Mart 2021 - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

Kediler ve köpekler için aşı takvimi

Kediler ve köpekler için aşılama, evcil dostlarımızın enfeksiyöz hastalıklardan korunması için en güvenli ve ucuz yöntemlerden biridir.

Yavru kedi ne zaman eve getirilebilir?

Bu dünyada yavru kedilerden daha sevimli bir şey olabilir mi? İlginç tuhaflıkları ve minik miyavlamaları onları eve götürmek isteyen kedi severler için karşı konulmaz kılıyor.

Köpek besleme ilkeleri ve mama seçimi

Köpekleri daha doğru beslemek için her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 40 yıl önce sadece et ile köpeklerin sağlıklı şekilde beslenebilecekleri düşünülüyordu.

Kedi ırkları: British shorthair

British Shorthair, kısa, yoğun ve su geçirmez tüylere, kalın bacaklara ve küt uçlu bir kuyruğa sahip, güçlü görünümlü büyük bir kedidir.

Kuş eğitimi için 5 temel öneri

Daha önce bir köpek sahibi olduysanız, muhtemelen ona otur, kalk ve gel gibi tüm temel bilgileri öğreterek eğitim verdiniz. Evcil kuşunuz için de aynısını yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz?

Sığırlarda lenf yumrularının palpasyonu

Lenf yumruları (lymphonodi, nodi lyphatici) vücudun belirli bölgelerinde yer alan, ortalama 1-2 cm. uzunluğunda, yuvarlak ya da fasulye şeklindeki oluşumlardır.

Sığırlarda suni tohumlama

Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar; birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır.

Çayır tetanisi nedir? Hayvanlar nasıl korunur?


Sığırlarda ilkbahara geçiş döneminde görülen ve "çayır sendelemesi, hipomagnezemi, magnezik tetani, buğday çayırı zehirlenmesi" gibi isimlerle de adlandırılan çayır tetanisi her yaşta, özellikle yüksek verimli hayvanlarda görülen dengesizlik, tetani ve kasılmalar ile karakterize bir yetmezlik hastalığıdır. 

Temelde magnezyum yetersizliği sebebiyle görülen çayır tetanisinin etiyolojisinde, potasyum ve sodyum konsantrasyonları da önem taşır. Magnezyum ihtiyacını artıran ve emilimi engelleyen faktörlerden birincisi, fakir meradan zengin meraya geçiştir. Yüksek süt verimi, proteince zengin yemlerin sindirilmesi sırasında aşırı amonyak oluşumu, rasyonda fazla potasyum bulunması, meralarda amonyaklı gübrelerin kullanımı, kötü hava koşulları ve son olarak hayvanların tamamen veya kısmen aç bırakılması oluşumunda etkilidir.

Çayır Tetanisi Nasıl Anlaşılır?

Hastalığın tanısını koyabilmek bir derece kolaydır. Mevsim dolayısıyla yeşil çayırlarda otlayan sığırlarda görülen ani ölümler veya süt verme döneminin erken aşamasındaki hayvanların filizlenme dönemindeki bitkilerle beslenmesi ve karakteristik semptomlarla anlaşılır. Bu karakteristik semptomlar hastalığın evrelerine göre değişir. Genellikle; hayvanın durgunlaşması, yüz ve kulak kaslarında seğirmeler, böğürmeler, titremeler, ağız köpürmesi, alt-üst çenenin birbirine çarpması, ağzın köpürmesi, iştahsızlık, süt veriminde düşüş ve körlük görülür.


Subakut formda, hayvanlarda duyarsızlık, kol ve bacak hareketlerinde azalma mevcuttur. Spazmotik ürinasyon ve sık sık defekasyon vardır. Daha sonraki aşamada omuz başlarında önce yumuşak kasılmalar ve artından muskuler kasılma görülür. Kronik formda ise belirtiler karakteristik değildir. Sağlıklı ve hasta sığırların kan serumundaki Mg miktarlarına bakılır;
- Normal serumda 1,8-3,2 mg/dl,
- Hafif hipomagnezemide 1,2-1,8 mg/dl,
- Şiddetli hipomagnezemide 1,2 mg/dl’den azdır.

Korunma ve Sağaltım

Korunma için hayvanları meraya çıkarmadan önce bitkilerin iyice olgunlaşması, en azından hızlı büyüyen bitkilerin 15 cm. uzunluğa gelmesi beklenmelidir. Otlatmayı ertelemek, merada erken otlatmadan doğacak baskıyı azaltarak, toprağın nemlenmesine ve daha verimli olmasına neden olacaktır. Koruma da izlenecek en yararlı yöntem, yüksek riskli meralarda gezen hayvanları magnezyum içeren mineral miksleri ile ve konsantre yem ile desteklemektir. Hayvanlara, çayırda iken ağız yolu ile 60 g/gün magnezyum oksit (MgO) verilmesi koruyucu etki yapar.

Sağaltımda, kalsiyum ve magnezyum tuzlarının değişik karışımları uygulanır. Sağaltımda başarı, klinik belirtilerin görülmesini takiben geçen zamanla orantılı olarak azalır ve zaman geçtikçe dönüşü olmayan bozukluklar şekillenir. Bu nedenle sağaltılan hayvanların %30 kadarı ölebilir. Sağaltıma %20’lik kalsiyum-glukonat’tan, damar içi 750-1500 ml verilerek başlanır. Eğer ihtiyaç olursa buna ilaveten 300 ml magnezyum sülfat verilir. Hipomagnezemi tek başınaysa %10-15’lik magnezyum sülfat’tan 200-500 ml, damar içi veya deri altı uygulanabilir. Bu uygulama kalsiyum ile birlikte veya yalnız başına yapılabilir. Sağaltımdan sonra kalsiyum ve magnezyum seviyelerinin normal seviyelere dönmesinin uzun zaman alacağı unutulmamalıdır.

Kaynaklar:
Apaydın AM. 1999. Metabolizma Hastalıkları, Evcil Hayvanlarda Doğum ve İnfertilite. Ankara.
Şehu A. 2020. Çayır tetanisi, AÜVF Öğrenci ders notu. Ankara.

Süt sığırcılığında gizli tehlike: Karaciğer yağlanması


Vücut depo yağlarının aşırı mobilize olarak karaciğer paranşim hücrelerinde gereğinden fazla miktarda birikmine karaciğer yağlanması denir. Karaciğer yağlanması büyükbaş ruminantların en önemli metabolizma hastalıklarından biridir. Karaciğerde biriken aşırı lipid oksidasyona uğrayarak triasilgliserol’e dönüşür ve depolanır. Karaciğere gelen esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) miktarının artması ve trigliseritlerin çok düşük dansiteli lipoproteinlere sentezinin yavaşlaması sonucunda meydana gelir. Oluşumundaki en önemli neden laktasyon döneminde artan enerji ihtiyacının alınan besinlerle karşılanamamasıdır. Kan NEFA konsantrasyonunun doğuma yakın dönemde artışı; günlük yem tüketiminde azalmaya, doğum sonrası artışı ise hormonal denge ve laktogenezis için adipoz dokudan şekillenecek yağ mobilizsasyonuna bağlıdır. NEFA mobilizasyonu, periparturient dönem enfeksiyon insidansını da artırır.

Karaciğer yağlanması hemen hemen bütün ketozis vakalarında birlikte seyreder. Bu nedenle ketozis ile birlikte değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Beslenmeye bağlı temel risk faktörü obezitedir. Vücut kondisyon skoru 4.0 ve üzerinde olan obez ineklerde peripartal dönem gibi metabolik ve immünolojik değişikliklerin olduğu durumlarda, adipoz dokularda meydana gelen lipozis, normal vücut kondisyon skoruna sahip olan ineklere oranlara daha fazladır. Ayrıca yağlı karaciğer, ketozis, süt humması (gebelik felci), kısırlık, abort, mastitis, metritis gibi pek çok metabolik hastalıklarda ortaya çıkmaktadır. Kuru dönemden sonra yüksek enerji içerikli diyet uygulanması yağlı karaciğer insidansını artırmaktadır. Negatif enerji balansı olan ineklere yüksek enerji rasyonla besleme yağlı karaciğerden korunmada yeterli olmamakta aksine yağlı karaciğer insidansını arttırmaktadır.

Nasıl Teşhis Edilir?

Karaciğer yağlanmasını doğru teşhis etmenin tek yolu karaciğer biyopsisi ve ultrasondur. Orta dereceli ve daha az olarak hafif yağlı karaciğere sahip ineklerin üriner keton konsantrasyonları genellikle artış gösterir. Canlı ağırlık ve vücut kondisyon skorunda ise hızlı bir azalma söz konusu olur.

Normal karaciğer dokusunun (A) ve orta derecede yağlanmış karaciğer dokusunun (B) mikrokobik görünümü

Gebelik döneminin sonlarındaki obez ineklere vücut kondisyonunu düşürmek için uygulanan beş gün boyunca sadece samanla besleme uygulaması prepartal karaciğer yağlanmasını tetikler. Ayrıca peripartal dönemde hareket azlığı, kötü ahır koşulları, yüksek nem ve sıcaklık risk faktörleridir.

Karaciğer Yağlanması Nasıl Önlenir?

Karaciğer yağlanmasının önlenmesinde, karaciğerdeki triasilgliserol birikiminin engellenmesi amacıyla hormon enjeksiyonları yapılabilir. Glukokortikoidler, ACTH ve glukagonun temel etkisi karaciğerde glikoneogenezisi artırarak plazma glikoz seviyesini yükseltmektir. Ancak 0,14 IU/kg dozda yavaş salınan insülinin karaciğerde triasilgliserol birikimini önlemede etkili olduğu bildirilse de daha yüksek dozda insülin (0,29 IU/kg) hipoglisemik şoka neden olabilir. Bu amaçla; glukagon, insülin, ACTH, GH ve glikokortikoidler kullanılabilir. Subkutan glukagon enjeksiyonu 15 mg/gün dozunda, 14 gün süreli intramuskuler glukokortikoid enjeksiyonu 200 mg/gün dozunda kullanılabilir ayrıca prednizolon yağlı karaciğerden korunmak için yapılan başarılı uygulamalardandır.

Kaynaklar:
Kabu M, Cıngı CÇ, Civelerk T. 2008. Süt ineklerinde yağlı karaciğer sendromu ve korunma yolları. Afyonkarahisar.
Sevinç M, Aslan V. 1998. Sütçü ineklerde doğum felcinin karaciğer yağlanması ile ilgisi. Konya.
Yıldız G. 2014. Sığır, koyun, keçi besleme ve beslenme hastalıkları. Ankara.

Süt humması nedir? Nasıl tedavi edilir?


Süt humması, süt ineklerinde doğumdan hemen sonra kalsiyum ve fosfor metabolizmasının akut düzenleme bozukluğuna bağlı olarak şekillenen bir metabolizma hastalığıdır. Canlı ağırlık ve kalsiyum eksikliğine bağlı olarak 6-10 gram miktarında kalsiyum verildiğinde başarı elde edilse de sağaltıma rağmen tekrar tipik semptomlar görülmesi nedeniyle hazırlayıcı nedenler sorumlu tutulmaktadır. Dispoze ineklerde risk yüksektir ve hastalık her doğum sonrasında tekrarlar. Özellikle yüksek süt verimli ırklar yatkın olup yerli ırklarda görülme oranı düşüktür. Yaşlı ineklerde bağırsaklarında kalsiyum emilimi azaldığı gibi enterositlerdeki vitamin D reseptörlerinin sayısı da azalır. Bu nedenle yaşla birlikte hastalığın görülme sıklığı da artar. Hastalığın mevsimle ilişkisi yoktur, doğum ve beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Özellikle gebelik döneminde uygulanan rasyon büyük önem taşır. Ca/P oranında dengesizlik, kalsiyum ve fosfordan yetersiz besleme, karbonhidrat ve enerjiden zengin yemle besleme, protein/enerji dengesinin uygun olmaması, hareketsizlik, ahır besisine tabi tutma, kuruda kalma süresinin çok uzun veya çok kısa olması ve tek yönlü besleme hazırlayıcı sebepler olarak kabul edilir.

Süt Humması Nasıl Oluşur?

Süt hummasının etiyolojisinde hücre dışı boşluktaki kalsiyum iyonlarının doğum sonrası dönemde sütle hızla atılması ve bu eksikliğin bağırsaklardan kalsiyum emilimi ve kemik dokudan kalsiyum mobilizasyonuyla karşılanamaması yatar. Normal koşullarda süt ineklerinde serum kalsiyum düzeyi 8,3-12 mg/100 ml arasında değişir. Doğum sonrasında bu düzey hızla geriler, iyonize kalsiyum neuromuskuler iletide (kas kontraksiyonu ve kas tonusunun sağlanması) rol aldığı için düzey 6 mg/dl altına indiğinde hayvan yatar. Gebeliğin son döneminde kalsiyumdan zengin yemle beslenen süt ineklerinde kemiklerden kalsiyum mobilizasyonu sağlayan parathormon etkinliği paratiroid bezinin baskılanması sonucu düşer. Doğumla birlikte bu bez yeni koşula hemen uyum sağlayamadığı için kemik dokudan kalsiyum mobilizasyonu sağlanamaz. Gebeliğin son dönemlerinde forfordan zengin kalsiyumdan yetersiz beslenen süt ineklerinde ise tersi durum söz konusu olur. Ancak süt hummasını sadece parathormon etkinliği ve kalsiyum mobilizasyonuna bağlamak yetersiz olur. Çünkü organizmada kalsiyum dengesi üzerine kalsitonin, thyrokalsitonin ve vitamin D’nin de rolü büyüktür. Kalsitonin kan serumundaki iyonize kalsiyumun kemik dokuda depo edilmesini sağlar ve parathormonla zıt etkili çalışır. Ayrıca Magnezyum seviyesi 100 ml’de 2 mg’ın altında olduğunda, kalsiyum seviyesi de düşmekte, dolayısıyla hipokalsemi ve hipomagnezemi ile birlikte süt humması oluşmaktadır. Deneysel olarak da magnezyum seviyesi düşürüldüğünde hipokalsemi ortaya çıkmaktadır.

