Onur Çelikörs | Veteriner Hekim

Kediler ve köpekler için aşı takvimi

Kediler ve köpekler için aşılama, evcil dostlarımızın enfeksiyöz hastalıklardan korunması için en güvenli ve ucuz yöntemlerden biridir.

Yavru kedi ne zaman eve getirilebilir?

Bu dünyada yavru kedilerden daha sevimli bir şey olabilir mi? İlginç tuhaflıkları ve minik miyavlamaları onları eve götürmek isteyen kedi severler için karşı konulmaz kılıyor.

Köpek besleme ilkeleri ve mama seçimi

Köpekleri daha doğru beslemek için her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 40 yıl önce sadece et ile köpeklerin sağlıklı şekilde beslenebilecekleri düşünülüyordu.

Kedi ırkları: British shorthair

British Shorthair, kısa, yoğun ve su geçirmez tüylere, kalın bacaklara ve küt uçlu bir kuyruğa sahip, güçlü görünümlü büyük bir kedidir.

Kuş eğitimi için 5 temel öneri

Daha önce bir köpek sahibi olduysanız, muhtemelen ona otur, kalk ve gel gibi tüm temel bilgileri öğreterek eğitim verdiniz. Evcil kuşunuz için de aynısını yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz?

Sığırlarda lenf yumrularının palpasyonu

Lenf yumruları (lymphonodi, nodi lyphatici) vücudun belirli bölgelerinde yer alan, ortalama 1-2 cm. uzunluğunda, yuvarlak ya da fasulye şeklindeki oluşumlardır.

Sığırlarda suni tohumlama

Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar; birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır.

Ana arı yetiştiriciliği


Arı yetiştiriciliğinde verim alabilmek için; kullanılacak damızlığın bölgeye adapte olabilen ve genetik potansiyeli bilinen ırk olması temel kuraldır. Türkiye'de Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege-Akdeniz bölgelerimizin iklimleri birbirlerinden oldukça farklılık göstermektedir. Özellikle bu dört bölgemizin her birinde yüzlerce yıldır yaşamakta olan arı kolonileri kendilerini bu bölgelerin iklim ve florasına öylesine adapte etmişlerdir ki; her bölgede, o bölgenin iklim ve florasından kaynaklanan ırklar oluşmuş ve bu ırklar fizyolojik olarak değişik davranışlara sahip olmuşlardır.

Flora ile olan ilişki sadece fizyolojik davranışlarda kalmamış, arıların morfolojisini de etkilemiştir ve Kafkas arısının hortumu üçgül çiçeklerinin derinde olan deniz arıları orman gülündeki kumarın maddesine dayanıklı hale gelmiş, İç Anadolu Arısı Mayıs-Haziran ayı çiçekleri nektar akımından hızla faydalanmaya adapte olmuş, Muğla arısı ise Eylül-Ekim aylarında çam balı diye bilinen basra (balsıra) böceği salgısına adapte olduğundan bu mevsime endekslenerek hızla çoğalmaktadır.

Son 30-40 yıldır gezginci arılarımız daha çok bal almak düşüncesi ile kolonilerini, çiçeğin olduğu ülkenin her yerinde gezdirmektedirler. Her bölgenin ekotipi olan yerli arılar, gezginci arıcıların arıları ile oğul mevsiminde melezleşerek yıllar yılı yörelerine adapte olarak doğal seleksiyon sonucu verimli hale gelen ekotipler gezginci arılar ile melezleşmişlerdir. Ana arıların, 3-8 km çevrede uçuş sırasında çiftleşmesi doğal davranış olup; melezleşme kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Yıllardır devam eden kontrolsüz melezleşme sonucunda da verimsizlik ve dejenerasyon görülmüştür. Sonuçta çevre şartlarına dayanıklı ekotipler, gezginci arıcılık dolayısıyla orijinalliklerini koruyamamışlar, olumsuz karakterler ileri melez jenerasyonlarında dominant karakter olabilmiştir. Sonuç olarak arıcılarımızın yaygın şikayetleri Orta ve Doğu Anadolu'da yazın nektar akımı döneminde çok hızlı yavru yapan ama bal stoklamayan, sonbahara çok yavrulu bol stoksuz giren, kış şartlarına dayanıksız ve ölen arı mevcudu oluşmuştur. Ülkemizde, arıcılığın kurtuluş reçetesi gezginci arıcılık ile birlikte damızlık ana arı üretimi ve kullanımıdır.

Saf Irk Nedir?

Saf ırk olarak vasıflandırılan arılar; hem dünya üzerindeki orijinal olarak bulundukları bölge itibarı ile hem de fizyolojik ve morfolojik özellikleri nedeni ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırklar tür içerisindeki bireylerden oluşan birimlerdir. Ortak vücut özelliklerine sahiptirler. Bal arısı ırkları doğal seleksiyon sonucu oluşmuşlardır. Tek örnektirler. Her ırk doğal çevresine uyum sağlamıştır. Eski Sovyetler Birliği Tarım Bakanlığı´nın tüzüğüne göre "Bir ırkın kabul edilebilmesi için, aynı menşeli ve dış görünümleri aynı olan arıların oluşturduğu, en az 20.000 arı kolonisinin benzer biyolojik ve üretim karakterlerini taşıması gerekir. Bunların dört kuşak boyunca başka ırklarla kan bağı bulunmamalıdır." denilmektedir.

Apis Mellifera Caucasica bir ırktır. Bu ırkın orijinal olarak bulunduğu bölge Kafkasya dağlarıdır ve bu ırkın kendisine özel ve diğer ırklardan farklı olduğunu belirten fizyolojik ve morfolojik özellikleri bulunmaktadır. Apis Mellifera Carnica ve Apis Mellifera Ligustica da ayrı ırklardır ve özellikleri itibarı ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırk arılar birbirleri ile çiftleştiklerinde yavrular, sürekli her kuşakta ana ve babanın yani ırkın karakterini gösterirler. İleri kuşaklarda hiç bir değişiklik göstermezler. Saf yetiştirme ile özel bir ırkın ya da bir soyun içinde yakın ilişkili çiftleştirmeler yaptırarak, istenilen karakterler yoğunlaştırılabilir ve sabitleştirilebilir. Aynı zamanda istenmeyen özellikler de adım adım elemine edilir. Mevcut özellikleri şiddetle sınırlandırılmaktadır. Bu amaçla başka ırkların bulunmadığı tecritli bölgelerde yetiştirilirler ve kontrollü olarak kendi içinde çiftleştirilerek muhafaza edilirler. Böylece saf yetiştirilmiş ırklar başarılı melezleşeler için sağlam bir temel sağlar. Saf yetiştirme tüm ıslah çalışmalarının temelini teşkil eder.

Ekotip Nedir?

Ekotip dediğimiz arıları 'bir ırk bölgesinin içinde daha küçük lokal alanlarda bulunan saf ırkın bir alt grubu olan ve kendi içinde çok yakın özellikleri olan arılardır' diyerek tarif etmek mümkündür. Apis Mellifera Carnica ırkı bilindiği gibi orijinali Avusturya alplerinde bulunan bir ırktır. Bu ırk Avusturya, Almanya, Eski Yugoslavya ve daha birçok ülkede yaygındır. İşte Karniol ırkına ait olan, Aşağı Avusturya bölgesindeki arılara Sklenar ekotipi, Slovakya'daki arılar da Bukovsek ekotipidir.

Hibrit Nedir?

İki ayrı ırkın veya iki ayrı saf hattın veya ayrı bir ırkla değişik ırktan bir saf hattın, birbirleri ile melezleşmesi sonucu meydana gelen melezlere hibrit denir. Hibritler genelde kontrollü yapılırlar ve bunlara "kontrollü hibritler" adı verilir. En verimli koloniler hibrit kolonilerdir. Bu şekilde yapılan iyileştirme çalışması, ekonomik açıdan önemli karakterlerin birleştirilme imkanlarına dikkat edilerek hatasız yapılırsa ilk kuşak melez kolonilerin verimliliği ıslah materyali olarak kullanılan ebeveyn ırklara göre en az % 20-25 daha üstün olmaktadır. Ancak hibritlerde bu üstün verim yalnız ilk kuşaklarda alınabilmektedir. İleri kuşaklarda bu verim hızla düşer. Dünyada bilinen önemli hibritler vardır. Hibrit üreticiliği arıcılığın en teknik ve en ileri aşamasıdır. Çok külfetli ve ileri bir tekniğin uygulanmasını gerektirmesine karşın hibrit ana arıların kolonilerinden sağlanan yüksek verim bu külfete katlanmaya değer bulunmaktadır.

Hibrit üretmenin temel kuralları

• Önemli hibritlerin ebeveynleri olan saf ırk ve saf hatlar elde tutulmalıdır.

• Tanınan hibrit ana arıların üretilebilmesi için tanınan hibridin ebeveynlerinin hangi ırk, ekotip veya saf hat olduğunun bilinmesi gerekir.

