optimum üretimi sağlamaktadır.

Tavşan Barınakları ve Ekipmanları

Barınaklarda gerçekleştirilmesi gereken esaslar, tavşanlar için en uygun şartları sağlaması ve günlük işlerin kolayca yapılmasına elverişli olması gerekir. Tavşan barınakları genelde eğimli arazilerin güney ve güneydoğu tarafı yamaçlarına kurulur. Tavşan barınakları taş, tuğla ve betondan yapılırsa sağlam, temiz ve kuru olur. Tavşan başına 0.8-1 metrekare taban alanı düşünülür. Pencereler taban alanının %5'i kadar olmalıdır. Barınaklarda sıcaklık 10°C'nin altına,  25°C'nin üstüne çıkmamalıdır. Temiz havanın yeterli miktarda ve hızda barınağa girmesi sağlanmalıdır. Tavşan yetiştiriciliğinde kullanılan önemli ekipmanlar; kafes, suluk, yemlik, otluk ve doğum kutusudur.

Kafes: Tavşanların barındırıldıkları kafesler bir, iki ve üç katlı olurlar. Anaç tavşanlar kafeslerde ayrı ayrı barındırılırlar. Kafesler metal ve ahşap olabilir. Bir kafes  80 cm uzunluğunda, 60 cm eninde, 35-50 cm yüksekliğinde olur. Tabanı tel örgü veya ızgara olmalıdır.

Suluk: Tavşanlar yeşil yem yanında kuru yemde tükettikleri için su tüketmek zorundadırlar. Suluklar genelde şişeli ve otomatik şekildedir. Küçük işletmelerde şişeli suluklar kullanılır. Büyük işletmelerde otomatik suluk gereklidir. Verilen su temiz ve taze olmalı, çok sıcak veya  soğuk olmamalıdır.

Yemlik ve otluk: Yemlik ve otluklar kolay temizlenebilen ve dezenfekte edilebilen, kafesten kolayca sökülüp takılabilen tipte olmalıdır. Yemlikler kafes dışına, otluklar kafes içine yerleştirilir. Yemlik ve otluklar kafes dışında doldurulabilmelidir.

Doğum kutusu: Tavşan yetiştiriciliğinde en önemli ekipmanlardan birisidir. Tahta, sunta ve plastikten yapılır. Uzunluğu 40-45 cm, derinliği ve yüksekliği 30 cm'dir. Tahta ve sunta tavşan kemirmesin diye içi madeni bir levha ile kaplanır.

Kesim ve Yüzme İşlemi

Kasaplık tavşanlar 2,5-3 kg olunca kesilirler. Tavşan baş aşağı iken kesilir. Kesimden 15 dakika sonra yüzmeye geçilmelidir. Önce bacak derisi diz altından kuyruğa kadar yüzülür, sonra post aşağı doğru el ile sıyrılarak tulum çıkarılır. Yüzmede mümkün olduğu kadar bıçak kullanmamaya çalışılmadır. Kesikler derinin değerini düşürür. Postta et ve yağ parçası kalmamalıdır.


Tavşan yüzüldükten sonra iç organları temizlenir. Karaciğer yürek ve böbreği tekrar gövde içine bırakılır. Tüm gövde soğuk su ile yıkanır, sonra 2-4°C'deki soğutucuya konularak saklanır. Bütün veya parça olarak pazara sevk edilir.

Yüzülen post hemen boyun kısmı yukarı gelecek şekilde kurutma kalıplarına geçirilmelidir. Üzerinde et, yağ varsa kazınmalıdır. Kurutma yeri 18-22°C sıcaklığında, kuru ve havadar olmalıdır. Böylece 15 gün içinde postlar kurur. Kuruyan post kalıptan çıkarılır, kürklü tarafı güve ve böceklere karşı ilaçlanır. Postları saklandığı yerde böcek, sinek, fare bulunmamalıdır.