Süt Hummasının Belirtileri Nelerdir?

Süt hummasın ilk belirtisi iştahın kaybolması ve titremelerle karakterize tetanilerdir. Diş gıcırdatması, sallantılı yürüyüş, huzursuzluk, ishal ve ıkınma, ayaklarda tutukluk, sık sık ayak değiştirme, hafif ısı artışı görülebilir. Serum kalsiyum düzeyindeki azalmaya paralel olarak belirtiler şiddetlenir. Daha ileriki dönemlerde hayvan yatar ve kalkamaz. İnek ön ayakları üzerine kalkar fakat arka ayaklarını toplayamaz. Sternoabdominal yatıştan sonra boyun kaslarında şekillenen spazmlardan dolayı inek başını laterale ve geriye kaburgalar üzerine yaslamıştır. Buna 'kendi kendini dinleme' de denir. Düzeltilen boyunun yeniden eski haline dönmesi hipokalsemiye özgü bir durumdur. Deri, kulak ve ekstremitelerde soğuma vardır. Vücut sıcaklığı normalin altındadır. Işığa duyarlılık kaybolmuştur. Rumen ve bağırsak hareketleri durduğu için şişkinlik ve kabızlık vardır.

Süt humması nedeniyle yatan bir inek

Koma döneminde bacaklardaki spazm çözülerek ayaklar kolayca bükülebilir. Nabız hızlanmış ancak hissedilmesi güçleşmiştir. Kalp atımları güçlükle duyulur. Ölüm, solunum durması veya konvülziyonlar sonrası oluşur. Doğum esnasında hipokalsemi şekillenmişse doğum durur.

Süt Humması Nasıl Tedavi Edilir?

Süt hummasının tedavisinde intravenöz, subkutanus veya intraperitonal yolla %25’lik 400-800 ml Ca glukonat veya Ca boroglukonat verilmesi önerilmektedir. Bu çözeltiler 8-12 gram Ca içerirler. Ancak çözeltinin çok hızlı veya büyük miktarlarda verilmesi öldürücü olabilir. Koruyucu tedbir olarak; Hayvan ilk 3 gün içinde tam olarak sağılmaz ve bu şekilde kandan önemli miktarda Ca çekilmesi önlenebilir ve süt humması riski azaltılabilir. Doğumdan 3-7 gün önce vitamin D veya metabolitlerinin enjeksiyonu doğum sonrası Ca emilimini artırarak süt humması riskini azaltabilir. Sürüde süt humması bir sorun ise kuru dönemin son haftalarında günlük Ca tüketimi 20-25 gram ile sınırlanmalıdır. Bu şekilde yüksek P ve düşük Ca alımı paratroid bezini aktive ederek hayvanın doğum sonrası kemiklerden daha hızlı Ca mobilizasyonu sağlanmasına katkıda bulunur ve süt humması riski azalır.

Kaynaklar:
Anonim. 2020. Süt humması. www.denizlidsyb.org.tr. Web Sitesi.
Aytekin Ö, Taşal İ. 2005. Doğum sonrası hipokalsemi şekillenen inekler ile buzağıları arasında kalsiyum, fosfor ve alkalen fosfataz seviyeleri ilişkilerinin araştırılması. Van.
Görgülü M. 2019. Süt sığırlarında karşılaşılan metabolik hastalıklar. www.muratgorgulu.com.tr. Web Sitesi.
Uygur MA. 2007. Sığırcılıkta sıkça görülen beslenme hastalıkları. İzmir.

Büyükbaş ruminantlarda beyaz kas hastalığı


Beyaz kas hastalığı, selenyum ve E vitamini eksikliği sonucu oluşan, dünyanın birçok ülkesinde önemli ekonomik kayıplara neden olan ve iskelet kasları, kalp kası ve diaframada dejenerasyon meydana getiren bir noksanlık hastalığıdır. Bütün evcil hayvanlarda rastlanabilir.

Beyaz Kas Hastalığının Etiyolojisi

Türkiye’de özellikle Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın şekilde görülmektedir. Beyaz kas hastalığının etiyolojisinde en önemli etken vitamin E ve selenyum noksanlığı olup, hastalık bunların antioksidatif etkilerindeki yetersizlik yer almaktadır. Yetersizlik sonucunda Hücre membranında toksik peroksitlerin birikimi artar. Alışılmamış kassal çalışma sonucunda kas fibrillerinde nekroz ve kopmalar ortaya çıkar. Bu hastalık, uzun süren kış besleme programına alınan ya da tek taraflı ve selenyumca yetersiz (0,02 ppm’den daha az) rasyonla beslenen büyükbaş ruminantlarda görülebilir. Özellikle uzun zaman uygun olmayan depolama koşullarında tutulmuş yem maddelerinde vitamin E kaybı fazla olmakta ve çoklu doymamış yağ asitlerinin oksidasyonu da artmaktadır.

Klinik Bulgular

Hastalığın iki tipi vardır; birincisi, hastalığın doğuştan olan tipidir, bu tipte buzağılar ölü doğarlar ya da doğumdan sonra birkaç gün içinde emerken ya da koşarken aniden ölürler. Doğuştan hasta olan hayvanlar ayağa kalkıp annelerini ememezler, başlarını düzgün tutamazlar, solunum güçlüğü çekerler ve dolayısıyla kolostrum alamazlar. Kalp kaslarındaki distropi nedeniyle akut kalp yetmezliğinden birkaç saat içinde ölürler. İkinci tip, doğumdan sonra gelişir ve doğumu izleyen 1–4. aydan itibaren ortaya çıkar. Subakut şekli daha yaşlı danalarda ve bir yaşlı sığırlarda iskelet kaslarında distropi şeklinde rastlanır. Hastalıklı kaslardaki fonksiyon kaybına paralel olan hareket bozuklukları temel klinik bulguları oluşturur. Harekette isteksizlik, sırtın kambur duruşu, ön ve arka ayaklarda tutukluk nedeniyle yürüme ve ayağa kalkmada zorlanma gözlenir.

Beyaz kas hastalığı bulunan (A) ve sağlıklı (B) kas dokusu

Hastalıklı kaslar boydan boya ya da kısmi olarak solgun beyaz ve granüler yapıda olup, balık eti görünümündedir. Bitişik kas lifleriyle renk farkları göze çarpar. Kaslarda görülen semptomlar bilateral ve simetrik şekillenir. Özellikle skapula, humerus, femuru kapsayan kaslar, sırt boyun ve kalp kası fazla etkilenen yerlerdir. Kas tellerinde hiyalin dejenerasyonu ve kireçlenmeler oluşabilir. Sığırlarda normal CPK (kreatin fosfokinaz) düzeyi yaklaşık 25 IU/L düzeyinde olup, akut muskuler distropisi olan hastalıklı hayvanlarda 1000 IU/L’nin üzerine kadar çıkabilir.

Sağaltım ve Korunma

Buzağılarda günlük vitamin E gereksinimi 20 mg ve selenyum gereksinimi 0,25 mg düzeyindedir. Hastalığın bütün formlarının sağaltımında selenyum ve vitamin E tamamlaması yapılır. Selenyum 0,1 mg/kg, Vitamin E 1,36 IU/kg dozunda derialtı yapılır. Tek doz hızlı bir iyileşme sağlar, yanıt yaklaşık 24 saat içinde alınır. Ancak bazı olgularda 1-2 hafta ara ile doz tekrarlanır. Fakat uygulama sayısı ikiyi geçmemelidir, aşırı doz selenyum, zehirlenmelere neden olabilir.

Korunma için selenyum ve vitamin E tamamlaması yapılır. Hastalığın yaygın olduğu bölgelerde gebe ineklere doğumdan 2 ay önce 0,05 mg/kg dozunda selenyum ve 1500-2000 IU vitamin E enjeksiyonu yapılır. Gebe ineklerin rasyonunda selenyum miktarı 1 ppm civarında olmalı ve vitamin E kaynakları eklenmelidir. Diğer minerallerin yüksek konsantrasyonlarının (kalsiyum, kükürt, bakır vb.) selenyumun ince bağırsaktan absorbsiyonunu azaltır. Ayrıca çoklu doymamı yağ asitlerini yüksek miktarda içeren rasyonlar ya da vitamin C, beta-karoten ve vitamin E yetersizliğinin selenyum gereksinimini arttıracağı unutulmamalıdır.

Kaynaklar:
Anonim. 2020. Yetersiz beslenme ve iz element eksiklikleri. vetkontrol.tarimorman.gov.tr. Web sitesi.
Batmaz M. 2014. Siverek bölgesinde koyunlarda selenyum, bakır ve çinko seviyelerinin araştırılması. Şanlıurfa.
Damak M, Karataş F, Gül Y, Kızıl Ö. 2002. Besi sığırlarında selenyum ve e vitamini yetersizliğinin araştırılması. Elazığ.
Mehdi Y, Dufrasne I. 2016. Selenium in cattle: a review. Belgium.

Köpeklerde solunum güçlüğü


Köpeklerde nefes alma sorunları her yaşta ve ırkta görülebilen sorunlardır ve hızla yaşamı tehdit edici boyuta dönüşebilirler. Köpeğiniz nefes alıp vermekte güçlük çekiyorsa, mümkün olan en kısa sürede bir veteriner hekim tarafından muayene edilmesi gereklidir. Solunum sisteminin herhangi bir yerinde, hatta vücudun bir başka sisteminde ortaya çıkan hastalıklar köpeklerde solunum problemlerine yol açabilir. Nefes almakta zorlanan bir köpek, karşılaştığı problemin şiddetine göre farklı semptomlar gösterebilir. Köpeklerde nefes darlığı (dispne), hızlı nefes alma (taşipne) ve anormal solunum en yaygın görülen solunum sorunlarıdır.

Köpek Solunum Sistemi Nasıl Çalışır?

Solunum sisteminin burun, ağız, boğaz (yutak ve gırtlak), nefes borusu (trakea) ve akciğerler de dahil olmak üzere birçok bölümü vardır. Hava burun veya ağızdan içeri çekilir ve ardından soluk alma (inspirasyon) adı verilen bir işlemle akciğerlere taşınır. Akciğerlerde oksijen kırmızı kan hücrelerine aktarılır. Kırmızı kan hücreleri daha sonra oksijeni vücudun geri kalanına taşır. Kırmızı kan hücrelerine oksijen aktarılırken, kırmızı kan hücrelerinden de akciğerlerdeki havaya karbondioksit geçişi olur. Daha sonra karbondioksitçe zengin olan hava, soluk verme (ekspirasyon) adı verilen bir işlemle burun veya ağızdan dışarı atılır.

Köpeklerde Normal Solunum Hızı

Normal nefes alan bir köpek ile solunum güçlüğü çeken bir köpek arasında ayrım yapmak her zaman göründüğü kadar kolay değildir. Dinlenme halindeyken, sağlıklı köpekler dakikada 20 ila 34 defa soluk alıp vermelidir ve solunum yapmak için fazla çaba harcıyor gibi görünmemelidir. Ancak sıcak hava, egzersiz, stres ve heyecan gibi faktörlerin etkisi altında daha hızlı veya daha derin nefes alabilirler. Herhangi bir sağlık sorunu olup olmadığını anlayabilmek için neyin normal olduğunun bilinmelidir. Köpeği; dinlenirken, yürüyüş yaparken veya yoğun bir oyundan sonra izlemek gereklidir. Bu bilgiler sayesinde, köpeğin solunum hızındaki küçük değişiklikler fark edilebilir.

Köpeklerde Nefes Darlığı (Dispne)

Köpekler, mevcut şartların gerektirdiğinden daha fazla nefes almak için çalıştıklarında nefes darlığı yaşadıkları (dispneik oldukları) görülür. Nefes alırken (inspiratuar dispne), nefes verirken (ekspiratuar dispne) veya her ikisinde birden solunum güçlükleri meydana gelebilir. Yaygın semptomlar şunlardır:
- Nefes alırken göğüs duvarı ve bazen göbek normalden daha fazla hareket eder.
- Nefes alırken burun delikleri açılabilir.
- Ağızı açık nefes alır (nefes nefese kalmak zorunda değildir).
- Dirsekler vücuttan dışarı çıkmış gibi nefes alabilir.
- Boyun ve baş vücudun önünde uzatılmış tutulur.
- Hırıltılı soluma duyulabilir.

Köpeklerde dispne sebepleri:

Burun hastalıkları; küçük burun delikleri, enfeksiyonlar, tümörler ve yabancı cisimler.
 
Boğaz ve nefes borusu (trakea) hastalıkları; ağzın çatısının çok uzun olması (uzamış yumuşak damak), tümörler ve yabancı cisimler.
 
Akciğer hastalıkları; enfeksiyonlar (örneğin, pnömoni , mantar enfeksiyonu), akciğerlerde sıvı ile kalp yetmezliği (pulmoner ödem), kalp büyümesi, kalp kurdu, tümörler, akciğerlerde kanama ve travma.
 
Akciğerlerdeki küçük hava yollarının (bronşlar ve bronşiyoller) hastalıkları; enfeksiyonlar, tümörler, alerjiler ve enflamatuar bozukluklar (örneğin, kronik bronşit).
 
Akciğerleri çevreleyen boşluğun (plevral boşluk) hastalıkları; akciğer çevresinde sıvı ile kalp yetmezliği (pulmoner efüzyon), hava birikimleri, kan veya diğer sıvıların birikmesi, tümörler, enfeksiyon ve travma.
 
Göğüs duvarı hastalıkları; göğüs duvarında yaralanma (travma), göğüs duvarının kısmi felci.
 
Diyafram hastalıkları; diyafram yaralanması (örneğin, travmatik yırtılma), doğumsal fıtıklar ve kas hastalıkları.
 
Göbeğin diyaframa baskı yapmasına neden olan hastalıklar; büyümüş karaciğer, mide veya dalak, hava ile dolu mide (şişkinlik) ve tümörler.