• Tanınan hibritlerin ebeveynlerinin ana arıları ve erkek kolonileri saf olarak üretilmelidir.

• Tecritli çiftleşme bölgelerinde hibridin saf ebeveynleri bulundurulmalı ve çiftleşmeleri sağlanmalıdır.

Dünyaca tanınan önemli hibritler

Sterline: 1949´da ABD´de üretilmiştir. İtalyan arısının dört hat hibrididir.

Midnite: 1957´de ABD´de üretilmiştir. Kafkas soyunun dört hat hibrididir. Saf hat ebeveynlere göre % 130-200 daha verimlidir.

Buckfast: Br. Adam´ın İngiltere´de geliştirdiği bir hibritdir. Buckfast ana x Anadolu baba; hırçın ve hareketli, Anadolu ana x Buckfast baba; sakin ve uysaldır. Buckfast hibridi ebeveynlere göre % 128-151 daha verimli bulunmuştur.

Hibrit yetiştiriciliğinde ilk olarak yöreye uygun ve iyi kombinasyon verecek ırklar ya da hatlar seçilir. Her zaman istenilen sonucun alınabilmesi için, seçilen ebeveyn hatlar seleksi yon yoluyla, mümkün olduğunca ortak özelliklere kavuşturularak saflaştırılır, istenilen karakterler elde edilir ve sabitleştirilir. Bu saf hatların elde edilebilmesi için yapay dölleme gereklidir.

Kullanma Melezi Nedir?

Saf bir ırkın bakire ana arısının; yaşanılan coğrafi bölgede bulunan lokal kolonilerin erkek arıları ile çiftleşmesi ile elde edilen çiftleşmiş ana arılara kullanma melezi ana arılar denilmektedir. Burada bir nevi hibrit yetiştiriciliği yapılmakla beraber erkek kolonilerin ırk özellikleri bilinmediğinden ve bilinse bile tecritli çiftleştirme bölgesinde kontrollü çiftleştirme yapılmadığından bu ana arılara hibrit demek mümkün olmamakta, verimleri konusunda kesin bir ifade kullanılamamaktadır.

Tecritli çiftleştirme alanları tesis edilemediğinde bu tür üretim kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye´de 1978 yılından bu yana yapılan ana arı yetiştiriciliği bu temele dayalı olarak yapılmaktadır. Ana hattı Kafkas olan kullanma melezi ana arılar yetiştirilmektedir. Ana arılar Kafkas ırkından yetiştirilmekte, bu ana arıların çiftleşmeleri için normal yani değişik ırk ve melez kolonilerin bulunduğu yerlerde çiftleşmeleri sağlandığından erkek koloniler hakkında hiçbir şey söylemek mümkün olmamaktadır.


Türkiye'de Hangi Irk, Ekotip ve Melezler Üretilebilir?

Başarılı bir bal üretim arıcılığı için arıcı aşağıdaki temel kuralları göz önünde bulundurmak zorundadır.

Birinci kural: Bal üretim arıcılığı yapacak veya yapmakta olan arıcı çalışacağı bölgede veya gezgincilik yapacağı bölgelerde başarılı ve verimli olan ırk, ekotip veya melez ana arılarla çalışmak zorundadır.

İkinci kural: Bu ırk, ekotip veya melez ana arılar gerek genetik özellikleri, gerekse yetiştirme kalitesi yönünden güvenilir olmalıdır. Bunun doğruluğu kontrol edilmelidir.

Üçüncü kural: Sayılan kurallara göre belirlenen ana arılar güvenilir yerlerden temin edilemiyorsa; kimliği ve kalitesi bilinmeyen sıradan ana arılar kesinlikle kullanılmamalıdır. Zira istenen genetik özelliklerde ve kalitede olmayan ana arılar adaptasyon ve kalite problemlerinden dolayı verilen kolonilerin de ölümüne sebep olmaktadır.

Dördüncü kural: Bal üretim işletmeleri güvenilir ana arı bulamamaları halinde ihtiyaçları olan ana arıları kendileri üretmelidir.

Üretilecek ana arıları kullanacak olan bal üretici işletmeler olduğuna göre konuya bu işletmeler açısından bakıldığında yukarıdaki durum ortaya çıkmaktadır. Kurulacak ana arı üretim işletmeleri bu ihtiyacı karşılayacak düzeyde olmalı, işletmeler genetik materyal ve üretim kalitesi yönünden kendilerini eksiksiz programlamalıdır.

Bal Üretim İşletmelerinde Ana Arı Üretimi

Ana arı üretimini iki ayrı sistemde yapabiliriz. Birinci sistem, kendi arılığımızın ve komşu arılıkların ihtiyacı ana arıyı karşılayacak miktarda ana arı üretimi, bu üretim bal üretim işletmeleri içinde yapılabilen üretimdir. İkinci sistem ise bal üretimini hiç düşünmeden müstakil bir ana arı üretim işletmesi kurulmasıdır.

Bal üretim işletmeleri içinde yapacağımız üretimde, bal üretim düzenimizi değiştirmeden, arılıkta boş kalan zamanlarımızda bu işi yapmak sureti ile ana arı üretebiliriz. Bal üretim işletmelerinde ana arı üretimine başlanılarak, ana arı üretimini öğrenmek, teknik gelişme sağlayabildiğimiz takdirde ve ekonomik hesaplar tutuyorsa müstakil ana arı üretim işletmelerine geçmek en akılcı yol olarak görünmektedir. Bal üretim işletmelerinde fazlaca bir ek masraf yapmadan bu tip ana arı üretimine kolayca başlanabilir. En önemli faydası bal üretim işletmelerinde arıcının boş zamanlarını değerlendirmesi ve bu üretimden de gelir elde edilebilmesidir.

Bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılarla çiftleşecek kadar erkek arı vardır. Tabii ki bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılar hibrit veya saf ırk ana arılar olamazlar. Bu ana arılar arılıkta hangi ırk veya melez arılar varsa onlarla çiftleşeceklerdir. Bal üretim işletmeleri içinde üretilecek ana arıların birinci jenerasyonu kullanma melezi ana arılar olacaklar, ikinci jenerasyonları % 90 saf damızlığın özelliğini taşıyacaklardır. 

Bal üretim işletmelerinde ana arı üretmek için iki temel ihtiyacımız; ana damızlık saf ırk ana arılar ve çiftleştirme kutularıdır.

Ana damızlık saf ırk ana arılar: Bu ana arılar ana damızlık üreten yerlerden temin edilirler ve bal üretim işletmelerinde sağlıklı ve kuvvetli kolonilere verilerek muhafaza edilirler. Üretilecek ana arıların miktarı ile ilgili olmakla beraber en az üç adet en çok on adet olabilir.

Çiftleştirme kutuları: Çiftleştirme kutularının miktarı yılda üreteceğiniz ana arı miktarına bağlıdır. Bal üretim işletmelerinde yan faaliyet olarak sürdürülecek bu üretim tarzında bir çiftleştirme kutusundan yılda iki çiftleşmiş ana arı alınabileceği öngörülür. Bu nedenle bir yılda üretimi hedeflenen ana arının yarısı kadar çiftleştirme kutusuna gereksinim vardır. İki bölmeli çiftleştirme kutusu kullanılacaksa hedeflenen ana arı üretiminin dörtte biri oranında çiftleştirme kutusuna ihtiyaç vardır.

Bal üretim işletmelerinde ana arı üretiminin teknik faaliyetleri ticari ana arı üretimindeki teknik faaliyetlerin aynısıdır. Tabii ki bu üretimde ana arı üretimine tahsis edilecek koloni miktarı kapasite ile ilgili olarak değişecektir.

En Basit Yöntemle Ana Arı Üretimi

Bu yöntem en küçük bal üretim işletmesinde 10-20 kadar ana arı üretimi için tavsiye edilebilir. Bu yöntemi gözleri larva transferine uygun olmayan yaşlı arıcılar da rahatlıkla uygulayabilirler. Ana arı üretimi arıcılığın faal olduğu her mevsimde yapılabilmesine rağmen çok küçük çapta ana arı üretimi bal akışının ve polen gelişinin yeterli olduğu günlerde yapılmalıdır. Aksi halde hem arıcının ana arı üretim tecrübesinin azlığı hem de uygun olmayan zamanlar üretimi olumsuz etkiler ve başarı düşük olur.

Arı larvaları

• Bal akışının ve polen gelişinin olduğu bir günde iki bölmeli çerçeveli çiftleştirme kutularından alınan temel petekli, mümkünse kabartılmış 4 adet küçük çerçeve normal bir kovan çerçevesine yerleştirilir.

• Çiftleştirme kutusundan alınan küçük çerçevelerin yerleştirildiği normal çerçeve damızlık koloniye, yavrulu çerçevelerin arasına verilir ve damızlık koloni beslenir.

• Bakıcı koloni olarak seçilen koloninin güçlü (en az 7-8 çerçeve yavrulu) olması gerekir. Bu koloninin ana arısı alınır ve bu koloni de beslenir.