Köpeklerde Hızlı Solunum (Taşipne)

Köpekler koşulların gerektirdiğinden daha hızlı nefes aldıklarında taşipneik oldukları söylenebilir. Yaygın semptomlar şunlardır:
- Solunum hızı normalden fazladır.
- Ağız kapalı veya kısmen açık olabilir (genellikle çok geniş açılmaz).
- Solunum genellikle normalden daha sığdır.

Köpeklerin nefes nefese kalması, egzersiz veya yüksek hava sıcaklıkları sonucu artan vücut ısısını düşürmek için veya nefes alma probleminin bir göstergesi olabilir. Bazı köpeklerde altta yatan nedene bağlı olarak solunum problemleri (örneğin, ekspiratuar dispne ve taşipne) ve öksürük semptomları bir arada bulunabilir.

Köpeklerde taşipne sebepleri:

• Kandaki düşük oksijen seviyesi (hipoksemi).
• Düşük kırmızı kan hücresi seviyesi (anemi).
• Akciğerlerdeki damarlardaki kan pıhtıları.
• Ayrıca köpeklerde dispne sebepleri de taşipne ile sonuçlanabilir.

Solunum Problemlerinin Teşhisi

Nefes almada zorluk yaşamı tehdit eden bir acil durum olabilir ve köpeğiniz mümkün olan en kısa sürede bir veteriner tarafından görülmelidir. Köpeğinizin sağlığı, semptomların başlangıcı ve bu durumdan önce gelmiş olabilecek olası olaylar hakkında kapsamlı bir geçmiş bilgisi vermeniz gerekecektir.

Köpek cranium röntgeni

Veteriner hekim muayene sırasında nasıl nefes aldığını gözlemleyecek ve sorunun tam olarak belirlenmesine yardımcı olabilecek belirli sesler için köpeğin göğsünü dinleyecektir. Ayrıca diş etlerinin rengi köpeğinizin yeterli kan akışına ve oksijenasyona sahip olup olmadığını göstereceğinden dişeti rengine de bakılması gereklidir. Nefes borusuna bastırarak köpeğin öksürmesi sağlanabilir. Eğer köpek nefes almakta aşırı güçlük çekiyorsa testlerden önce oksijen desteği verilmesi gerekebilir. 

Nefes almakta zorlanan köpekler için ilk teşhis yolları; tam kan sayımı, biyokimya analizleri, dışkı muayenesi, idrar analizi ve röntgen görüntüleridir. Bunlara ek olarak ultrason incelemesi, elektrokardiyogram, rinoskopi ve bronkoskopi ve doku biyopsisi gerekli olabilir.

Solunum Sorunlarının Tedavisi

Tedavi yöntemi ve prognoz, köpeğin solunum problemlerini yaratan esas sebebin kesin teşhisine bağlı olarak değişim gösterecektir. Eğer solunum problemi şiddetliyse nefes almasına yardımcı olmak için oksijen verilecektir ve durumu düzelene kadar klinikte kalması gerekecektir. Solunum problemi kontrol altına alınana kadar köpeğin aktivitesi kısıtlanmalıdır.

Hayvancılığın bitmeyen sorunu: Timpani


Timpani, rumen ve retikulumda aşırı gaz birikimiyle karakterize bir hastalıktır. Rumen içeriği normalde 3 tabakadan ibarettir. Alt bölümde sıvı tabakası, orta kısımda daha kompakt katı yapı ve en üst kısımda gaz tabakası yer alır. Normal olarak rumende gazlar gaz çıkarma (ruktus) ile atılır. Ön mide kompleksinin bir seri kasılma aktivitesi ile rumende bulunan serbest gazlar yemek borusu vasıtasıyla ağızdan boşaltılır. Bu normal fonksiyon herhangi bir nedenle bozulduğunda ve oluşan gazlar atılamadığında şişme gerçekleşir. Rumende gaz birikmeye başladığında şişen rumen diyafram ve akciğere baskı yapmak suretiyle solunumu güçleştirir. Ve özellikle akut olgularda ölümle sonuçlanabilen tablo ortaya çıkar.

Rumendeki gaz, katı ve sıvı tabakalar

Timpaninin etiyolojisinde pek çok faktör rol oynar. Ani yem değişiklikleri, aşırı konsantre yem tüketimi, yetersiz kaba yem alımı, çok ince öğütülmüş yemler, taze baklagil otları tüketiminde abdominal basınç artar ve rumende serbest gaz birikimi gözlenir. Genellikle kaba yem ve konsantre yem kuru maddeleri arasındaki oranın çok dar olması durumunda timpani gözlenir. 

Timpaniler, köpüklü (primer timpani) ve serbest (sekunder timpani) olarak ikiye ayrılır. Primer timpani, kolay fermente edilebilen yem maddelerinin alışılmıştan fazla ve aniden yedirilmesinden kaynaklanan, rumende ve retikulumda aşırı miktarda köpüklü gaz toplanması ile karakterize bir indigesyon olayıdır. Sekunder timpani, yemleri alan hayvanlarda yemek borusunun tıkanması sonucu gaz çıkışının bu yolla bloke olması, ön mide hareketlerinin aktivitesinin düşmesi ve kas kasılmasında önemli rol oynayan Ca yetmezliği (hipokalsemi) nedeniyle ortaya çıkar. Bu tip şişme yemek borusundaki tıkanma ortadan kaldırılarak veya rumendeki gaz mide sondası veya trokarla alınarak kolayca ortadan kaldırılabilir. Ancak şiddetli şişme vakalarında hayvanın gaz çıkarma refleksi kalıcı olarak bozulabilir.

Şişme olayları daha çok besideki ruminantlarda görülür. Rasyon kuru maddesinin %50’den fazlasının konsantre yemlerden oluşması durumunda daha fazla gaz meydana gelir. Özefagusun yemle, yutak girişinin ise yem veya kıl gibi maddelerle tıkanması çoğunlukla problem oluşturur. Özellikle genç, ligninden fakir yeşil yemler, üçgül ve yonca otları köpüksü gaz oluşumuna neden olurlar. İçerdikleri saponin maddesi (yüzey aktivitesi içerir) birçok küçük gaz balonu içeren köpüklerle timpani oluşturur. Bu durum özellikle pH 4.4-5.5 arasında en yüksek düzeydedir. Şişliklerin çoğunda rumen pH değeri 5.2-6.0 olarak tespit edilmiştir. Yüksek oranda tükürük salgısı köpük oluşumuna engel olur. Kuru madde ve ham selüloz bakımından fakir yeşil yemlerin tüketiminde, çiğneme ve geviş getirme daha az olduğundan tükürük sekresyonu geriler. Küçük partiküle sahip kaba yemler ile konsantre yem ağırlıklı rasyonlar ise küçük köpüksü fermantasyon oluşumunu uyarır.

Klinik Belirtileri Nelerdir?

Abdomende olası şişkinlik görünümleri; sol dorsal abdomen çeyreğinde şişkinlik timpani göstergesidir (A), pneumoperitoneumda sol ve sağ dorsal abdominal çeyreklerde şişkinlik görülür (B), vagal indigestion sol dorsal ve sağ ventral abdominal şişkinliğe neden olur (C) ve asciteste sağ ve sol ventral abdominal şişlik görülür (D).

Yemin tüketilmesinden sonraki birkaç saat içinde semptomlar görülür. Sol açlık çukurluğu belirgin oranda kabarır ve davul sesi verir. Hastalar yemi suyu reddeder, geviş getirme durur. Huzursuzluk, inleme, sancı belirtileri vardır. Hayvan sık sık karnına bakar. Kalp frekansı artarak 130’a kadar yükselebilir. Rumen hareketleri başlangıçta artar daha sonra durur. Karın şişkinliğine paralel olarak solunum güçlüğü belirir, hayvan ağzını açarak solunum yapar, mukozalar siyanoziktir. Hastalığın seyri çok hızlıdır, iki saat içerisinde semptomlar ilerler genel durum hızla bozulur. Sonda uygulandığında az miktarda köpüklü içerik çıkar. Rumene trokar uygulansa bile az bir miktar köpüklü gaz gelir. Timpani teşhisinin konması klinik bulgulara göre kolaydır. Timpaninin şiddetine göre asfeksi sonucu ölüm 3-4 saat içinde görülebilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi amacıyla hayvanların yürütülmesinde veya rumene punksiyon yapılmasında yarar vardır. Özofagustan rumene gönderilecek plastik tüp ile timpani tedavi edilebilir. İyonofor antibiyotikler de yararlı olabilmektedir. Bu antibiyotikler Streptococcus bovis ve Lactobacillus spp.’leri içeren laktik asit ve mukopolisakkaritler üreten gram pozitif bakterileri inhibe eder. Bu amaçla kullanılan iyonoforlar monensin, lasolosid, salinomisindir. Akut vakalarda trokar vasıtasıyla gaz dışarı alınır.

Timpani Oluşumunu Nasıl Önlenir?

Timpaniyi önlemede iyi bir besleme programı ve idare gerekir. Hayvanların körpe ot içeren meralarda otlatılmasında özen göstermek gerekir. Baklagillerce zengin meralarda otlatma sınırlı olmalıdır. Özsu bakımından zengin körpe yonca ve üçgül, kuru kaba yemlerle (0.2 -1.5 kg/kuru madde) birlikte verilmelidir. Üçgül ve yonca miktarı her öğün için 1 kg kuru madde/100 kg canlı ağırlık düzeyinde sınırlanmalıdır. Patates ve pancar ile yemleme dikkatle yapılmalıdır. Saman gibi selülozca zengin yemler aşırı konsantre yem uygulamalarında kullanılmalıdır. Yeşil yemin kızışmamış olmasına dikkat edilmelidir. Besi sığırı rasyonları kuru madde de en az %12 ham selüloz içermelidir. Rasyona %4-8 mineral yağ katılması besideki ruminantlarda şişme vakalarını azaltabilmektedir. Ancak mineral yağ kullanımı performansta kötüleşmeye neden olmaktadır, bu nedenle sadece tedavi amacıyla daha etkili kullanılabilmektedir.

Kaynaklar:
Anonim. 2016. M.E.B. Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı, Metabolizma Hastalıkları. Ankara.
Bilal T. 2012. Veteriner Hekimlikte Muayene Yöntemleri. Nobel Tıp. İstanbul.
Görgülü M. 2019. Süt Sığırlarında Karşılaşılan Metabolik Hastalıklar. www.muratgorgulu.com.tr. Web sitesi.
Kalınbacak A. 2020. Süt Sığırı Hastalıkları. Öğrenci Ders Notu. Ankara.
Kurtdede A, Börkü MK. 2020. Sığır ve Koyunlarda Sindirim Sisitemi ile İlgili Bozukluklar. Öğrenci Ders Notu. Ankara.
Yıldız G. 2019. Ruminantlarda Beslenme Hastalıkları. Öğrenci Ders Notu. Ankara.

Sığırlarda beslenmeye bağlı zehirlenmeler



Üre Zehirlenmesi

Ürenin rasyona fazla miktarda katılması, iyi karıştırılmadan tüketilmesi, alıştırmadan yüksek miktarlarda verilmesi, rasyonda yeterli miktarda kolay değerlendirilebilir enerji kaynağının bulunmaması etkili olmaktadır. Üre, üreaz etkisiyle amonyak ve karbondioksite parçalanır. Rumende artan amonyak ve pH değeri amonyak emilimini artırır, portal yoldan karaciğere gelir ve burada üreye dönüşerek toksik etkisi ortadan kaldırılır. Karaciğere amonyağı detoksifiye etme kapasitesinin üzerinde amonyak gelişi, perifer kanda normalde 1 mg/l olan amonyak değerini 6 mg/l düzeyine çıkarır. Solunum, yem tüketimi bozuklukları, tükürük sekresyonunda artış, rumen motorik fonksiyonunda bozulma, kaslarda titreme ve kramp gibi belirtiler gözlenir. Amonyak zehirlenmesinin açığa çıkması için rumen sıvısında pH 6’nın üzerinde olmalı ve amonyak konsantrasyonu üst sınır olan 1000 mg/l’a çıkmalıdır. Rumen pH 6’dan düşük olduğunda ruminal amonyak miktarı zehirlenme olmaksızın yükselebilir.

Sağaltım için rumen lavajı veya rumenotomi ile içerik boşaltılarak emilen amonyak miktarını düşürmek gerekir. Başlangıç aşamasında rumenotomi veya vakumlu sondalar ile rumen boşaltılır. Taze rumen sıvısı nakli yapılır. Ayrıca zehirlenme olgularında 20-30 litre soğuk su rumene verilerek bakterilerin üreyi amonyağa dönüştürme yetenekleri engellenebilir. Oral yolla asetik asit içirilir. Sirkede %5 asetik asit bulunur, hayvanın duruna göre 2-6 litre içirilebilir, uygulama gerekirse tekrarlanabilir.


Nitrat Zehirlenmesi

Nitratça zengin yemlerin fazla miktarda tüketilmesi sonucu rumende nitratlar nitrite indirgenebilmekte ve 5-5.5 pH’da amonyak sentezinde kullanılabilmektedir. Rumende nitrat ve nitrit miktarının artması rumen CO2 ve rumen uçucu yağ asitlerinin azalmasına neden olur. Kandaki nitrit düzeyinin yükselmesi oksijenin yerine geçerek methemoglobin oluşumuna sebep olur, kan oksijeni taşıyamaz, damar çeperleri genişler ve kan basıncında düşme görülür. Solunum hızının artması, sendeleyerek yürüme ilk semptomlardır, ilk semptomlardan sonra ölüm gerçekleşir. Kronik durumda ise sersemleme, idrar atımında artış, ishal, büyüme hızı ve süt veriminin azalması dikkati çeker. Zehirlenen hayvanlarda kan çikolata kahverengini almaktadır. Ergin hayvanlar günde maksimum 200 gram nitratı tolere edebilmektedir. Günde 100 gram'dan fazla alınması zararlı etkiye neden olur. Tedavi amacıyla matilen mavisi, toludin mavisi, thionin gibi redoks renkli maddeler kullanılır. %1-4’lük metilen mavisi 4-8 mg/kg dozda %5’lik dekstroz içinde eritilerek damar içi verilir. Rasyonda karbonhidrat oranı arttırılır.

Su Zehirlenmesi

Danalarda ve bir yaşına kadar olan genç sığırlarda görülür. Aşırı oranda su alınımına bağlı olarak kanın ozmotik basıncının düşmesinden ileri gelir. Buzağılarda süt veya mamadan ani olarak “ad libitum” suya geçişte veya uzun süre susuz kalma sonucu fazla miktarda suyun alına bağlı olarak şekillenir. Plazma ozmotik basıncının düşüşüyle eritrositler hızla hemolize olarak hemoglobinemi şekillenmekte ve serbest kalan hemoglobin idrar ile atılmaktadır. Eritrositlerin bu derecede hızlı hemolize olabilmeleri için bir defada alınan su miktarının en az canlı ağırlığın %10’u oranında olması gerekir. Hemoglobinüri suyun alınımından yaklaşık 2 saat sonra ortaya çıkar ve perakut ölümler görülebilir. Tedavi amacıyla hafif olaylarda %5’lik 2-3 l/iv, ağır olaylarda %10’luk 300 ml/iv fizyolojik tuzlu su çözeltisi verilmelidir.

Kaynaklar:
Bilal T. 2013. Sığır Hastalıkları. Nobel Tıp. İstanbul.
Ergün A, Tuncer ŞD, Çolpan İ, Yalçın S, Yıldız G, Küçükersan MK, Küçükersan S, Şehu A, Saçaklı P. 2017. Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları. Ankara.
Yıldız G. 2014. Sığır, Koyun, Keçi Besleme ve Beslenme Hastalıkları. Ankara.

Süt sığırlarında asidozis


Asidozisin oluşumunda rol oynayan en önemli faktör, kolay fermente olabilir karbonhidratlarca zengin gıdaların aşırı miktarda ve kısa süre içinde yenmesidir. Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar ve darı gibi tane yemlerin alışılmışın çok üstünde yedirilmesi veya hayvanların yem depoları, harman yerleri ve ekin tarlalarına rastlantı sonucu girmesi, rumen asidozisine neden olur. Un,  kepek, değirmen artıkları, nişasta fabrikası veya bira fabrikası gibi nişastaca zengin yem maddeleriyle elma, üzüm posası, melas, şeker pancarı gibi şekerlerden zengin yem maddeleri de etiyolojide önemli yer tutar. Ezilmiş veya öğütülmüş tane yemler, doğal haldeki tane yemlere göre daha toksiktir. Bu yemlerin suda kaynatılması, nişasta granüllerinin dağılıp parçalanmasına neden olduğundan, kaynatılarak verilen yemlerde toksisite daha da artar.

Asidozisin patofizyolojisi

Kolay fermente olabilir karbonhidratlarca zengin yem maddeleri aniden ve çok miktarda yedirildiğinde rumen içeriğinde mevcut mikroorganizmalar (özellikle streptekoklar ve laktobasiller) aşırı derecede çoğalır ve fazla miktarda uçucu yağ asidi ile laktik asit açığa çıkar. Bunun sonucu rumen içeriği pH'sı düşer,  mikrofloranın doğal dengesi asidorezistans mikroplar lehine kısmen veya tamamen bozulur, protozoonlarla selüloz parçalayan ve asit ortama dayanıklı olmayan diğer bakteriler canlılığını yitirir. Organizmanın tampon sistemleri devreye girerek rumendeki asiditeyi kompanze etmeye çalışır. Rumen içeriği ile kan sıvısı arasında yoğun bir sıvı-elektrolit akımı başlar ve tükrük salgısı artar. Bu alkaliler yardımı ile içeriğin pH'sı düzeltilmeye çalışılır. Bir yandan rumen içeriği sulanırken bir yandan da kan sıvısı ve kandaki alkali rezervi azalır.

Hastada dehidrasyon şekillenir. Rumenden rezorbe edilen laktik asidin bikarbonat iyonlarıyla kompanze edilemeyecek boyutlara ulaşmasıyla,  asit-baz balansı bozulur. Hücre içinde K iyonları azalır. Akut rumenitis meydana gelir. Rumen içeriğinin abomazum ve bağırsaklara geçmesiyle buralarda da yangı şekillenir. Fermentasyon sırasında histamin ve diğer bakteriyel metabolizma artıklan açığa çıkar. Bunlar rumen mukozasından emilerek otointoksikasyona yol açarlar. Hayvan, hastalığın ilerlemesiyle otointoksikasyon, metebalik asidozis ve dehidresyon sonucu 1-2 gün içinde ölür.

Klinik Belirtileri Nelerdir?

Görülen klinik belirtiler alınan yem miktarına, yendikten sonra geçen zamana ve rumende oluşan asiditenin derecesine bağlı olarak değişir. En tehlikeli olan şekli akut formudur. Fazlaca konsantre yemin aniden yenmesi sonucu oluşur ve rumende timpani şekillenir. İlk klinik belirti yemin yenmesinden sonraki 6-8 saat içinde meydana gelir. Bunlar yem yememe, su içmeme, süt veriminde ani düşüş, kas titremeleri, inleme, diş gıcırdatma, düşkünlük ve bazen sancıdır. Hastalar yürümekte isteksizdir. Sindirim bozukluklarının başlamasından hemen sonra gaita yumuşar, sarı-yeşil renk ve köpüklü bir hal alır. Giderek diare oluşur. Rumende hipotoni ve eğer pH 5’ten aşağıya düşerse atoni şekillenir. Merme kurumaya yüz tutar. Vücut sıcaklığı çoğunlukla normaldir. Nabız frekansı artmış ama zayıflamıştır. Konjunktivalar kirli ve hiperemik görünümdedir. Dehidrasyon belirtileri ortaya çıkar. Gözler çökmüş ve mat görünüştedir. Yemin yenmesinden sonraki 8-12 saat içinde idrar miktarı artar fakat daha sonra oluşan dehidrasyon sebebiyle azalır. Hayvanlar yere uzanır ve ayağa kalkamazlar, klinik tablo hızla kötüleşir. Hastalık bazen çok hızlı seyir izler ve yemin yenmesinden sonraki 12-14 saat içinde ölüm meydana gelir. Subakut olaylarda kısmi anoreksi, rumende hipotoni, süt yağında azalma ve orta derecede laminitis gözlenir. Bu formda dehidrasyon belirgin değildir.


Asidozisin laboratuvar bulgularında ise, rumen sıvısında bulanık, gri renkte, boza görünümünde, köpüklü, keskin aromatik kokulu ve sulu zeytin yağı kıvamında içerik söz konusudur. Sıvının pH’ı 6,2’nin altına düşmüştür. Mikroskobik muayenede canlı infusoria'ya rastlanmaz. Ayrıca kanda hematokrit artışı ve hafif bir hipokalsemi saptanabilir. Tanı, anamnez, klinik ve laboratuvar bulguları birlikte değerlendirilerek konulur.

Asidozis Tedavisi

Asidozis sağaltımında ilk önce rumenin boşaltılması ve yıkanması gerekir. Geniş çaplı veya özel vakumlu sondalar yardımıyla mümkün olduğu kadar sifonaj yapılarak rumen boşatılır. Sonra sağlam hayvanlardan sağlanan 1-2 kova taze rumen sıvısı sonda yardımıyla rumene verilir. Sondalama yoluyla rumen boşaltılamıyorsa, vakit geçirmeden rumenatomi yapılarak zararlı içeriğim tamamen uzaklaştırılması denenmelidir. Asitleşmiş rumen içeriğinin tamamen nötrleşmesi için antiasit maddeler verilebilir. Bu amaçla 10 litre kadar su içinde eritilmiş 300-400 gram magnezyum hidroksit önerilmektedir. Ağız yoluyla verilen sodyum bikarbonatın, laktik asit sentezini arttırması nedeniyle kullanılmaması gerektiği de kimi araştırmacılarla bildirilmiştir. Ayrıca sağaltımda oral yolla verilecek geniş spektrumlu antibiyotiklerden yararlanılarak laktik asit meydana getiren mikroorganizmaların üremesi engellenebilir.

Rumen asidozisinde kan ve vücut sıvılarında asit-baz dengesinin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun için ilk önce parenteral yolla NaHCO3 kullanılır. Sistemik asidozisin düzeltilmesinde ilk yarım saatte 0,5-1 litre kadar %5’lik NaHCO3 iv. yolla verilir. Daha sonra %1,4’lük izotonik NaHCO3 ile infiltrasyon tarzında sağaltıma devam edilir. 1/6 molar sodyum laktat solüsyonundan da sağaltımda yararlanılabilir. Steril NaHCO3 solüsyonu diğer elektrolit solüsyonlarla birlikte verildiğinde daha iyi sonuç alınabilir. Bu amaçla laktatlı ringer veya bikarbonatlı laktatlı ringer solüsyonu kullanılabilir.

Sağaltımda parenteral Ca, vitamin B1 ve antihistaminik uygulamalarından da destekleyici tedavi amacıyla yararlanılabilir. 10-20 ml. kalsiyum glukonat ve 100-200 mg. vitamin B1 ve metilen mavisi iskelet ve rumen kaslarında tonusu arttırmak için yardımcı olabilir. Gerektiğinde analeptik ve kardiyotoniklere başvurulur.

Asidozisten korunmak için neler yapılabilir?

Asidozisten korunmak için aşırı konsantre yem kullanımından kaçınmak gerekir. Rasyonda kaba yem oranı %10’un altına düşülmemelidir. 

Kaba yemden konsantre yeme geçişler yaklaşık 10 günde alıştırılarak yapılmalıdır. 

Konsantre yeme %1’lik NaHCO3 ilavesi yapılmalıdır. 

Duyarlı hayvanların rasyonuna monensin, lasolisid, salinomsin gibi iyonoforlar katılmalıdır. İyonofor antibiyotikler, rumen pH değerinin yüksek olmasını sağlarlar ve rumen laktat konsantrasyonunu düşük tutarak yemden yararlanma üzerine olumlu etki yaparlar.

Kaynaklar:
Bilal T. 2012. Veteriner Hekimlikte Muayene Yöntemleri. Nobel Tıp. İstanbul.
Bilal T. 2013. Sığır Hastalıkları. Nobel Tıp. İstanbul.
Görgülü M. 2019. Süt Sığırlarında Karşılaşılan Metabolik Hastalıklar. www.muratgorgulu.com.tr. Web sitesi.
Kumlu S. 2012. AB ve Türkiye’de Danışmanlık Sistemleri ve Süt Sığırı İşletmelerinin Yönetimi. Aydın.
Pouraza P, Khiaosa-ard R, Qumar M, Wetzels SU, Klevenhusen F, Metzler-Zebeli BU, Zebeli Q. 2016. Transient feeding of a concentrate-rich diet ıncreases the severity of subacute ruminal acidosis in dairy cattle. USA.
Yıldız G. 2014. Sığır, Koyun, Keçi Besleme ve Beslenme Hastalıkları. Ankara.

Köpeklerde kalp ritim bozukluğu


Aritmi, kalbin atma hareketini düzenleyen sistemdeki bir problemden kaynaklanan ve düzensiz bir ritimle sonuçlanan kalp atım biçimidir. Kalp çok hızlı veya çok yavaş atabileceği gibi bazı atımları da atlayabilir. Düzensiz kalp atışı, aritminin temel belirtisidir.

Sinüs düğümü olarak da adlandırılan sinoatriyal düğümün elektriksel uyarımları, kalp atışını sağlayan kalpteki elektriksel uyarıların başlatıcısıdır. Sinüs deşarj hızı, sinir sisteminin iki karşıt etkisiyle kontrol altında tutulur; vagus sinirlerinden (alt beyin sapından çıkarak vücudun otonom organlarına sinyaller gönderen sinirler) gelen uyarı ve sempatik uyarım (genellikle savaş ya da kaç tepkisi olarak bilinen nöronal ve hormonal stres tepkisine aracılık eder). İnhalasyon sırasında, solunum ve kalp merkezlerinden gelen sinyaller vagus sinirlerindeki kısıtlamaları azaltarak kardiyak hızlanmaya sebep olurken, ekshalasyon sırasında tam tersi olur.

Sinüs aritmisi; akciğerdeki gerilme reseptörlerine, kalpteki basınç-hacim duyu reseptörlerine, kan damarlarına ve kandaki kimyasal faktörleri de içeren reflekslere bağlıdır. Sinüs aritmisi sırasında eğer bir kaçış ritmi eşlik etmezse bilinç kaybına neden olacak kadar uzun bir duraklama oluşabilir.

Aritmi, köpeklerde nispeten yaygındır ve çoğu zaman endişe etmeye gerek yoktur. Ara sıra meydana gelen düzensiz kalp atışı, genellikle başka bir sağlık sorununa neden olmaz. Bununla birlikte, düzensiz atım, altta yatan ciddi bir durumun erken belirtisi de olabileceğinden, veteriner hekiminize kontrol ettirmenizde fayda vardır. Bazı ırklar sinüs aritmisine daha yatkındır. Özellikle; bulldog, pekinez, pug ve boxer ırkı köpeklerde daha sık karşılaşılır.

Belirtiler

• Temel belirti; çok hızlı, çok yavaş veya bir atımı atlayan, düzensiz kalp atışı olarak da adlandırılan bir kalp atışıdır.

• Kalp atımları arasındaki duraklamalar fazla uzunsa fiziksel güçsüzlük gelişebilir ve bilinç kaybı da meydana gelebilir, ancak nadiren görülür.

Sebepleri;
- Solunumla ilişkili vagus sinirlerinin etkisiyle kalp atış hızı inspirasyonla artar ve ekspirasyon ile azalır,
- Vagal tonusu artıran klinik bozukluklar (Kafatası içinde basınç artışı, gastrointestinal hastalıklar, solunum hastalığı, serebral bozukluklar, dijital toksisite, konjestif kalp yetmezliği gibi),
- Digoksin tedavisi (Dijitalis),
- Vagus sinirlerini etkileyen çeşitli hastalıklardır.