• Üç gün sonra ana arısı alınan ve bakıcı koloni olarak ayrılan koloninin yaptığı ana arı gözleri kesilerek temizlenir.

• Damızlık kolonide üç gündür bekleyen çiftleştirme kutusu çerçeveleri takılı çerçeve damızlık koloniden alınarak kontrol edilir. Bu çerçevelerde damızlık koloninin ana arısının yumurtladığı günlük larvalar ve yumurtalar vardır. Eğer yoksa bu çerçeveler larva ve yumurtalar görülene kadar damızlık kolonide birkaç gün daha tutulurlar.

• Damızlık koloniye üç gün sonra takılan yumurtalı veya larvalı çerçeve alınarak, ana arısız ve ana arı gözleri temizlenmiş olan bakıcı koloniye verilir. Üçüncü günde çerçevelerde yumurta veya larva yoksa bu işlem daha sonraki günlerde yapılır ve koloni beslenmeye devam edilir.

• Dördüncü ve daha sonraki günlerde çiftleştirme kutusu çerçeveleri ile gelen damızlık koloni larva ve yumurtalarından birkaçının (3-15 adet) ana arı gözü olarak beslendiği görülür. Bu ana arı gözleri kapanana kadar bakıcı kolonide tutulurlar. Bakıcı koloni bu süre içinde beslenmeye devam edilir.

• Ana arı gözleri kapandıktan sonra bakıcı koloniden alınan, kapalı ana gözlü çiftleştirme kutusu çerçevelerinden her biri, bir çiftleştirme kutu bölmesine, üzerindeki arılarla birlikte konulur.

• Bir çiftleştirme kutusu çerçevesinde birden fazla ana arı gözü varsa fazlalar kesilerek başka çerçevelere monte edilirler ve bu fazlalarla da başkaca çiftleştirme kutuları yapılır.

• Çiftleştirme kutusuna bakıcı koloniden 1500-2000 adet işçi arı doldurulur ve ağzı kapatılır.

• Ağzı kapanan, kek bölmesi dolu, havalandırması açık ve içinde 1500-2000 işçi arı ve ana arı gözü bulunan çiftleştirme kutusu güneş almayan, serin ve sessiz mümkünse karanlık bir yerde 3-4 gün tutulur.

• Üçüncü veya dördüncü günü çiftleştirme kutusu arılıktaki yerine yerleştirilir, ağzı açılır ve havalandırması kapatılır. Çiftleştirme kutusunun ağzını kapatma yerine kutu 5-8 km uzaklığa taşınabilirse ağzı kapatılmadan burada tutulur ve 4-5 gün sonra tekrar arılığa getirilir.

• Kapalı yerde tutulması halinde ana arı gözleri kutulara bu kapalı kalma süresinin sonunda da verilebilirler. Bu durumda kutular 3-4 gün önce yine arılarla doldurulup ana arı gözü olmadan kapalı yerde tutulur.

• Çiftleştirme kutularında doğan ana arılar 8-12 gün sonra normal olarak arılığın erkek arıları ile çiftleşirler ve yumurtlamaya başlarlar. Kutularda yine ana arının yumurtladığı işçi arı gözlerindeki larvaların kapanmasından sonra bu ana arılar ihtiyaç olan yerlerde kullanılabilirler veya satılabilirler.

Ana Arı Üretim İşletmesi Kurulumu

Ana arı üretiminde eğitim görmüş veya böyle bir işletmede en az bir yıl çalışmış kişilerin kurabilecekleri profesyonel ana arı üretim işletmeleridir. Bu tür işletmelerde bütün faaliyetler ana arı üretimi için gösterilir, bal üretimi vb. gibi üretimler düşünülemez. İşletme kurulmadan önce karar verilecek husus, işletme büyüklüğünün ne olacağıdır. İşletme büyüklüğünün tayininde göz önünde bulundurulacak en önemli faktörler; teknik iş gücü, sermaye ve pazarlama olarak sayılabilir.

Teknik iş gücü: Kendi kendine yeterli ekonomik büyüklükte bir işletmenin bugünkü ana arı fiyatları ile yaşayabilmesi ve devamlılığını sürdürebilmesi yetişkin bir teknik elemanla mümkün olabilmektedir. Böyle bir eleman temel arıcılık bilgileri varsa ana arı üretim tekniğini de 4-5 ay gibi bir sürede öğrenebilmektedir. Şüphesiz ki bu süre aktif ana arı üretim sezonu olmalıdır. Temel arıcılık bilgisi ve deneyimi olan kişilere en az dört aylık periyotta ana arı üretimi eğitimi vermek, ancak sistemli bir eğitim programı ile mümkündür. Eğitilecek kişilerin arıcılık pratikleri ve bilgileri yoksa bu eğitimin altı aydan az olmaması gerekir.

Üretim bölgesinin seçimi: Başarılı arıcılık yapabilmek için yörenin seçimi ne kadar önemli ise başarılı ana arı üretimi içinde yöre seçimi o kadar önemlidir. Bal üretim işletmelerinde floranın olmadığı veya azaldığı zamanlar koloniler başka yörelere taşınarak durum telafi edilebilir. Ancak ana arı üretim işletmelerinde bunu yapmak zordur. Bundan dolayı ana arı üretilecek bölgenin iyi ve isabetli seçilmesi gerekir. İşletme bölgesinin mümkün olduğu kadar aşağıdaki şartları taşıması gerekir, bu şartların hepsini taşıyan işletme bölgesi en ideal ana arı yetiştirme bölgesidir.

• Çevrede erken ilkbahardan geç sonbahara kadar her zaman devamlı nektar ve polen kaynakları olmalıdır. Böylece aşırı beslemeye gerek olmadan üretim sürdürülebilir. Arılıktaki her türlü işlem rahatlıkla yapılabilir, koloniler sakin olurlar, yağmacılık az olur, ana arıların yumurtlama tempoları yavaş fakat sürekli olur bu da ana üretimi için ideal durumdur.

• Çevrenin ağaçlık, ormanlık ve engebeli olması gerekir. Özellikle ana arı çiftleştirme bölgesi yönünden ve ana arıların çiftleştirme kutularını kolayca bulabilmeleri için engebeli alan çok faydalıdır.

• Arılığın sakin bir yerde olması ana yol kenarları ve meskun alan içinde olmaması gerekir.

• Çevrede duman ve kirli hava çıkaran fabrika ve işyeri olmamalıdır.

• Arılık ve çevresi hakim rüzgarlara açık olmamalıdır.

• Arılık mümkün olduğunca güney marazda, güneşi erken alan yerlerde olmalıdır.

• Arılıkta elektrik, su gibi imkanlar olmalıdır.

• Arılık mutlaka ağaçlı yolu olan sel riski olmayan yere kurulmalıdır.

• Yüksek gerilim hatlarının altına kesinlikle arılık kurulmamalıdır.

Üretilecek ırkın seçimi: Kafkas´ın dışındaki Karniol ve İtalya´nın geniş çapta adaptasyon denemeleri olmamakla birlikte güneyde, sahillerde kışlayacak arılıklar için İtalyan; soğuk bölgelerde kışlayacak arılıklar için Karniol ana arıları üretilmelidir.

Üretimin en önemli unsurunu bu damızlıklar oluşturmaktadır. Çalışılacak ırk ister yabancı ister yerli olsun, önemli olan o ırkın; seleksiyonu yapılmış, saf ve ırkın özelliklerini tam olarak taşıyan ana damızlıklarının elde edilebilmesidir. Bu ana damızlıkların suni tohumlama ile döllenmiş olmaları gerekir.

Ana arı memesi

Sertifikalı saf ırk ana arılar damızlıkçı işletmelerden alınabilir. Gerek Kafkas gerekse Batı Karadeniz arısının selekte edilmiş kolonilerinden üretilmiş ana arılar, aynı ırkın bilinen kolonilerinin erkekleri ile suni döllenmiş, markalı, ana ve baba kolonileri belli ana arılardır.

Damızlıkçı işletmeler, suni tohumladığı ana arıları yumurtlayıp, larva kapatana kadar ve kızları doğana kadar çiftleştirme kutularında tutmakta ve ana arılanın kızları olan işçileri test ettikten sonra damızlık olarak vermektedir. Suni tohumlanan bir kısım ana arılarda, çiftleştirme kutularının teke indirilmiş hallerinde koloni yaşamına geçirilmekte ve biyolojik faaliyetleri test edilmektedir. Bu ana arıların yumurtlama, yavru kapama gibi ırkının özelliklerini taşıyıp taşımadıkları kontrol edilmektedir. Diğer yandan ana arıların işçi kızları yine renk, davranış yönünden gözlenerek ırkın özelliklerini taşıdıkları belirlenmektedir.

İş düzeninin planlanması: Sürekli üretim için planlamanın ana unsuru günde ne kadar ana arı üreteceğimizdir. Uzun yıllar çalışan ana arı üretim işletmelerindeki tecrübeler göstermiştir ki normal mevsimlerde günde 20 adet çiftleşmiş ana üretebilmek için aşağıdaki düzeni kurmak gereklidir.

• 4 adet damızlık koloni 4 yedek
• 3 adet başlatma kolonisi 3 yedek
• 6 adet besleyici koloni 6 yedek
• 10 adet takviye kolonisi
• 80 adet çiftleştirme kutusunda çekirdek koloni yapma kolonisi
• 100 adet toplam koloni (ortalama 10 çerçeve)
• 1000 adet çiftleştirme kutusu veya bunun yarısı kadar iki bölmeli kutu
• 40 adet erkek arı kolonisi

Bir ana arının satışa kadar geçen sürede, çiftleştirme kutusunu en az bir ay süreyle işgal edeceği ve satışta yaşanabilecek gecikmeler hesaba katıldığında, dört ay sürecek üretim sezonu boyunca bir çiftleştirme kutusundan ortalama üç adet çiftleşmiş ana arı alınabilecektir.

Şinşilla yetiştiriciliği


Kürk hayvanları arasında en kaliteli ve pahalı kürke sahip olan şinşillanın anavatanı Güney Amerika'dır. Şinşilla uysal, temiz ve sevimli bir hayvandır, görünüş olarak sincaba benzemekle birlikte, vücudu daha yuvarlak, kuyruğu ise daha kısa ve az tüylüdür. Ergin bir dişi şinşillanın canlı ağırlığı yaklaşık 400-600 gram olup, erkek şinşillalardan 50-100 gram daha ağırdırlar, vücutları 25-30 cm, kuyrukları ise 10-20 cm uzunluktadır. Geceleri daha aktif olan şinşillalar gündüzleri genellikle uyurlar. Şinşillanın başı vücuduna oranla çok daha büyüktür, alt ve üst çenesinde keskin dişleri vardır. Gözleri iri, yuvarlak ve siyah renklidir, kulak uzunluğu yaklaşık 2,5 cm'dir. Ön bacakları beş parmaklı ve çok kısa, arka bacakları ise uzun ve kuvvetlidir. Şinşilla bir fırçaya benzeyen kuyruğunu dengede kalmak için kullanır, dişi şinşilla erkeğe göre daha saldırgandır. Şinşillaların yaşama süreleri 12-20 yıl arasında değişmektedir. 
 
Şinşillalarda Üreme

Şinşillalar yıl boyu kızgınlık gösterebilirler ancak kızgınlığın en yoğun olarak görüldüğü dönem Kasım-Mayıs aylarıdır. Bu dönemde gebe olmayan dişi şinşillalar 28-35 gün arayla kızgınlık gösterirler. Şinşillalar üreme hücrelerini doğumlarından yaklaşık 5-6 ay sonra üretmeye başlarlar ancak bu dönemlerde dişi şinşillanın ve üreme organlarının gelişimi tam olarak tamamlanmamıştır. Bu nedenle gerek kendi gerekse yavrularının gelişmelerinde herhangi bir gerilemeye neden olmamak için 8-9 aylık yaşa ulaşıncaya kadar çiftleştirilmemelidir. Şinşillalar, doğada bir erkek ve bir dişi şeklinde aile oluştururken, çiftlik şartlarında yüksek yavru verimi sağlamak için bir erkek yaklaşık 4-6 dişi ile bir aile oluşturmalıdır.

Şinşillarda gebelik süresi yaklaşık 111 gündür, doğum genellikle sabahın erken saatlerinde olur ve bir doğumda 2-6 adet yavru elde edilir. Gebe şinşillalar; doğum öncesi yuva yapmazlar, yavrular gözleri açık, dişleri mevcut ve vücutları tüylü şekilde doğarlar. Rahatça hareket etme yeteneğine sahip yavrular bir hafta içerisinde katı yiyecekleri yemeye başlarlar. Fakat yavru şinşillalar 6-8 haftalık oluncaya kadar sütten kesilmemelidir. Bu yaşa kadar canlı ağırlıkları yaklaşık 225-250 grama ulaşır, sütten kesilen yavrular annelerinden ayrılarak ayrı kafeslere alınırlar. Bir dişi şinşilla 12 ila 15 yıl kadar damızlıkta kullanılabilir.

Kürk Özellikleri ve Post Elde Edilmesi

Şinşilla kürkü, kül-sarımtırak veya gümüşi renktedir, kürk tüyleri çok sıkı olup, her cm'de 20.000 kadar tüy bulunur. Tüy uzunlukları 1,5-2,5 cm arasındadır ve post üzerinde dik açı yapacak şekilde dururlar. Postta uzun koruyucu, orta koruyucu ve alt-ince olmak üzere üç tipte tüy bulunmaktadır. Alt-ince tüyler uzunlukları boyunca üç farklı renktedirler, alt-ince tüylerin dip kısımları mavi, orta kısımları beyaz, uç kısımları ise uçuk renklidir. Bu durum kürke üflenerek incelendiğinde kolayca fark edilir. En kaliteli kürklerde yün uçları çelik mavisi gri, dipleri ise inci mavisi gri renktedir.


Şinşillalardan elde edilecek post; yaş, besleme ve geliştirme düzeyine göre değişmekle birlikte doğumdan sonraki 10-14'üncü aylardır. Deri ve kürkün en uygun olduğu mevsim ise, Aralık-Mart arasıdır. Deri ve kürkün, uygunluğunu saptamak için; kürke, boynun gerisinden yarı omurgaya doğru üflenir, eğer deri açık ten renginde ise deri ve kürk olgunlaşmasının yeterli, mavi renkte ise yetersiz düzeyde olduğuna karar verilir. Post elde etmek için çeşitli yöntemler kullanılabilir, ancak deri ve kürke en az zarar verdiği için hayvanı kloroform gibi bayıltıcılarla bayıltma veya boynunu kırarak öldürme en yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir.

Öldürme işleminden sonra, hayvanın ilk olarak ön ve arka ayakları ile kuyruk kısmı kesilir, deri, karından baş ucuna kadar ve arka ayakları da iç kısmının ortasından kesilerek post vücuttan çıkartılır. Yüzme işlemi uygulanırken posta herhangi bir zarar vermeden, düzgün bir şekilde çıkartılmasına dikkat edilmelidir. Yüzme işleminin tamamlanmasından sonra post kurutmaya alınmalıdır, bunun için kurutma tahtaları tercih edilmeli ve post tüylü kısmı tahtaya değecek şekilde gerdirilerek asılmalıdır. Kurutma işlemi, hava sirkülasyonunun iyi olduğu odalarda, 4-5 gün süreyle yapılmalıdır. Kurutma süresince oda içi sıcaklığı 10-16°C, nem ise %55 civarında olmalıdır. Kurutma işleminin tamamlanmasından sonra kurutma tahtalarından çıkartılan postlar; düşük rutubete sahip, sıcaklığı 4-5°C olan odalarda saklanmalıdır. Postların bu odalara yerleştirilmelerinde deri deriye gelecek şekilde dizilmelerine özen gösterilmelidir.

Şinşilla Barınakları

Şinşillalar için; kuru ve soğuk iklimler tercih edilmelidir, ani ışık ve ses değişikliklerine karşı çok hassastırlar. Bu nedenle şinşilla barınakları yerleşim yerlerinden uzak yerlere kurulmalı ve barınak içerisinde sessiz ve sakin bir ortam sağlanmalıdır. Kürk kalitesi üzerine ışık, sıcaklık ve nem önemli düzeyde etki etmekte olup, şinşilla barınakları planlanırken bu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Şinşillalar fazla güneş ışığına ihtiyaç duymazla, buna karşın, barınaklarda yeter miktarda pencere ve iyi bir havalandırma tertibatı bulunmalıdır. Barınak içi sıcaklığı damızlık şinşillar için 10-16°C, post üretim sürüleri için ise, 7-10°C olmalıdır. Sıcaklığın 5°C'nin altına düşmesi ve 27°C'nin üstüne çıkması hayvanları olumsuz yönde etkiler ve eğer gerekli önlemler alınmaz ise yavru ölümlerine neden olabilmektedir. Şinşilla barınaklarında nem düzeyinin %55 düzeyinde tutulması kürk kalitesini olumlu yönde etkilemektedir.

Modern çiftlik şartlarında şinşillalar tel kafeslerde barındırılmaktadırlar. Bunun için damızlık şinşilla kafesleri 38 x 60 x 30 cm, post üretim sürülerinin kafesleri ise, 30 x 60 x 30 cm ölçülerinde olmalıdır. Damızlık sürüleri için; aile üniteleri şeklinde kafesler yapılmalı ve her aile 4 dişi 1 erkekten oluşmalıdır. Dişilerin bulunduğu kafes erkeğin rahatça girebileceği şekilde planlanmalı ve dişilerin kafeslerinden ayrılmaları boyunlarına plastik veya metalden yapılmış boyunluklar takılarak önlenmelidir.