Teşhis

Veteriner hekiminiz, bu duruma yol açmış olabilecek semptomların geçmişini ve olası olayları dikkate alarak köpeğiniz üzerinde kapsamlı bir fiziksel muayene yapacaktır. Köpeğinizin sağlık durumu ve semptomlar hakkında ayrıntılı bilgi vermeniz gerekecektir. Hastalık geçmişi, altta yatan herhangi bir bozukluk olup olmadığı veya bu bozukluktan etkilenen başka organlar olup olmadığı konusunda ipuçları verebilir.


Kalp kaslarındaki elektrik akımlarını incelemek için elektrokardiyogram (EKG) kaydı incelenerek, kardiyak elektrik iletimindeki herhangi bir anormallik tespit edilebilir. Baş ve boyun röntgenlerine bakılarak, köpeğinize solunum problemleri yaratan anormal anatomik bir oluşum görülebilir. Eğer üst solunum yolu hastalığından şüpheleniliyorsa faringoskopi veya laringoskopiden de yararlanılabilir.

Tedavi

Semptomatik bir yavaş kalp atışı varsa spesifik tedavi gereklidir. Aritmi solunumla ilgili değilse altta yatan neden tedavi edilecektir. Eğer köpeğiniz solunum sıkıntısı çekiyorsa durumu normalleşene kadar gözetim altında tutulması gerekebilir. Çoğunlukla aktivite kısıtlanmaz ancak brakisefalik ırkların özellikle yüksek ortam sıcaklıklarında egzersizi sınırlamaları gerekebilir. Köpeğiniz aşırı kilolu ise solunum güçlüğüne neden olabileceğinden kalori kısıtlaması gerekecektir. Genellikle kullanılacak ilaçlar altta yatan nedeni tedavi etmeye yönelik olacaktır.

Süt sığırlarında ketozis


Ketozis, büyükbaş ruminantlarda enerji gereksiniminin tam olarak karşılanamaması nedeniyle ortaya çıkan bir besleme hastalığıdır. Ketozis, genellikle yüksek verimli ineklerde, daha çok yaşlı olanlarda, buzağılamadan sonra 6-8 hafta içerisinde çoğunlukla 2-4. haftalarda ortaya çıkmaktadır. İneklerin enerji gereksinimi karşılanmadığı zaman süt sentezi için gerekli olan enerji, vücuttaki yağ dokunun parçalanması ile karşılanmaya çalışılır. Vücut yağlarının parçalanması sonucu oluşan asetik asit; asetoasetik asit, β-hidroksi bütirik asit ve asetona kadar parçalanır. Böylece keton maddeleri kanda birikmeye başlar.

Ketozisin Etiyolojisi

Ketozisin etiyolojisinde birçok faktör rol oynamakla birlikte, oluşumunun temel nedeni yüksek süt verimli ineklerde karbonhidrat gereksinimi olup, karbonhidrat oranı düşük yemlerin de ketojenik etki yaptığı bildirilmektedir. Özellikle erken laktayondaki bütün süt ineklerinde ketozis riski vardır.

Ketozisin etiyolojisi

Klinik olarak, laktasyonun başında enerji gereksinmesinin karşılanamaması sonucu ortaya çıkan ketozis, primer kestozis olarak adlandırılır. Ancak yem tüketiminin düşmesine neden olan diğer metabolik problemler ve etmenlerle ortaya çıkan ketozis, sekonder ketozis olarak adlandırılır. Ayrıca subklinik formda da seyredebilmektedir.

Primer ketozis, genellikle doğumdan 3-6 hafta sonra, aşırı glukoz ihtiyacına bağlı olarak glukoneogenezis kapasitesinin arttığı durumda meydana gelmektedir. Bu durumda insülin/glukagon oranının düşük olması sonucu, kan glukoz ve insülin konsantrasyonu düşmekte ve karaciğer mitokondri membranında bulunan CPT-I aktivitesi artmaktadır. Düşük insülin konsantrasyonu, lipidlerin vücut depolarından mobilizasyonunu ve yağ asitlerinin karaciğer hücre mitokondrileri tarafından absorbsiyonunu stimule etmektedir. Glikojenik substratların sağlanmasının az oluşu, ketogenezisi stimüle ederek kan, süt ve idrarda keton cisimcikleri konsantrasyonunu arttırmaktadır. Bu hastalık genellikle besili ve kuru dönemi uzun süren ineklerde görülmektedir.

Sekonder ketozis, başka hastalıkların sebep olduğu ketozis olarak tanımlanmaktadır. Herhangi bir hastalığın besin alımını baskılaması sonucu vücut depolarının mobilizasyonun artması ile plazma glukoz konsantrasyonu düşmekte, NEFA (esterleşmemiş yağ asitleri) ve keton cisimcikleri konsantrasyonu artmaktadır. İneklerde, süt humması, çayır tetanisi, abomazum deplasmanı, plasenta retensiyonu, uterus enfeksiyonu, ayak/bacak hastalıkları ve mastitis gibi hastalıklar ketozis riskini arttırmaktadır.

Ketozisin Klinik Belirtileri

Süt ineklerinde ketozisin sindirim sistemi formunun görülme oranı daha fazladır. Hastalık doğumdan birkaç hafta sonra başlar ve yavaş gelişen bir hazımsızlıkla seyreder. Hayvan başlangıçta sadece kuru ot ve saman gibi kaba yemleri yer veya yemini seçerek alır, genellikle tane yemleri veya konsantre yemleri yemeği reddeder, ara sıra yenilmeyecek şeyleri yeme (duvarların yalanması, altlıkların yenilmesi) gözlemlenebilir. Bir süre sonra hayvan hiç yem yemez ve su içmez. İşkembe hareketleri ve geviş getirme tamamen durmuş, dışkılama seyrekleşmiş, dışkı kurudur. Bazen inatçı bir ishal de gözlenebilir. Süt verimi azalır (1/4 oranında), kıvamı koyulaşır ve kaynatıldığında pıhtılaşır. Hayvan hızlı bir şekilde zayıflar. Yürürken sallanır, çoğunlukla yarı uyku halindedir. Sürü dışında kalır. Bu dönemde solunum havasında, deride ve sütte tipik bir aseton kokusu algılanır.

Sinirsel bozukluklar ruminantlarda doğumda ve sonrasında gözlenmeye başlar. Hayvan birdenbire tutarsız hareketler gösterir. Zaman zaman böğürür, duvarlara ve yemliklere çıkar, saldırgandır, gözleri döner, ayaklarını yere vurur, dairesel hareketler yapar, yerinde duramaz, ön ayaklarını çapraz olarak tutar, başını bir yere dayar, bazen geçici bir süre körlük dikkati çeker. Vücudunu duvarlara sürter veya durmadan yalar, yenilmeyecek şeyler yeme belirtileri, boşa çiğneme hareketleri, diş gıcırdatma ve tükürük miktarında artış görülür. Hayvan hafif titremeler ve kasılmalar gösterir, hareketleri anlamsızdır. Ender olarak kusma görülür. Sinirsel hareketler 1-2 saatlik nöbetler şeklindedir, bu süre sonunda hayvan normale döner, 10-12 saat aralıklarla nöbetlerin tekrarlandığı gözlenir.

Subklinik ketozis, ketozisin klinik belirtileri görülmeksizin gelişen bir formudur. Yüksek süt verimli ineklerde laktasyonun ilk dört haftasında çok yaygın bir şekilde görülmektedir. Süt üretimi ve üreme performansını azaltmasının yanı sıra, postpartum dönemde görülen diğer metabolik ve immunolojik hastalık risklerini de arttırdığı ve bu nedenle ciddi ekonomik kayıplara neden olduğu bildirilmektedir. Subklinik ketozis, tedavi edilmesi gerekli herhangi bir semptom göstermeden verim kaybına yol açtığından oldukça önemlidir. Ancak laboratuvar testleri yardımıyla teşhis edilebildiğinden, süt verimindeki düşüşün nedeni üreticiler tarafından kolayca anlaşılamamaktadır. Subklinik ketozisin risk faktörleri arasında, sürünün büyüklüğü, doğum sayısı, vücut kondisyon skoru ve mevsimin yer aldığı kaydedilmektedir.

Korunma ve Tedavi

Korunma için süt sığırlarının doğum öncesi fazla yağlanmamasına veya fazla zayıflamamasına özen gösterilmeli, bunun için hayvanların dengeli beslenmesine dikkat edilmelidir. Ayrıca doğuma iki ay kala sağıma son verilmeli ve bir ay kala iyi dengelenmiş rasyonlarla hayvanlar beslenmelidir. Doğum öncesi vücutta depo yağ oluşumu engellenmelidir. İnek doğurduktan sonra enerji içeriği yavaş yavaş arttırılmalıdır. Doğumdan sonra verimin artması için iyi kalitede kuru ot veya diğer yemler verilmelidir. Haşlanmış patates, 500 g şeker veya pekmez, 500-1500 g melas verilmesi yararlıdır. Yedirilen rasyonun ham protein düzeyi %16-18'i geçmemeli ve sindirilebilir karbonhidrat miktarı yeterli olmalıdır. Eğer tane yemler veriliyorsa ezilip verilmelidir. Kuru ot ve diğer yemler bozuk, küflü ve ıslak olmamalıdır. Rasyonda yeterli miktarda kobalt, fosfor, mangan gibi iz elementler ve A vitamini olmalıdır, ayrıca doğumdan sonra 1-1,5 ay süreyle günde 100 g miktarında sodyum propiyonat yemle birlikte verilmelidir.

Ketozis ortaya çıktıktan sonra günde 2 kez 150 ml propilen glikol veya sodyum propiyonat verilerek ve bu uygulamaya en az 4 gün devam edilerek sağaltılabilir. Bir diğer tedavi seçeneği olarak; %30’luk dekstroz 500-1000 cc i.v. veya periton içi 2-3 gün, B vitamini kompleksi, ağız yoluyla pekmez tavsiyesi ve doğum sonu oluşanlarda i.v. yeterli miktarda deksamethazon veya glukokortikoid verilebilir. Tüm tedavilerde sonuç 3-4 gün sonra alınır.

Kaynaklar:
Akgül G. 2014. Subklinik ve Klinik Ketozisli İneklerde Adiponektin Düzeyinin Ölçülmesi, NEFA, BHA, ve Adiponektin Düzeylerinin Aralarında İlişkilerin Belirlenmesi. Bursa.
Anonim. 2016. M.E.B. Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı, Metabolizma Hastalıkları. Ankara.
Anonim. 2021. Ketozis. www.denizlidsyb.org.tr/index.php?icerik=446. Web sitesi.
Ergün A, Tuncer ŞD, Çolpan İ, Yalçın S, Yıldız G, Küçükersan MK, Küçükersan S, Şehu A, Saçaklı P. 2017. Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları. Ankara.
Itle AJ, Huzzey JM, Weary DM, Von Keyserlingk MAG. 2015. Clinical ketosis and standing behavior in transition cows. Canada.  
Öğün M. 2008. Kars Yöresindeki İneklerde Subklinik Ketozis Prevalansının Biyokimyasal Yöntemlerle Araştırılması. Kars.
Uygur MA. 2007. Sığırcılıkta Sıkça Görülen Beslenme Hastalıkları. İzmir.

Veteriner hekim muayenehane ve poliklinik yönetmeliği


Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği *

MADDE 1 – Bu Yönetmeliğin amacı, veteriner hekimler tarafından açılmış veya açılacak olan muayenehane ve polikliniklerin sahip olması gereken asgari teknik, hijyen ve sağlık şartları ile bu yerlerin açılma, çalışma ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

MADDE 2 – Bu Yönetmelik, veteriner hekimler tarafından açılmış veya açılacak olan muayenehane ve poliklinikleri kapsar.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun, 11/6/2010 tarihli 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 11'inci ve 36'ncı maddeleri ile 3/6/2011 tarihli ve 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye dayanılarak hazırlanmıştır.

MADDE 4 – Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,

b) Genel Müdürlük: Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünü,

c) Hasta: Veteriner hekimin müdahalede bulunduğu hayvanı,

ç) Hayvan: Suda yaşayan hayvanlar, sürüngenler ve amfibik hayvanlar dâhil omurgalı ve omurgasız canlıları,

d) Hayvan sahibi: Hayvanın mülkiyetini elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişiyi,

e) İl müdürlüğü: İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerini,

f) İlçe müdürlüğü: İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerini,

g) Kaşe: Veteriner hekimin adı, soyadı, diploma numarası ve çalıştığı yerin adı yazılı damgayı,

ğ) Merkez Konseyi: Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyini,

h) Muayenehane: Hayvanların ayakta muayene, teşhis ve tedavilerinin ve bunlarla ilgili uygulamalarının yapıldığı veteriner hekim veya veteriner hekimler tarafından açılmış iş yerini,

ı) Oda Haysiyet Divanı: 6343 sayılı Kanuna göre, iki yıl için seçilmiş ve beş üyeden oluşan, mezkûr Kanunun ilgili maddeleri çerçevesinde görevini yürüten divanı,

i) Pasaport: Hayvan için düzenlenmiş içerisinde hayvana ve sahibine ait bilgileri içeren Bakanlıkça belirlenen belgeyi,

j) Poliklinik: En az dört veteriner hekimin mesleklerini icra etmek için bir araya gelerek açmış oldukları muayenehaneler bütününü,

k) Reçete: Veteriner hekim tarafından, veteriner tıbbi ürün satış yetkisine sahip kişiye hitaben yazılan, hekimin kimlik ve adres bilgileri ile diploma numarasını, hayvana ait kimlik ve adres bilgilerini, kullanılması tavsiye edilen ürün veya terkipler ile uygulamalar hakkındaki bilgileri içeren fiziki ortamda düzenlenen ıslak imzalı veya Bakanlıkça belirlenmiş elektronik ortamda düzenlenmiş belgeyi,

l) Resmî veteriner hekim: 5996 sayılı Kanun kapsamında verilen görevleri Bakanlık adına yapan Bakanlık personeli veteriner hekimi,

m) Serbest veteriner hekim: 6343 sayılı Kanuna göre mesleğini serbest olarak icra etme yetkisine sahip veteriner hekimi,

n) Sorumlu veteriner hekim: Muayenehane veya polikliniğin, kuruluş, işleyiş ve denetimi ile ilgili her türlü işlemlerde birinci derecede sorumlu veteriner hekimi,

o) Tıbbi olmayan veteriner sağlık ürünleri: Hayvana uygulanmak ya da hayvan için kullanılmak amacıyla tüm üretim aşamalarından geçerek kullanıma hazır hâle getirilmiş ilaç niteliğinde olmayan ürünleri,

ö) Veteriner biyolojik ürünleri: Hayvanlarda aktif veya pasif bağışıklık oluşturmak, bağışıklığın seviyesini ölçmek veya hastalık teşhisi için hazırlanmış aşı, serum gibi ürünler ile teşhis kitlerini,

p) Veteriner hekim: Veteriner fakültelerinden diploma almış ve 6343 sayılı Kanuna göre veteriner hekim unvanı kazanmış kişiyi,

r) Veteriner hekimler odası: 6343 sayılı Kanunda belirtilen mesleki kuruluşu,

s) Veteriner sağlık ürünleri: Veteriner tıbbi ürünleri ve tıbbi olmayan veteriner ürünlerini,

ş) Veteriner tıbbi ürünleri: Hayvana uygulanmak ya da hayvan için kullanılmak amacıyla tüm üretim aşamalarından geçerek kullanıma hazır hâle getirilmiş etkin madde ihtiva eden ürünleri ve veteriner biyolojik ürünleri,

t) Yardımcı personel: Hayvan sağlığı hizmeti dışında çalışan personeli,

u) Yardımcı sağlık hizmetleri personeli: Veteriner hekime, hayvan sağlığı hizmeti sırasında yardımcı olan ve veteriner hekim sorumluluğunda görev yapan hayvan sağlık teknisyeni veya teknikeri, veteriner sağlık teknisyeni veya teknikeri, laborantı,

ü) Yetkilendirilmiş veteriner hekim: Bakanlıkta görevli veteriner hekimler dışında, verilecek resmî görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen veteriner hekimi,

v) Yüksek Haysiyet Divanı: 6343 sayılı Kanuna göre, Büyük Kongrece iki yıl için seçilmiş yedi üyeden oluşan ve mezkûr Kanunun ilgili maddeleri çerçevesinde görevini yürüten divanı, ifade eder.

MADDE 5 – Muayenehane açabilmek için aşağıdaki şartları taşımak gerekir.

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak veya 25/9/1981 tarihli ve 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye'de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun hükümlerinin sağladığı haklara sahip olmak.

b) Türkiye sınırları içindeki veteriner fakültelerinin birinden mezun olmak veya yabancı ülke veteriner fakültelerinden mezun olmuş ise, 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği hükümlerine göre, denklik belgesine sahip olmak.

c) 6343 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen veteriner hekimlik mesleğinin icrasına engel bir hâli bulunmamak.

Muayenehane bir veteriner hekim tarafından açabileceği gibi, aşağıdaki şartları yerine getirmek şartıyla en fazla üç veteriner hekim tarafından da açılabilir.

a) Muayenehane ruhsatı almış bir veteriner hekim, kendisi sorumlu veteriner hekim olmak şartıyla iki veteriner hekimle iş akdi yapabilir. Muayenehane açan veteriner hekime sorumlu veteriner hekim belgesi, sorumlu veteriner hekim dâhil her veteriner hekime de ayrı ayrı çalışma izin belgesi verilir.

b) Bir araya gelmiş en fazla üç veteriner hekim, adi ortaklık ya da şirket ortaklarının tamamı veteriner hekim olmak şartıyla şirket kurarak muayenehane ruhsatı alabilirler. Bir veteriner hekime sorumlu veteriner hekim belgesi, sorumlu veteriner hekim dâhil her veteriner hekime de ayrı ayrı çalışma izin belgesi verilir.

MADDE 6 – Muayenehane açmak isteyen ve gerekli şartları haiz olan veteriner hekim veya veteriner hekimler bir adet ıslak veya elektronik imzalı dilekçe, ekinde aşağıdaki belgelerden oluşan bir adet fiziki veya elektronik ortama aktarılmış dosya ile birlikte il müdürlüğüne müracaat ederler.

a) Diploma veya mezuniyet belgesinin aslı veya ilgili kurum onaylı sureti.

b) Varsa ihtisasını gösteren belgenin aslı veya ilgili kurum onaylı sureti.

c) T.C. kimlik numarası beyanı.

ç) İkişer adet fotoğraf.

d) Muayenehaneye ait bölümleri ve ne amaçla kullanıldığını gösterir, teknik resim kurallarına göre hazırlanmış bir adet plan örneği ve muayenehanenin adresi.

e) Bağlı bulundukları bölge veteriner hekimler odasından alınan oda kayıt belgesinin aslı veya il müdürlüğü yetkililerince onaylı sureti.

f) İkametgâh adresi beyanı.

g) Bu fıkrada belirtilen bilgi ve belgelere, ilgili kurum/kuruluşların elektronik ortamda kamu kurum ve kuruluşlarına erişim yetkisi vermesi halinde, işyeri yetkilisince bu bilgi ve belgelere erişim sağlayabilmek için gerekli bilgileri içeren beyan verilmesi yeterlidir.

Birinci fıkrada belirtilen belgeler, il müdürlüğü hayvan sağlığı şube müdürlüğü/ hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüğünce incelenir. Belgelerin tetkiki ve görevli veteriner hekimlerin mahallinde yaptıkları inceleme sonucunda bu Yönetmelik hükümlerine uygun bulunan muayenehaneye, il müdürlüğünce fiziki veya elektronik ortamda onaylı ruhsat verilir.

MADDE 7 – Açılacak olan muayenehanelerde, aşağıdaki asgari ve teknik şartlara uyulur.

a) Hayvan sahipleri ile görüşmelerin yapıldığı, büro malzemeleriyle donanımlı ve her veteriner hekim için asgari 6m²’lik alan olacak şekilde tek veya bölünmüş veteriner hekim odası bulunur.

b) Hasta hayvanın muayene edileceği, veteriner hekimin aşı, serum ve biyolojik madde uygulaması gibi görevleri icra edebileceği, içinde soğutucu dolap bulunan, müstakil bölümden oluşmuş asgari 6m² büyüklüğünde muayene odası bulunur.

c) Veteriner hekimin kullandığı alet, ekipman, giyeceklerin bulunduğu, içeriye hasta hayvan girişi ve çıkışının engellendiği, raflarla donanımlı ve diğer odalardan ayrı müstakil bir bölüm hâlinde asgari 4m² büyüklüğünde malzeme odası bulunur.

ç) Odalar arasındaki bölümler tabandan tavana kadar temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir malzemelerle yapılmış, bütün bölümler aynı bina içinde ve birbirlerine bitişik konumda olur.

d) Her bağımsız bölümün ya da odanın kapısında 5x20 cm ebadında ne amaçla kullanıldığını belirtir tabela asılır.

e) Muayene odasında; 95x110x60 cm ebadında paslanmaz çelik ya da madeni malzemeden yapılmış muayene masası, veteriner hekimin mesleğini icra ederken kullanacağı alet ve malzemelerin muhafaza edildiği camlı dolap, belediye su sistemine bağlı ve akarı kanalizasyon şebekesine giden lavabo yer alır.

f) Muayenehanenin her müstakil bölümünde çöp kutusu bulundurulur.

g) Muayenehanede oluşan tıbbi atıklar, her iki yüzünde "Dikkat tıbbi atık" ibaresi bulunan kırmızı renkli torbalara konulup, muayenehane içinde muhafaza edilir, toplama aracı gelmeden önce muayenehane dışına çıkarılamaz.

ğ) Muayenehanenin zemini düz, kolay temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir bir malzemeden, duvarlar açık renkli malzeme ile kaplı olur. Duvarlara veteriner hekimlik mesleğini ilgilendiren konuların dışında resim ve broşür asılamaz, asılı olan broşür ve resimler görünümü bozacak şekil ve sıklıkta olamaz.

h) Muayenehane içerisi yeteri kadar aydınlık ve havadar tutulur.

ı) Veteriner hekim odasında veteriner hekim diploması, muayenehane ruhsatı, veteriner hekim çalışma izin belgesi, sorumlu veteriner hekim belgesi, varsa ihtisasını gösteren belge, suni tohumlama belgesi, bölge veteriner hekimler odasının o yıla ait asgari ücret tarifesinden az olmamak üzere belirlenip asılmış ücret tarifesi, varsa ilaç bulundurma ve satma ruhsatı, hasta sahipleri tarafından görülebilecek bir yere asılır.

i) Yangın ve patlamalara karşı yangın söndürme cihazı bulundurulur.

(*) Not: Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği'nin tamamını görüntülemek için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz.

Pratik koyun yetiştiriciliği


Uzun yıllardan beri eti, sütü, yapağısı ve derisi ile insanların en önemli ihtiyaçlarını karşılayan koyunlar dünyanın her yerinde yetiştirildiği gibi ülkemizde de hemen her yerde yetiştirilmektedir. Kısa zamanda nakit paraya çevrilebilmesi nedeniyle tarımın bir sigortası gibidir. Bu nedenle sadece zirai üretimle uğraşan işletmeler dahi ellerinde az sayıda da olsa koyun bulundurmaktadırlar. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2020 yılı itibariyle Türkiye'de toplam 18.118.437 baş sığır, 42.126.781 baş koyun ve 11.985.845 baş keçi mevcudu vardır. Bu hayvan varlığı ile Türkiye, dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almasına rağmen hayvansal ürün üretimi bakımından arka sıralardadır. Kişi başı tüketilen et, süt ve yumurta gibi hayvansal ürün miktarları da yeterli düzeyde değildir.

Koyunlar kanaatkar hayvanlar olup, yılın çoğu zamanlarında mera ile yetinirler ve ek bir yemleme istemezler. Dudak yapıları nedeniyle diğer hayvanların faydalanamayacağı meralarda dahi otlarlar. Meralardaki kısa ve kuru otları, tarla kenarlarındaki yeşillikleri, anızları ve pancar yapraklarını da iyi şekilde değerlendirirler. Ne yazık ki meralar hızla azalmakta ve tarım alanlarına dönüşmektedir. Tarım alanları ise yerini hızla yerleşim alanlarına veya çeşitli sanayii alanlarına bırakmaktadır. Dolayısıyla hayvancılık ve özellikle koyunculuk ekime elverişli olmayan dağlık ya da çorak bölgelere doğru kaymakta ve lokalize olmaktadır.

Türkiye'de koyunculuğun yeterlince gelişememesi başlıca 5 sebebe bağlanabilir;
- Meraların hızla azalması,
- Koyun etine olan talebin azalması,
- Köylerde genç nüfusun azalması nedeniyle çoban bulunamaması,
- Yapağının değerinde satılamaması,
- Koyun hırsızlığının artması.

Bütün bu olumsuz şartlara rağmen koyunların yılın büyük bir kısmını merada otlayarak geçirmesi nedeniyle koyunculuk yine de ekonomik bir değer taşır ve yetiştiriciye bir gelir kaynağıdır. Özellikle et, süt ve yapağının yılın muhtelif zamanlarında kolayca paraya çevrilebilmesi yetiştiricinin nakit açığını karşılaması bakımından önemlidir. Bu nedenle de koyunculuk yetiştiricilerin vazgeçilmez uğraş alanlarından biri olmaya devam edecektir.

Koyunculuk Nasıl Yapılmalıdır?

Koyunculuk yetiştiriciye büyük paralar kazandıran bir hayvancılık dalı olmamakla birlikte yapılan işler günün şartlarına göre yönlendirilirse yeterli ekonomik fayda sağlanabilir. Koyun yetiştiriciliği tek bir verim hedef alınarak yapılmamalıdır. Hedefte mutlaka iki veya daha fazla verim gözetilmelidir. Örneğin; koyun sadece sütü için yetiştirilmemeli, süt verimi yanında yapağı verimi veya et verimi de dikkate alınmalıdır. 

Koyun yetiştiricileri şu hususları göz önünde bulundurmalıdırlar;
- Hangi şartlarda koyunculuk yapılacaktır?
- Hangi ırklarla koyunculuk yapılacaktır?
- Hangi verimler ön planda tutulacaktır?
- Nasıl bir yetiştirme metodu uygulanacaktır?
- Sürüdeki hayvan sayısı ne olacaktır?

Bu soruların cevapları büyük ölçüde yetiştiricinin temin edebileceği kaba ve kesif yemlerin cins ve miktarlarına, ağıl kapasitelerine, yetiştireceği koyun ırkının mevcut imkan ve çevre şartlarına uyum derecesine, çoban teminine, elde etmeyi düşündüğü gelir miktarına bağlıdır. Eğer yetiştirici başarılı olmak istiyorsa bu soruların cevaplarını bulmalı ve ondan sonra işe başlamalıdır. Hatta bu soruları kendi kendine zaman zaman yeniden sormalıdır.

Koyunculuğun Olmazsa Olmazları

Koyunculuk meraya dayalı bir hayvancılık kolu olduğundan koyunculuğun yapılabilmesi için ilk şart mera olmasıdır. Meralar çok sayıda bitki florasına sahip olmalı, hayvanların rahatça dolaşacağı şekilde düz ya da az eğimli olmalı, dik ve kayalık olmamalıdır. Meranın büyüklüğüne göre hayvan sayısı ayarlanmalı ve aşırı otlatma yapılmamalıdır.