Tel kafes yapımında 25 mm x 12.5 mm, 25 mm x 25 mm veya 19 m²'lik galvanize tel örgülü ağlardan yararlanılabilir. Doğum kutusunun büyüklüğünün 25-30 cm², zeminin ise ızgarasız olması önerilir. Doğum kutusuna yataklık olarak talaş veya saman konulabilir. Şinşilla kafeslerinde kum banyoluğu kesinlikle bulunmalıdır, banyoluk 15 x 30 x 8 cm ölçülerinde olabilir. Kum banyoluğu yarısına kadar kuru ve temiz kum doldurulur, şinşilla, günde bir kez yaklaşık 10 dakika kadar kum banyosu yaparak kürkünü temizler. Kafes içine pelet ve kuru ot için yemlik, su ihtiyacını temin içinde suluk konulmalı ve özellikle soğuk iklimlerde sistemin donmasını önleyici tedbirler alınmalıdır. Kafeslere konulan suluk, yemlik ve banyolukların kenarları keskin olmamalıdır.


Şinşilla kafesleri barınak içerisine ya tek tek ya da çok katlı olarak yerleştirilirler. Uygulamada, ekonomik olması nedeniyle 5-6 katlı bateri tip kafesler daha çok tercih edilmektedir. Doğum kutuları, kafes içerisinde sürekli durabileceği gibi, yalnızca doğumun yaklaşmasından belli bir süre öncede yerleştirilebilir. Üst üste yerleştirilen her kafesin veya kafeslerin arasına üsten düşen dışkının toplanması amacıyla kenarları 5 cm kadar yükseklikte sürgülü metal bir tabla konulmalıdır. En alttaki kafes yerden 30 cm yükseklikte yerleştirilmeli ve kafesler arasında 5 cm'lik ara bırakılmalıdır. 

Şinşillaların Beslenmesi

Şinşillar, özel olarak hazırlanan pelet yemlerle beslenirler. Şinşillalara verilecek günlük pelet yem miktarı yaklaşık 20-39 gr (1-2 yemek kaşığı) kadardır. Pelet yemin yanı sıra şinşillalara keten tohumu, ayçiçeği tohumu, taze yeşil yemler, kuru otlar, havuç, pancar ve bazı meyveler de verilebilir. Ancak lahana, kıvırcık ve marul gibi gaz yapıcı bazı sebzeler hayvanlarda gaz oluşturmaları nedeniyle ani ölümlere neden olabilirler. Yemlerin içeriğinde değişiklik yapılacak ise, yeni verilecek yem aniden verilmemeli alıştırılarak verilmelidir. Şinşillalar yemlerini genellikle akşam üzeri veya gece yerler. Bu nedenle yemler, her gün aynı saatte verilmeli ve hayvanların günlük ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmalıdır.

Yemlemede başka bir metot ise gündüzleri sadece kuru ot ile besleyerek, geceleri de 20 gram kadar pelet yem vermektir. Araştırmalar, şinşilla rasyonlarında pelet yemlere göre kuru ot, tahıl ve taze yeşil yemlerin kullanılmasının daha ekonomik olabileceğini göstermiştir. Kış aylarında şinşillalara kuru ot, tahıl, havuç, ağaçların ince kabuk, dal ve sürgünleri ile birlikte tuz ve mineraller verilmelidir. Mayısta yem karmasına yeşil yem de ilave edilir. Verilen yem karışımının %20 selüloz içermesi kabızlığı önlemektedir. Yine tüy dökülmesini önlemek amacıyla, şinşilla başına günlük, minimum 0,1-0,4 miligram B1 vitamini verilmelidir. Yaz ve kış aylarında ve yavru emzirme döneminde şinşillalara günlük olarak verilecek yem çeşitleri ve miktarları aşağıda verilmiştir.


Şinşilla yetiştiriciliğinde doğan yavruların beslenmeleri son derece önemlidir, anne sütü yetersiz veya anne doğum esnasında ölmüş ise; yavruya 1/1 oranında sulandırılmış süt tozu bir damlalık yardımıyla 2 saat aralıkla verilmelidir. Hayvanların önünde sürekli olarak içebildiği kadar temiz su bulundurulmalıdır. 

Şinşilla Hastalıkları

Şinşillalar hastalıklara karşı dirençli hayvanlardır. Bununla beraber, yem, temizlik ve barınak koşullarının yeterli olmaması, önemli sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir. Şinşillarda postu oluşturan tüyler son derece sık olduklarından vücutlarında genellikle parazit barındırmazlar. Hastalık belirtileri genel olarak yem tüketiminde azalma, gözlerde sulanma, dışkı atımında azalma şeklinde görülür. Şinşillalarda genel olarak solunum yolu, mide ve bağırsak, orta kulak iltihabı, meme ve üreme organlarına ilişkin hastalıklar görülmektedir.

Listeriosis tipik bir şinşilla hastalığı olmasa da grup halinde barınma koşullarında sindirim sistemi hastalığı olarak yayılabilir. Pasteurella yiyeceklerden bulaşabilir ve daha sonra şinşillalar arasında bulaşabilir. Semptomlar apati, sindirim bozukluğu ve ateştir. Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonları doğada yaygın olarak bulunur ve diğer birçok hayvan gibi şinşillaları da etkileyebilir. Şinşilla popülasyonlarında geniş ölümlere ve hamile olanlarda spontan düşüklere neden olabilirler. Veteriner hekim reçetesiyle şinşillaların tedavisinde kloramfenikol, neomisin veya spektinomisin kullanılabilir. İçme sularına çözünmüş sülfonamidler katılabilir.

Damızlık Temini ve Pazarlama

Modern şinşilla üretimi çiftlik şartlarında, Güney ve Kuzey Amerika, Avrupa ve Afrika ülkelerinde gerçekleştirilmektedir. Şinşilla postu üretimi ülkemiz için de çok yeni bir yetiştiricilik dalıdır. Şinşilla yetiştiriciliği yapmak isteyen yetiştiricilerin karlı bir üretim yapmalarının ilk koşulu; damızlık temini, yetiştiricilik, postların elde edilmesi ve özellikle de pazarlama gibi konularda yeterli bilgi edinerek, sağlam bağlantılar kurduktan sonra daha bilinçli bir şekilde şinşilla yetiştiriciliğine başlamaları olmalıdır.

Tavşan yetiştiriciliği


Tavşanlar; yüksek döl verimli ve yemi çok iyi değerlendirerek ürüne çevirme özelliğine sahiptirler. Bu hayvanlar yünü, eti ve kürkü için yetiştirilirler. Tavşan yetiştiriciliği bilhassa Fransa olmak üzere pek çok ülkede yapılmakta olup, henüz ülkemizde yaygın değildir. Bu yazıda konuya ilgisi olan yetiştiriciler için, kolay beslenen çabuk üreyen bu hayvanla ilgili genel ve pratik bilgiler verilecektir.

Tavşan Irkları ve Özellikleri

Tavşan ırklarını genellikle üç grup altında inceleyebiliriz. Cüsse büyüklüğü ve tüy uzunluğuna göre; büyük cüsseli, orta cüsseli ve küçük cüsseli. Verim yönlerine göre; et tavşanları, kürk tavşanları ve yün tavşanları. Ağırlıklarına göre; hafif ırklar, orta ağır ırklar ve ağır ırklar. Tanınmış olan bazı tavşan ırkları ve özellikleri aşağıda özetlenmiştir.

Yeni Zelanda Beyaz: Yaygın et tavşanı ırkıdır. Canlı ağırlık dişilerde 4.5-5.5 kg, erkeklerde 4-5 kg arasındadır. Bir batında (doğumda) 10 yavru doğurur. Anaçlık yeteneği fazladır.

Kaliforniya: Et verim yönlü tavşanı ırkıdır. Yeni Zelanda beyaz tavşanına benzer. Bu ırkta burun, kulaklar ve kuyruk siyahtır. Çabuk gelişir.

Çinçilla: İdeal et ve kürk tavşanıdır. Canlı ağırlık 5 kg civarındadır. Kırçıllı gri görünümlüdür. Bu tavşanların 4-5 aylık kürkleri değerlidir.

Mavi Viyana: Sağlam yapılıdır. Renkleri donuk mavidir. Kürk ve et hayvanıdır. Canlı ağırlık 3.5-4 kg arasındadır.

Ankara Tavşanı: Yün hayvanı olup etlerinden de yararlanılır. Anavatanı Ankara yöresi olduğu için bu ad verilmiştir. Hassas hayvanlardır. Yetiştiriciliği özen ister. Yünün kalitesi, beslenme ve iklime göre değişir. Canlı ağırlık 3.5 kg civarındadır.