Merada otlayan koyunlar

Koyunculuk yapabilmek için ikinci şart hayvanlara verilecek kaba yemin tamamını veya büyük bir kısmını, kesif yem maddelerinin ise bir kısmını temin edebilecek, ekilip biçilebilen arazinin olmasıdır. Kaba yemini kendi arazisinde temin eden bir yetiştiricinin karlılığı artacaktır. Ayrıca tarlalarda hububat hasadından sonra kalan anızlarda da koyunlar otlatılarak meraların bir süre dinlenmesi sağlanacak, meralarda aşırı otlatma bir ölçüde de olsa önlenmiş olacaktır. Hayvanlara verilecek kaba ve kesif yemler kıştan önce mutlaka temin edilmeli ve stoklanmalıdır.

Koyunculuk yapabilmenin üçüncü şartı yeterli kapasitede ağıl olmasıdır. Hayvan başına yeterli taban alanı ve havalandırması olmayan ağıllarda barındırılacak hayvanlar ne kadar iyi ırktan olurlarsa olsunlar ve ne kadar iyi beslenirlerse beslensinler, beklenen verimi veremezler. Ağıllarda her koç için 1.5-2.0 m², her koyun için kuzusu da dikkate alınarak 1.25-1.5 m² ve her toklu için 0.8-1.0 m² taban alanı gereklidir. Ağılın yüksekliği 200 başlık ağıllarda 3.0-3.5 m, 500 başlık ağıllarda 3.5-4.0 m. olmalı ve her hayvan için 3.0 ve 4.0 m³ hava hesap edilmelidir. Ağıllarda bulunacak pencereler taban alanının 1/12'si kadar olmalı, pencereler tavana doğru açılmalı ve geriye vasistaslı olmalıdır. Ayrıca tavanda havalandırma bacaları olmalıdır. Ağılların altları kolayca temizlenmeye elverişli olmalı, taban ve duvarlar bit, pire ve kene gibi dış parazitlerin kolayca yerleşmesine imkan vermemelidir. Ağılların tabanında kışın biriken gübreler ilkbaharda temizlenmeli, yazın ise sık aralıklarla süpürülmelidir. Ağılların kapıları hayvanların rahatça girip çıkacağı şekilde geniş ve çatal kapı olmalıdır.

Koyunculuğun dördüncü şartı bakıcılardır. Çoban diye adlandırdığımız bakıcılar hayvana gereken ilgiyi göstermez, koyunu otlatma şeklini bilmezse sürüyü meraya aç götürür, susuz geri getirir. Çobanların koyunu bilmesi, merayı tanıması, çoban köpeklerine sözünü dinletmesi gereklidir. Çobanların koyunun hangi saatlerde otlayacağını bilmesi ve merada otlatma saatlerini ona göre düzenlemesi, sıcak mevsimlerde öğlen saatlerinde sürüyü gölgeliklerde istirahata alması gereklidir.

Koyun Irkları

Günümüzde koyun verimlerinde ırklar arası farklar çoğalmış, bir ırk et verimi yönünden geliştirilirken, bir başka ırk süt verimi, döl verimi ya da yapağı verimi yönünden geliştirilmiştir. Ancak yine de daha öncede değindiğimiz gibi koyunlarda en az iki verim özelliğinin bir arada olması arzu edilir. Koyunları verimlerine göre 3 grupta toplayabiliriz; etçi ırklar, sütçü ırklar, yapağıcı ırklar.

Bir işletmede yetiştirilecek koyun ırkı seçilirken şu hususları dikkate almak gereklidir;
- Çevre şartları hangi koyun ırkının yetişmesi için uygundur?
- Çevrede hangi koyun ürünleri talep edilmektedir ve talep edilen ürüne verilen fiyat, giderleri karşılayıp kar bırakabilecek midir?
- Yetiştirilmesi düşünülen koyunun temini mümkün müdür ve kar bırakacak fiyattan satın alınabilecek midir?
- Yetiştiricinin şahsi beğenileri bu koyunda var mıdır?

Yerli koyun ırklarımız verim yönünden kültür koyun ırklarına göre daha düşük seviyededirler. Ancak çevreye uyum ve damızlık temini yönünden kültür ırklarına tercih edilmektedir. Bu nedenle saf kültür ırkı koyunlar getirmek yerine yerli ırklarımızın melezleme yoluyla veya seleksiyonla verimlerini artırmaya çalışmak daha uygundur.

Koyun ırkları konusunda yerli koyunlarımızdan bahsetmek yeterlidir. Yurdumuzda koyunların belirli yönde verim özellikleri gelişmediğinden sınıflandırmayı kuyruk yapılarına göre yapmak daha uygundur. Koyunlarımız kuyruk yapılarına göre 2 grupta toplanabilir. Yağlı kuyruklu olanlar (Akkaraman, Morkaraman, Dağlıç ve İvesi gibi) ve ince ve uzun kuyruklu olanlar (Kıvırcık, Sakız, Karayaka ve Türk merinosu gibi)

Türkiye'de koyunların sayısal dağılımı, TÜİK

Akkaraman koyun ırkı

Tüm Orta Anadolu'ya yayılmış ve sayı bakımından en fazla olan koyun ırkımızdır. Tüm koyun varlığımızın yaklaşık %40'ını teşkil eder. Bölge şartlarına adapte olmuştur, açlığa, kuraklığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır. Et verimleri az ve et kalitesi düşüktür. Ancak bakım ve besleme şartları düzeltilerek et verimleri artırılabilir. Kuyrukları büyüktür ve 4-6 kg. kadardır. Yıllık süt verimleri 30-50 litre olup, ikiz yavrulama oranı %20-30 kadardır. Akkaramanlarda baş, boyun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Baş ve ayaklarda siyah lekeler görülebilir. Yapağıları kaba ve karışık olup, beyaz renktedir. Yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg. kadardır. Yapağıları halı sanayinde, kilim, keçe ve yatak yapımında kullanılır.

Akkaraman koyun ve koç

Morkaraman koyun ırkı

Doğu Anadolu bölgesinde yetiştirilir. Koyun varlığımızın yaklaşık %20'sini teşkil eder. Akkaramanlar gibi açlığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır. Et verimleri az ve et kalitesi düşüktür. Baş, boyun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yıllık süt verimi 30-50 litre olup, ikizlik oranı %20-30'dur. Yapağıları kaba ve karışık olup, mor veya koyu kahverengindedir. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg'dır.

Dağlıç koyun ırkı

Halk arasında Herek ve Gıcık olarak da bilinir. Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli gibi Ege ve Batı Anadolu illerinde yetiştirilir. Koyun varlığımızın yaklaşık %10'unu teşkil eder. Canlı ağırlıkları akkaramanlardan daha azdır ama etleri lezzetlidir. Ağız, burun, göz etrafı ve ayaklarda siyah lekeler görülür. Baş ve ayaklar çıplaktır. Süt verimi 30-60 litre olup, ikizlik oranı %12-15'tir. Yapağıları kaba ve karışık olup, beyaz renklidir. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg'dır ve halı sanayinde tercih edilmektedir.

İvesi koyun ırkı

Güneydoğu Anadolu'da yetiştirilir. Koyun varlığımızın yaklaşık %5'ini teşkil eder. Et verimleri ve et kalitesi orta derecededir. Süt verimleri yüksektir ve yıllık süt verimleri 120-160 litredir. İkizlik oranı %10-20'dir. İyi bir seçimle 500-600 litre kadar süt veren sürüler elde edilebilir. Baş, boyun ve ayaklar kahverengi veya siyahtır. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg. olup, halı sanayinde kullanılmaktadır.

Kıvırcık koyun ırkı

Trakya ve Kuzeybatı Anadolu da yetiştirilir. Koyun varlığımızın %6'sını teşkil eder. Et verimleri az olmasına rağmen et kalitesi en iyi koyun ırkıdır. Süt verimleri yüksek olup, yıllık süt verimleri 70-100 litredir. İkizlik oranı %10-20'dir. Yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg. olup, yapağı kalitesi diğer yerli koyunlarımızdan daha üstündür. Özellikle genç hayvanlardan elde edilen yapağılar kumaş imalinde kullanılır.

Karayaka koyun ırkı

Karadeniz bölgesinde yetiştirilir. Koyun varlığımızın yaklaşık %3'ünü teşkil eder. Küçük cüsseli hayvanlardır. Et verimleri düşük ama et kalitesi iyidir. Süt verimleri 30-40 litre olup, ikizlik oranı %4-6'dır. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg'dır. Yapağısı çok kaba olup, yataklık olarak çok tutulur ve piyasada iyi fiyata satılır.

Karayaka koç

Sakız koyun ırkı

Daha ziyade İzmir yöresinde yetiştirilir. Süt ve yavru verimleri yüksektir. Yıllık süt verimleri 150-200 litre kadardır. Genellikle ikiz veya üçüz doğururlar. 3-5 başlık gruplar halinde yetiştirilir. Yapağısı kaba ve karışık olup, yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg'dır.

Sakız koç

Merinos koyun ırkı

Alman et merinoslarının akkaraman ve kıvırcık ırklarıyla melezlemesi sonucu elde edilmiştir. Kuyrukları ince olup, kuyruk yağı bütün vücuda dağılmıştır. Canlı ağırlıkları 50-60 kg'dır. Et verimleri ve et kaliteleri yüksektir. Yıllık süt verimleri 20-30 litre, ikizlik oranı %15-20'dir. Yapağı verimleri fazla olup, yıllık 3.5-4.0 kg' dır. İnce bir yapağıları vardır ve dokuma sanayinde kullanılmaktadır.

Merinos koyunu

Koyunlarda Hayvansal Üretim

Koyunların başlıca hayvansal üretimleri; döl verimi, et verimi, yapağı verimi, süt verimi, deri verimi ve gübre verimi olarak sayılabilir.

Döl verimi

Döl verimi koyunculuğun devamını sağlayan önemli bir verimdir. Günümüzde döl verimini artırmak için ikizliğin veya üçüzlüğün artırılması çalışmalarıyla birlikte bir yılda 2 kez veya iki yılda 3 kez yavru alınması hedeflenmektedir. Üstün verimli koyunlarda bir yılda birden çok yavru alınması için embrio transferi uygulamaları da yapılmaktadır.

Bir haftalık yaşta kuzu

Et verimi

Koyun eti tüketimi özellikle büyük şehirlerde azalmakta, daha yağsız et olan sığır etine veya tavuk ve balık eti gibi beyaz etlere yönelim olmaktadır. Nüfusumuzun oldukça büyük bir kısmını teşkil eden köy, küçük yerleşim birimlerinde koyun eti tüketimi daha fazladır. Özellikle kurban bayramında kesilen kurbanların büyük bir kısmını koyun teşkil etmektedir. Kurban bayramında 2-3 milyon baş koyun kesildiği tahmin edilmektedir. Bu azımsanmayacak bir rakamdır ve yıllık koyun eti tüketimini önemli ölçüde artırmaktadır.

Koyun mevcudumuzun yaklaşık %80'ini teşkil eden akkaraman, morkaraman, dağlıç ve ivesi gibi yağlı kuyruklu koyunların kuyruk yağı da fazlaca üretilmektedir. Alışkanlıklar hızla değiştiğinden kuyruk yağı tüketimi azalmakta ve kuyruk yağlarının çoğu zayi edilmektedir. Tüketiciler canlı koyun alırken küçük kuyruklu olanlarını tercih etmeye, kasaptan koyun eti alırken kuyruk yağı istememeye başlamışlardır. Bu nedenle kuyruk yağını azaltıcı melezleme çalışmalarına hız verilmeli, damızlık hayvan seçerken küçük kuyruklu olanlar seçilmelidir.

Yapağı verimi

Koyunlarımızın %90 gibi büyük bir kısmını yerli koyunlar teşkil ettiklerinden koyunlarımızın yapağı verimleri düşük olup, fert başı 1,5 kg. civarındadır. Elde edilen bu yapağıların büyük kısmı kalın ve kaba yapağılar olup, dokuma sanayinde kullanılamamaktadırlar. Bu yapağılar ancak halı, kilim ve keçe imalinde kullanılmakta ve yataklık olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sanayide kullanılan ince yapağılar gibi ihraç edilememekte ve iyi fiyata satılamamaktadır. Yapağı kalitesini artırmak için başlatılan merinoslaştırma çalışmalarına hız kazandırılmalıdır.

Temiz bir yapağıdan görünüm

Süt verimi

Koyun sütünden elde edilen yağ, yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri halkımız tarafından tercih edilmekte ve sevilerek yenilmektedir. Bu nedenle koyunların büyük bir kısmı sağılmaktadır. Ancak koyunlarda sağımın güçlüğü ve zaman alması iş gücü kaybına sebep olmakta, sağım daha çok aile işletmelerinde yapılmaktadır. İvesi ve sakız gibi yüksek süt verimli koyun ırklarımızın ıslah edilmesi gereklidir. Diğer koyun ırklarımızda da süt verimini artırıcı melezleme çalışmaları yapılmalıdır.

Deri verimi

Koyun derileri yeteri kadar değerlendirilememekte, mezbaha dışı kesilen hayvanların derileri dikkatsiz yüzüm nedeniyle yaralanmakta, yeterince tuzlanıp iyi muhafaza edilememekte ve zamanında işleme yerlerine ulaştırılamadığından zayi olmaktadır. Deri zayiatının önlenmesi için mezbahalarda kesim tercih edilmelidir.

Gübre verimi

Bir koyun yılda yaklaşık 700 kg. gübre çıkarır. Ancak koyunlar yılın büyük bir bölümünü merada geçirdiklerinden toplanan gübre fazla değildir. Kış mevsiminde ağılda kaldıkları sürece gübreleri toplanır, bu gübrenin çoğu ısınmak için yakılarak değerlendirilir. Zira bütün kış ağılın tabanında biriken, hayvanlarca çiğnenen, baharda çıkarılan ve "kerme" diye bilinen bu koyun gübresinin kalori değeri yüksektir. Oysa koyun gübresi özellikle bahçelerde ve parkların yeşillendirilmesinde aranan bir gübredir. Yakıt olarak değerlendirilmesi önlenmeli, doğal gübre olarak tarlalarda ve bahçelerde kullanılmalıdır.

Nasıl Bir Yetiştirme Yapmalıyız?