Tavşanlarda Üreme

Tavşanlar hızlı üreyen ve bir doğumda birden fazla yavru yapan hayvanlardır. Gebelik süreleri 28-31 gündür. Dişilerin ve erkeklerin ilk damızlıkta kullanılma çağı ırka ve hayvanların gelişme durumuna bağlı olarak değişir. Cinsel olgunluğa erişimi ırklara göre 4-10 ay arasında farklılık gösterir. Dişilerin ilk aşımda kullanılması için ergin canlı ağırlığının %75'ini kazanması gereklidir. Ortalama damızlıkta kullanılma süreleri 2 yıldır. Sürüde 8-10 dişi için bir erkek bulundurulur. Gebeliği önleyen etmenler yalancı gebelik, mevsim, yaş, zayıf kondisyon ve hastalıktır.

Dişi kızgınlık gösterdiğinde huysuzluk, iştah azalması, yuva hazırlaması, suluklara çenesini sürtme gibi belirtiler gösterir. Aşım erkeğin kafesinde yaptırılır. Dişi kafesinde başka tavşan istemez. Aşımın olduğu, erkeğin yana devrilmesinden anlaşılır. Gebelik gerçekleşince gebe hayvanlar sakinleşir, doğumdan 2-3 gün önce göğüs ve karın tüylerini yolarak yuva hazırlamaya başlar. Doğum genellikle gece olur. Doğan yavru sayısı 1-18 arasında değişmekle beraber ortalama 8-10 arasındadır. Yavrular gözleri kapalı ve tüysüz doğar, birkaç gün içinde tüylenme başlar, 10. günde gözleri açılır. Tavşanlar genelde yavrularını günde bir iki kez çoğunlukla sabah emzirirler. Süt verme süresi genelde 6 haftadır. 6 hafta sonra yavrular sütten kesilir. Yıllık yavrulama sayısını arttırmak için 4 haftadan sonra sütten kesim yapılabilir. Sütten kesimden sonra 6-8 adedi bir arada yavru büyütme kafeslerine konulur.

Tavşanlar Nasıl Beslenir?

Yeni doğmuş tavşanın beslenmesi tamamen annesi tarafından sağlanır. Annenin yavrularına ilk 24 saat zarfında verdiği süt özel olup, koruyucu etkilidir. 3 haftalık genç tavşanlar sıvı almaya yavaşlar, 2-3 gün sonrada katı gıda ile beslenebilirler. Tavşanların gece yem tüketim alışkanlıkları olduğu için önlerinde sürekli yem ve su bulundurulmalıdır. Ergin tavşan günde 100-140 gr kesif yem tüketir. 4 haftalık tavşan, ergin tavşanın tükettiğinin yaklaşık üçte birini tüketir. Çevre sıcaklığı arttıkça yem tüketimi azalır, su tüketimi artar. Tavşanların beslenmeleri, dişi veya erkek oluşu, gebe olması, emzirme dönemi, kuruda olması ve besiye alınmasına göre değişir.

Tavşanların beslenmesinde değişik besin maddeleri kullanılabilir. Örnek olarak yonca + dane mısır verilecek ise %65 yonca, %35 mısır uygulanır. Mısır yaş ise oran %45'lere çıkarılır. Yulaf + yonca ise %60 yonca, %40 yulaf kullanılır. Karbonhidratlı yemler; yulaf, mısır, buğday, arpa ve değirmen artıklarıdır. Proteinli yemler; soya, yer fıstığı, keten, susam, pamuk tohumu küspesidir. Kuru ot olarak yonca, fiğ, burçak, soya fasulyesi, yer fıstığı kullanılır. Kuru otlar, hem kilo aldırır hem de yem tüketimini azaltır. Yeşil yemler ve kökler; havuç, patates, şalgam, hayvan pancarı ve şeker pancarı gibi yemlerdir.


Tavşanlar üç farklı şekilde beslenirler:
- İşletmenin kendi ürettiği yemlerle besleme yapılabilir.
- İşletmenin hem kendi ürettiği yem, hem de karma yemler kullanılarak beslenebilir.
- Karma peletle tavşanlar beslenebilir.

İşletmenin hem kendi ürettiği yem, hem de karma yemler kullanılarak yapılacak besleme şekli en uygunudur. Böylece işletmenin meyve ve sebze atıkları değerlendirilmiş olur. Pelet yem verirken yanında muhakkak kuru ot yedirmek gerekir. Yemleme yaparken bazı yemlerin zararlı etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Tavşanlara fazlaca lahana, karnabahar, kolza verilirse guatr hastalığına yol açar. Ispanak ve pazı fazla verilirse kasılmalara neden olur. Soya fasulyesi ile diğer fasulyelerin fazlası da hayvanların büyümelerini engeller.

Çevre Faktörleri

Diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi tavşan yetiştiriciliğinde de dört önemli çevre faktörü vardır.

Sıcaklık: Tavşanlar sabit sıcaklığa sahip (sıcak kanlı) hayvanlardır. Tavşanlar bu dengeyi sağlayabilmek için yem tüketimini arttırırlar veya azaltırlar. Çevre sıcaklığının 4 ila 18°C civarında olması tavsiye edilir.

Nem: Tavşanlar %55'ten daha düşük ortam nemine karşı duyarlıdırlar. Sıcaklığın yüksek olduğu devrelerde nemde yüksek olursa hayvanlarda halsizliğe varan rahatsızlıklar görülür. Bunun aksine nem çok az olup hava kuru ise deri ve kürk matlaşır, solunum yolu hastalıkları ortaya çıkabilir.

Havalandırma: Tavşancılıkta havalandırma yapılması; tavşanlar tarafından çıkarılan gazların (CO2), altlık ve gübre ile oluşan gazların (NH3, H2S, CH4 vb.) atılması, oksijen sağlanması, fazla nemin azaltılması ve hayvanların çıkardığı fazla ısının atılması  içindir.

Aydınlatma: Gelişmekte olan tavşanlar ve dişi tavşanlar için önemlidir. Aydınlatma dişi damızlıklarda sinir sistemini ve dolaylı olarak hormonal faaliyeti etkilemektedir. Dişilerin 16 saatlik, erkeklerin 8 saatlik aydınlatma istekleri vardır. Aynı ortamda olan bu tavşanlara 12 saatlik aydınlatma optimum üretimi sağlamaktadır.

Tavşan Barınakları ve Ekipmanları

Barınaklarda gerçekleştirilmesi gereken esaslar, tavşanlar için en uygun şartları sağlaması ve günlük işlerin kolayca yapılmasına elverişli olması gerekir. Tavşan barınakları genelde eğimli arazilerin güney ve güneydoğu tarafı yamaçlarına kurulur. Tavşan barınakları taş, tuğla ve betondan yapılırsa sağlam, temiz ve kuru olur. Tavşan başına 0.8-1 metrekare taban alanı düşünülür. Pencereler taban alanının %5'i kadar olmalıdır. Barınaklarda sıcaklık 10°C'nin altına,  25°C'nin üstüne çıkmamalıdır. Temiz havanın yeterli miktarda ve hızda barınağa girmesi sağlanmalıdır. Tavşan yetiştiriciliğinde kullanılan önemli ekipmanlar; kafes, suluk, yemlik, otluk ve doğum kutusudur.

Kafes: Tavşanların barındırıldıkları kafesler bir, iki ve üç katlı olurlar. Anaç tavşanlar kafeslerde ayrı ayrı barındırılırlar. Kafesler metal ve ahşap olabilir. Bir kafes  80 cm uzunluğunda, 60 cm eninde, 35-50 cm yüksekliğinde olur. Tabanı tel örgü veya ızgara olmalıdır.

Suluk: Tavşanlar yeşil yem yanında kuru yemde tükettikleri için su tüketmek zorundadırlar. Suluklar genelde şişeli ve otomatik şekildedir. Küçük işletmelerde şişeli suluklar kullanılır. Büyük işletmelerde otomatik suluk gereklidir. Verilen su temiz ve taze olmalı, çok sıcak veya  soğuk olmamalıdır.

Yemlik ve otluk: Yemlik ve otluklar kolay temizlenebilen ve dezenfekte edilebilen, kafesten kolayca sökülüp takılabilen tipte olmalıdır. Yemlikler kafes dışına, otluklar kafes içine yerleştirilir. Yemlik ve otluklar kafes dışında doldurulabilmelidir.

Doğum kutusu: Tavşan yetiştiriciliğinde en önemli ekipmanlardan birisidir. Tahta, sunta ve plastikten yapılır. Uzunluğu 40-45 cm, derinliği ve yüksekliği 30 cm'dir. Tahta ve sunta tavşan kemirmesin diye içi madeni bir levha ile kaplanır.

Kesim ve Yüzme İşlemi

Kasaplık tavşanlar 2,5-3 kg olunca kesilirler. Tavşan baş aşağı iken kesilir. Kesimden 15 dakika sonra yüzmeye geçilmelidir. Önce bacak derisi diz altından kuyruğa kadar yüzülür, sonra post aşağı doğru el ile sıyrılarak tulum çıkarılır. Yüzmede mümkün olduğu kadar bıçak kullanmamaya çalışılmadır. Kesikler derinin değerini düşürür. Postta et ve yağ parçası kalmamalıdır.


Tavşan yüzüldükten sonra iç organları temizlenir. Karaciğer yürek ve böbreği tekrar gövde içine bırakılır. Tüm gövde soğuk su ile yıkanır, sonra 2-4°C'deki soğutucuya konularak saklanır. Bütün veya parça olarak pazara sevk edilir.

Yüzülen post hemen boyun kısmı yukarı gelecek şekilde kurutma kalıplarına geçirilmelidir. Üzerinde et, yağ varsa kazınmalıdır. Kurutma yeri 18-22°C sıcaklığında, kuru ve havadar olmalıdır. Böylece 15 gün içinde postlar kurur. Kuruyan post kalıptan çıkarılır, kürklü tarafı güve ve böceklere karşı ilaçlanır. Postları saklandığı yerde böcek, sinek, fare bulunmamalıdır.

Ahır, ağıl, kümes ve çiftlik evi planları


Hayvancılığa barınakların yapımı ile başlanır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Tersine ilkel ve yanlış yapılırsa sorun üreticinin baş belası olur. Hatalı barınakların sonradan düzeltilmesi çok zor ya da imkansızdır. Başlangıçta planlanan kapasitenin ileride değişebileceği mutlaka ele alınmalıdır. Bu nedenle projelendirmeye başlanırken önce ölçekli bir yerleşim planı yapılmalı, bu plan üzerinde neyin nerede olacağına bu tesislerin ilerde nasıl büyüyebileceğine ve işletme için alt yapı ve ulaşımın nasıl karşılanacağına karar verilmelidir. Yerleşim planı ve yerleşim planı üzerinde düşünülen yapılardan hangilerinin öncelikle yapılacağına ve nasıl bir sistem inşa edileceğine karar verilirken uzman kişilere danışılmalı, plan ve projelerinin özel özenle hazırlatılması sağlanmalıdır. Aşağıdaki linklerden PDF formatında indirebileceğiniz ahır, ağıl, kümes ve çiftlik evi planlarını, kendi işletmeniz için hazırlayacağınız plana yardımcı olması için kullanabilirsiniz.

Ahır Planları


Süt sığırı ahır planı - 1
Süt sığırı ahır planı - 2
Genel amaçlı ahır planı - 1
Genel amaçlı ahır planı - 2
Genel amaçlı ahır planı - 3
Genel amaçlı ahır planı - 4
Genel amaçlı ahır planı - 5
Genel amaçlı ahır planı - 6
Gotik tarz ahır planı
Ahır kapısı detayları
Ahır pencere detayları - 1
Ahır pencere detayları - 2

Ağıl Planları


Kümes Planları


Çiftlik Evi Planları


Yardımcı Yapı Planları


Ahır içi çevre koşullarının kontrolü


Yapılardaki çevre koşullarını, canlının içinde yaşadığı, büyüyüp geliştiği ve verimlerine etkili tüm öğeler oluşturmaktadır. Bakım ve beslenme, ortam havasının sıcaklık ve nemi, kimyasal bileşimi, hava hareketi, yapı elemanlarının yalıtım değeri, yapay ve doğal aydınlatma ve havalandırma bu öğelerdendir. Tarımsal yapılarda çevre koşullarının kontrol ve düzenlenmesi ise ancak bina içerisinde uygun sıcaklık ve nemin korunması, yeterli ışık, havalandırma yolu ile temiz havanın sağlanması ile gerçekleşebilir.

Ülkemizde tarımsal yapılarda çevre koşullarına yeterli derecede önem verilmemektedir. Örneğin iklim koşullarının sert geçtiği yörelerde hayvan barınaklarında bina hacminin küçültülmesi, pencere yüzeylerinin azaltılması, kış ayları süresince havalandırmanın durdurulması veya hayvan sayısının arttırılması yollarına başvurulmaktadır. Bu gibi işlemler aslında üretim üzerinde olumsuz etkiler yaptığı gibi yapıların hizmet ömrünü de kısaltmaktadır.

Hayvan barınakları hayvanları elverişsiz çevre koşullarından koruyacak en uygun üretim ortamını sağlamak ile kolay bir yemlemeye imkân sağlayarak iş gücünden tasarruf etmek amacıyla inşa edilirler. Yapıların, bu iki özelliği birlikte karşılayacak ve hayvanlar için en uygun çevre koşullarını sağlayacak şekilde projelendirilip yapılması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu nedenle, hayvan barınaklarının yapımında veya mevcut olanların iyileştirilmesinde aşağıdaki noktalar daima göz önünde bulundurulmalıdır.

• Yapılar yazın serin, kışın sıcak olmalıdır.
• Ani sıcaklık değişimleri önlenmelidir.
• Yapı elemanlarında nem yoğunlaşması olmamalıdır.
• Fazla miktarda amonyak ve nemin oluşması önlenmelidir.
• Zararlı hava akımları önlenmelidir.
• Yapı içinde uygun sıcaklık, yeterli ışık ve havalandırma ile temiz hava sağlanmalıdır.

Hayvan barınaklarında iç ortam havasının iklimsel özellikleri denilince, genellikle sıcaklık, bağıl nem, hava hareketi ve aydınlatma anlaşılır. Barınak iklimi olarak da adlandırılan bu faktörlerin en uygun sınırlar arasında tutulması, hayvan sağlığı ve verimi yanında insanlar için uygun bir çalışma ortamının oluşturulması ve yapının servis ömrünün uzatılması yönünden de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle hayvan barınaklarının tasarımında öncelikle karar verilmesi gereken konu, barınak içi iklimsel koşulların hangi düzeyde denetleneceğinin belirlenmesidir. Karar aşamasında yapılacak faaliyetin çeşidi ve amacı, yetiştirilecek hayvan türü, ırkı ve yaşı yörenin iklim koşulları ile işletmenin parasal olanakları göz önüne alınmalıdır.

Sıcaklık

Çiftlik hayvanlarının fizyolojik faaliyetlerini etkileyen en önemli çevre faktörü sıcaklıktır. Sığırlar için çevre sıcaklığının 10 °C ile 15 °C arasında olması önerilir. Bu sıcaklık aralığına “konfor bölgesi” adı verilir. Hayvanlar konfor bölgesinde en az yem tüketimiyle en fazla üretimde bulunurlar. Hayvanlar bu aralıkta çevre havası ile olan ısı değişimini fiziksel yollarla düzenleyebilirler. Sıcaklığın özellikle alt ve üst kritik değerlerinin dışına çıkması, hayvanların ısı üretimlerini olumsuz yönde etkileyerek verim kaybına, hatta ölüme neden olabilmektedir.

Çevre sıcaklığı çok düştüğünde vücut sıcaklığını korumak için damarlar daralmaya ve vücut örtüsü dikleşmeye başlar. Derideki damarlarının daralması, kanın deri yüzeyine akışını ve o alandaki ısı iletkenliğini ve ısı akışını azaltır. Vücut örtüsünün dikleşmesiyle, örtü arasında hava kalacağından yalıtım değeri artar.

Sığır, koyun ve kümes hayvanları, ter bezlerinin yetersizliği nedeniyle genellikle terlemeyen hayvanlar grubunda sayılırlar. Terlemeyen hayvanların yüksek sıcaklıktaki ortamlara uyum sağlamaları güçtür. Bu nedenle bu hayvanlar soğuk ortamlara sıcak ortamlardan daha kolay adapte olurlar. Güneş ışınları, hayvan performansı ve yemleme etkinliği yönünden büyük bir öneme sahiptir. Hayvanların güneşte uzun süre kalması ısı baskısını artırır. Yüksek çevre sıcaklığının hayvanlar üzerine olan olumsuz etkileri, aşırı güneşlenme, yüksek bağıl nem ve düşük hava hareketi ile birlikte artar.

Bağıl nem

Hayvan barınaklarında uygun çevre koşullarının göstergesi olarak sadece sıcaklığın alınması yeterli değildir. Hayvan sağlığı yönünden hayvanların bulunduğu ortamın bağıl neminin de dikkate alınması gerekir. Hayvan barınaklarında bağıl nemin hayvanlar üzerindeki etkisini sıcaklıkla birlikte değerlendirmek gerekir. Bu nedenle, uygun sıcaklık aralığında bağıl nemin % 70–80 den fazla olmaması istenir. Ancak çok düşük çevre sıcaklığında bu değer % 85 alınabilir ki bu da izin verilen en yüksek nem sınırıdır.

Aydınlatma

Hayvan barınakları planlanırken yeterli bir aydınlatmanın sağlanmasına çalışılmalıdır. Çünkü aydınlatma hayvan barınaklarında sağlık koşullarının oluşturulması yönünden önemlidir. Çiftlik hayvanlarının yaşamlarını sürdürmelerinde, verimliliklerinde ve döllenme etkinliklerinin harekete geçirilmesinde ışığın önemi büyüktür. Barınaklarda istenilen sağlık koşullarını sağlamak ve verimliliği artırmak için aydınlatma yeterli olmalıdır.

Hayvan sağlığı için doğal ışık, su ve hava kadar gerekli bir ihtiyaçtır. Ayrıca ahır içi işlerin yapılabilmesi için ahırda aydınlığın sağlanması şarttır. Süt sığırı barınaklarında aydınlatmanın süt verimi üzerinde de etkili olduğu araştırmalarla saptanmıştır. Özellikle kapalı süt sığırı ahırlarında yeterli düzeyde doğal ve yapay aydınlatma sağlandığında süt veriminde artış sağlanabilmektedir.

Hayvan barınaklarında öncelikle doğal aydınlatmadan yararlanılmalıdır. Bu amaçla pencereler kullanılmaktadır. Hayvan barınaklarında pencere alanı belirlenirken bölgenin iklim koşulları faaliyetin çeşidi ve amacı dikkate alınmalıdır.

Soğuk bölgelerde kapalı ahırlarda pencere alanı, taban alanının % 3,5; ılık bölgelerde % 5; sıcak bölgelerde % 10’u oranında olmalıdır. Pencereler ahır içinde yeterli aydınlatma sağlamalı ve güneş ışığının ahır içine girmesine imkân vermelidir.

İki sıralı ahırlarda pencereler karşılıklı uzun duvarlara eşit aralıklarla yerleştirilmelidir. Pencerelerin ahır tabanından yüksekliğinin yemlik yoluna yakın kısımlarda 1,20 m hayvanların yaklaşabildiği kısımlarda ise 1,50 m olması uygundur. Doğal ışıktan yararlanılamayan kısımlarda ve akşam karanlığında ahırın yapay aydınlatılmasında 40-50 metrekarelik taban alanı için 100 watt’lık ışık yeterlidir. Duraklı ahırlarda ışık kaynağı idrar kanalı üzerinde, sağ ve sol tarafta olmalıdır.

Kuzey enlemlerinde havanın daha soğuk olması nedeniyle hayvanlar güneş ışınlarına fazla miktarda gereksinim duymaktadır. Bu amaçla hayvan barınakları yıl boyunca güneş ışınlarını daha fazla alacak şekilde yapılmalıdır.

Havalandırma

Hayvan barınaklarında havalandırma, hayvanlar için yeterli sağlık koşullarının oluşturulması, üretimin artırılması, uygun çalışma koşullarının sağlanması, ekipman ve binaların kullanım sürelerinin uzatılması yönünden büyük önem taşımaktadır.

Kış mevsimindeki havalandırmanın temel amacı, barınak içindeki bağıl nemin sabit tutulmasını sağlamaktır. Sıcak hava, soğuk havaya nazaran daha fazla rutubet tutabilme kabiliyetindedir. Kış aylarında hayvanların yaydıkları ısı sebebiyle havalandırma girişlerinden barınak içerisine giren havanın sıcaklığı bir miktar yükselir ve dolayısıyla rutubet tutma kabiliyeti de artar. İçeri giren hava, barınak havasında ve altlıkta bulunan mevcut rutubetin havalandırma çıkış bacası vasıtasıyla tahliyesini sağlar. Dışardan gelen bu hava akımı içerde uzun müddet kalırsa, izolasyon yapılmamış soğuk duvarlar ve camlar ile teması halinde sıcaklığını kaybeder ve içeriye ilk girişte ısınması sebebiyle bünyesinde tuttuğu rutubeti bu defa soğuması sebebiyle cam, duvarlar ve tavan üzerine bırakır. Tavanda ve duvarda çiğlenen su taneciklerinin hayvanların üzerine damlaması, hayvan sağlığı ve verimi yönünden son derece olumsuz sonuçlar doğurur.

Hayvanların vücut ısılarının bir miktarını ortama aktarmaları sebebiyle çevrelerindeki hava ısınır. Isınan havanın hacmi genişler, yani birim hacim ağırlığı azalır ve ısınan hava yükselmeye çalışır. Bu sebeple barınak dışındaki soğuk ve birim hacim ağırlığı fazla olan hava, havalandırma giriş deliklerinden barınak içine girerek içerideki sıcak havayı yukarıya doğru kaldırır. Hayvanların ortama ısı vermeleri devamlı olduğundan yukarıya doğru hava akımı da devamlıdır. Bu sıcak hava çatıdaki havalandırma bacasından barınağı terk eder. Yükselen ve barınağı terk etmek için havalandırma bacasına yönelen havanın soğumamasını sağlamak için çıkış bacasının çok iyi yalıtılmış olması gerekir. Aksi takdirde, yalıtılmamış, soğuk baca iç yüzeyine çarpan nemli sıcak hava burada yoğunlaşarak nemini bırakacaktır.

Mevcut barınakların iyileştirilmesinde havalandırma çıkış bacası hayvan sayısına göre hesaplanmalıdır. Küçük kapasiteli ahırlarda bir adet yapılması düşünülen baca tercihen barınağın tam ortasına yani çatının en yüksek kısmına gelecek şekilde planlanmalı, dik ve düz olarak tertiplenmelidir.

Havalandırma sisteminde hava akışı

Havalandırma sisteminin esasları şunlardır;
- Havalandırma sisteminde uygun şekilde yerleştirilmiş yeterli sayıda ve boyutta hava giriş delikleri mevcut olmalıdır,
- İçeriye giren havaya; döşeme veya tavanı yalayıp geçmeyecek, dışarıya doğru akışı güçleştirmeyecek ve hayvanların üzerinde hava cereyanı oluşturmayacak şekilde yön verilmelidir.
- Dışarıya atılacak havanın binayı uygun bir hızda terk etmesini sağlayacak kapasitede bir hava çıkış deliği mevcut olmalıdır. Bu çıkış deliği uygun bir fan, muntazam planlanmış bir delik veya çatı aşıkları arasında bu amaç için bırakılmış açıklıklar olabilir,
- Rüzgârın olup olmaması havalandırma sisteminin iyi bir şekilde çalışmasına engel olmamalıdır,
- Havalandırma sistemi ani hava değişikliklerinde dahi çalışabilmelidir.

Hayvan barınaklarında genellikle iki tip havalandırma sistemi kullanılır. Bunlardan biri tabii havalandırma (tabii çekimli), diğeri ise suni (elektrikle çalışan, mekanik, fanlı veya cebri çekimli) havalandırmadır. Rüzgâr ve sıcaklık farkı gibi doğal kuvvetlerin etkisiyle gerçekleşen havalandırmaya, doğal havalandırma adı verilir. Havalandırma oranı iç ve dış ortam sıcaklık farkına, rüzgâr hızı ve yönüne, yakın çevrede bulunan tepe, ağaç ve bina gibi engeller ile binadaki hava giriş çıkış açıklıklarının tasarım ve yerleşimine bağlıdır. Doğal havalandırmada, yapı içerisindeki kirli havanın dış ortama atılması ve temiz havanın yapı içerisine alınmasında iki kuvvet etkilidir. Bunlar, rüzgâr ve iç-dış ortam sıcaklık farkıdır.

Rüzgâr etkisinin çok az olduğu kışın soğuk dönemlerinde, iç ve dış sıcaklık farkı etkisiyle havalandırma işlevinin yerine getirilmesi için doğal havalandırmalı barınaklarda çatı eğiminin 14 dereceden az olmaması önerilir. Bu değerden daha küçük çatı eğimine sahip barınaklarda, barınak içerisinde ısınan havanın, çatının en yüksek kısmına (çatı mahyasına) yerleştirilen hava çıkış açıklıklarına yönlenmesi ve dışarı çıkması zorlaşır. Bunun sonucu olarak da havalandırma etkinliği düşer. Çatının alt yüzeyinin düzgün olmaması havalandırma etkinliğini azaltan diğer bir etmendir.

Ilıman iklim (ılık hava) koşullarında rüzgârın doğal havalandırmadaki etkisini arttırmak için, barınak yan duvarlarına yapılacak hava giriş açıklıklarının yeterince büyük olması gerekir. Soğuk havalarda rüzgârın hayvanlar üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi (stresi) önlemek için, yan duvarlar üzerindeki hava giriş açıklıkları büyük oranda kapatılmalıdır. Soğuk iklim koşullarında saçak altına yakın bölgede bırakılacak 0,1-0,2 metre genişliğindeki hava giriş açıklıkları, gerekli taze havanın barınak içerisine girmesi için çoğu kez yeterli olur.

Hava giriş delikleri, içerisine giren taze havayı, duvarlar boyunca tavana doğru yöneltecek şekilde planlanmalıdır. Bu suretle, giriş deliğinden barınak içerisine giren taze havanın duvar boyunca yukarı doğru yönelip tekrar zemine doğru dönmesiyle barınak içerisindeki hayvanları rahatsız edecek şekilde bir hava cereyanı meydana getirmesi önlenmiş olur.