Yurdumuzda koyunculuk babadan oğula geçen bir yetiştirme şekli olarak devam etmektedir. Ancak son yıllarda koyun besiciliği yapanlar çoğalmaktadır. Koyun yetiştiricileri genel olarak 4 gruba ayrılırlar;
- Mera koyunculuğu yapanlar,
- Çiftlik koyunculuğu yapanlar,
- Koyun besiciliği yapanlar,
- Damızlık yetiştiriciliği yapanlar.

Koyunlar mera hayvanıdırlar ve koyunculuğumuzun %90'ı meraya dayalıdır. Kışın kar meraları kapamadıkça veya şiddetli yağmur ve fırtına olmadıkça koyunlar gıdalarını meradan temin ederler. Kârlı bir koyunculuk meralardan azami faydalanma ile olur. Sağlıklı bir yetiştirme için de meralar gereklidir. Ağılda kapalı ortamda ancak kısa süreli kasaplık koyun besisi yapılmalıdır. Meranın büyüklüğü, flora zenginliği ve kalitesi sürü büyüklüğünün tespitinde başrolü oynar. İyi meralarda kuzu besisi de yapılabilir.

Çiftlik koyunculuğunda sürüler küçüktür. Sürü büyüklüğü yem hammaddeleri ve kaba yem üretimi ile sınırlıdır. Koyunlar otlamayı nadas alanlarında ve anızlarda yaparlar. Yılın çoğu zamanında hayvanları yemlemek gereklidir.

Koyun besiciliği büyük ölçüde yem üretimine bağlı olduğundan yemin kolay temin edildiği ve ucuz olduğu bölgelerde yapılmaktadır. Besiciler mera koyunculuğu yapan işletmelerden satın aldıkları koyun ve kuzuları besiye alırlar, yemi ise genellikle kendi imkanlarıyla yapmaya çalışırlar.

Damızlık işletmeleri özel damızlık yetiştiren işletmelerdir. Ancak ülkemizde birçok koyun yetiştiricisi damızlıklarını kendileri yetiştirmektedirler. Koyun yetiştiricileri kendi şartlarına göre hangi yetiştirme sisteminin uygun olduğuna, buna göre hangi yetiştirme sistemini uygulayacağına kendisi karar vermelidir.

Koyun Yetiştirme Metodları

Koyun yetiştirmede 2 metot uygulanır; saf yetiştirme ve melezleme. Saf yetiştirme aynı ırkın geliştirilmesi ve ırk özelliklerinin artırılması için yapılır. Örneğin; iyi vasıflı akkaraman koyunlar çiftleştirilerek iyi vasıflı akkaraman döller elde edilir. Saf yetiştirmede ana-baba bir döller arasında çiftleştirme uzun süre devam ettirilirse kan yakınlığı doğar. Kan yakınlığının üstün vasıflı hayvanların döllerinin elde devamlı tutulması ve dışarıdan damızlık teminine ihtiyaç duyulmaması gibi avantajlarının yanında ileri derecede kan yakınlığında ölü ve sakat doğumların artması gibi mahsurları da vardır. Saf yetiştirmede kan yakınlığını önlemek için 4-5 yılda bir aynı ırktaki bir başka sürüden koçlar alınarak kan tazelemesi yapılmalıdır.

Melezleme iki ayrı ırkın çiftleştirilerek ya yeni bir ırk geliştirmek ya da üstün verimli ırkın özelliklerini düşük verimli ırka aktarmak suretiyle yapılır. Örneğin; merinos koçlar ile akkaraman koyunlar çiftleştirilerek melez yavrular elde edilir. Bu melez yavrular yeniden merinos koça verilerek merinosların et ve yapağı verimleri melez yavrulara aktarılmış olunur.

Sürü büyüklüğü

Yetiştiriciler mera kapasitesi, kaba ve kesif yem temini, ağıl kapasitesi, yetiştireceği koyunun ırkı ve çoban gibi faktörleri dikkate alarak elde tutacakları sürünün büyüklüğünü hesap etmelidirler.

Bir koyun sürüsü

Damızlık seçimi

Damızlık seçiminde şu hususları göz önünde bulundurmak gereklidir:

1. Damızlık seçerken tek bir verim yönünden değil, birden fazla verim yönünden seçim yapılmalıdır. Örneğin; sadece et verimi veya sadece yapağı verimi değil, et ve yapağı verimi yönünden üstün ırklar damızlık olarak seçilmelidir. Yani hayvanlar kombine verimli olmalıdırlar.

2. Seçilen damızlıklar bölgenin; iklim, mera, ağıl, bakım ve besleme şartlarına uygun olmalıdırlar veya bu şartlara uyacak özellikte olmalıdırlar.

3. Hayvanlar sağlıklı ve döl verme kabiliyetinde olmalıdırlar.

4. Damızlık seçiminde hayvanların yaşı da dikkate alınmalıdır. 6 aylıktan küçük hayvanlarda genel ırk özellikleri tam belli olmadığından 6 aylıktan küçük hayvanlar damızlık olarak seçilmemelidir. Koçların 5-6 yaşından, koyunların ise 7 yaşından sonra verim özellikleri azaldığından yaşlı hayvanlarda damızlık olarak seçilmemelidir.

5. Damızlıklar damızlık yetiştiren işletmelerden veya iyi damızlıklar kullandığı bilinen işletmelerden seçilmelidirler.

6. Damızlık seçilecek hayvanların koruyucu aşılamaları ve paraziter ilaçlamaları zamanında yapılmış olmalıdır.

Damızlık koç seçimi

Damızlık olarak seçilecek koçlarda erkeklik organları gelişmiş olmalı, koçlar tek testisli olmamalıdır. Koçlar kendi ırkının özelliklerini tam göstermelidir. Ayaklar yere düzgün basmalı, sağlıklı ve güçlü olmalıdırlar. Yapağı verimleri yüksek olmalı, yapağıda alacalıklar olmamalıdır. Koçların sperma muayeneleri yaptırılarak sperma özellikleri iyi olanlar seçilmelidir.

Damızlık koyun seçimi

Koyunlarda koçlar gibi ırk özelliklerini tam göstermelidirler. Hayvanlar sağlıklı olmalı ve sürüye uyum sağlamalıdırlar. Daha önce doğum yapmış koyunlar ve ikiz eşi olan koyunlar tercih edilmelidir.

Damızlık kuzu seçimi

Damızlık seçilecek kuzularda kemik yapısı gelişmeye müsait olmalı, kuyruk çok büyük ve sarkık olmamalı, yapağısı bir örnek olmalıdır. Cılız ve kavruk kalmış kuzular damızlık olarak seçilmemelidir.

İşletmede Yapılacak İşler

Bir koyunculuk işletmesinin kâr edebilmesi için belirli aylarda ve belirli mevsimlerde yapılması gereken işler vardır. Bu işler zamanında ve bilinçli olarak yapılmazsa ilerde telafisi çok zor durumlarla karşılaşılır ve işletme büyük zararlara uğrayabilir. İşlerin zamanında planlanmaması ve yapılmaması sonucu elde edeceğimiz ürünler azalır, kâr oranı düşer, hatta bir salgın hastalıkta bütün sürünün elden çıkması dahi söz konusu olabilir. Bu nedenle bu işleri zamanında planlamamız ve yapmamız gereklidir. Koyunculuk işletmelerinde yapılması gereken işleri şu şekilde sıralayabiliriz; koç katımı, doğum, kırkım, sağım, yem stoklanması, aşılama ve paraziter mücadele ve ağılların temizliği.

Koç katımı (Sıfat işleri)

Yurdumuzda bazı koyun ırkları bazı bölgelerde yılın bütün mevsimlerinde kızgınlık göstermelerine rağmen yerli koyunlarımız genel olarak ilkbaharda ve sonbaharda olmak üzere yılda 2 kez kızgınlık gösterirler. Ancak sonbahar kızgınlığı ilkbahar kızgınlığından daha etkindir. Zaten iklim, bakım ve besleme şartları da dikkate alınarak koç katımı genellikle sonbaharda yapılarak kuzuların ilkbaharda doğmaları tercih edilmektedir. Koyunlar ilk sıfata 1.5 yaşında verilirler. Sıfat mevsimi bölgesel farklılıklara göre değişmekle beraber genellikle Ekim-Kasım aylarıdır. Sıfat doğal aşım veya suni tohumlama yoluyla olur. Doğal aşımda koçlar serbest aşım yapıyorlarsa sürüde 25-30 baş koyun için 1 baş koç bulundurulur. Elde aşım yaptırılıyorsa 50-60 baş koyun için 1 baş koç yeterlidir. Suni tohumlama yapılıyorsa günlük alınan bir doz sperma 4-5 baş koyun için yeterlidir ki buna göre sürüdeki 150-200 baş koyun için bir baş koç yeterlidir. Elde sıfat veya suni tohumlama yaptırılıyorsa kızgınlığa gelen koyunlar iyi seçilmeli ve sıfat tarihi kaydedilmelidir. Koçlar günde ikiden fazla koyuna aşım yaptırılmamalıdır.

Koyunlarda kızgınlık 24 ila 36 saat sürer. Kızgınlık sabah saatlerinde fazladır. Öğlen saatlerinde azalır, akşam saatlerinde ise çok zayıf olur. Bu nedenle aşım, sabah saatlerinde yaptırılmalıdır. Gebe kalmayan koyunlar 17-18 gün sonra yeniden kızgınlık gösterirler ve yeniden koça verilmelidirler. Koç katımı 4-6 hafta arasında olmalıdır. Bu süre ne kadar kısaltılırsa doğacak kuzuların yaş farkları da o kadar azalır, kuzuların büyüklükleri birbirine yakın olur, beslenme güçlükleri azalır ve işçilik en aza iner.

Koyunlarda gebelik oranı ırklara göre değişmekle beraber genel olarak yüksektir (%80-90). Kültür ırkı koyunlarda ikizlik oranı yüksek olmasına karşın yerli ırk koyunlarımızda ikizlik oranı %10-15 kadardır. Döl verimini artırmak için iki yıl üst üste döl tutmayan koyunlar damızlıkta kullanılmamalı, sıfat döneminde mera dönüşü koyunlara ek yemleme yapılmalıdır. Koçlar sıfat süresince meraya gönderilmemeli, ağılda yemlenmelidir. Koçlara üzüm gibi enerjice zengin yemlerin verilmesi de döl verimini olumlu yönde etkiler.

Koyunlarda gebelik

Koyunlarda gebelik süresi 148-152 gün olup, ortalama 5 ay kabul edilir. Gebelik süresince ve özellikle gebeliğin 4 ve 5. aylarında koyunlara iyi kaliteli kuru ot, kuru yonca ve saman gibi kaba yemlerle iyi kaliteli kesif yem verilmelidir. Gebelik döneminde hayvanları nakletmek, altı ıslak ve üstü akan ağıllarda barındırmak, donmuş, küflü ve bozulmuş gıdalarla beslemek, aç bırakmak veya yeterli yem vermemek, çok soğuk suları içirmek, vurma, çarpma ve sıkışma gibi kazalara uğratmak ve bazı hastalıklar yavru atmalara sebep olur.

Doğum ve doğum sonrası dönem

Doğum yapacak koyunlar ayrı doğum bölmelerine alınmalıdırlar. Doğum bölmeleri sıcak, aydınlık, geniş, temiz ve kuru olmalı, hava cereyanı olmamalıdır. Koyunlar doğumu çok kolay yaparlar. Doğum sancıları başladıktan sonra 1-2 saat içinde doğum gerçekleşir. Doğum başladığında kuzunun önce ön ayakları, sonra başı daha sonra da bütün vücudu çıkar. Koyunlarda doğuma müdahale ancak yavrunun ayağının katlanması, başın karın boşluğuna düşmesi gibi anormal durumlarda yapılır.

Doğumdan sonra analar kuzularını yalayarak kuruturlar. Ancak yavrusunu almayan koyunların kuzularının ağız ve burunları temizlenerek ve üzerlerine bir miktar tuz serpilerek anaları tarafından yalanmaları sağlanmalıdır. Buna rağmen anaları kuzuları ile ilgilenmiyorsa kuzular iyice silinerek veya saç kurutma makinası kullanılarak iyice kurutulmalıdırlar. Doğuran koyunların yavru zarları 1-2 saat içinde atılır. Atılan bu zarlar hemen dışarı alınmalı ve mümkünse gömülmelidir. Zira koyunlar da diğer hayvanlar gibi yavru zarlarını yiyebilirler. Doğuran koyunlara 2-3 gün yem çorbaları, kepek çorbaları veya yumuşak kuru otlar verilmelidir.

Bir koyun ve kuzusu

Doğumdan sonra kuzular analarından süt emmeye alıştırılmalıdırlar. Anası sütsüz veya ölmüş olan kuzular, kuzusu ölmüş veya fazla sütlü koyunlara emiştirilerek onlara alıştırılmalıdırlar. Doğan bütün kuzulara mutlaka ağız sütü (kolostrum) içirilmelidir. Kuzuların önlerine 6-7 günlük olduktan sonra iyi kaliteli kuru yonca ve kuzu yemi konularak yemeye de alıştırılmalıdırlar. Kuzular 80-90 gün süreyle analarını emerler. Doğan kuzular bir doğum defterine kaydedilerek kulaklarına numara takılmalıdır. Bu numara ile hem kuzunun anasını bulmak hem de gelişimini takip etmek kolay olur.

Kış bakımı ve beslenmesi

Koyunlar kışın ağılda barındırılırlar. Ağıllar aydınlık ve havadar olmalıdır. Ağılda her koyun için ortalama 1.5 m² yer hesaplanmalıdır. Ağılların ısısı kışın 8°C' den az, yazın 15°C'den çok olmamalıdır. Ağılda bulunan yemlikler fenni olmalı ve kolayca temizlenebilmelidir. Mümkünse yemlikler duvarlarda ve sabit olmalıdır. Yemliklere kesif yem ve otlar rahatça konulabilmeli ve artıklar kolayca temizlenebilmelidir. Ağılların duvarları her yıl badana edilmeli, tabanı da her yıl temizlenmelidir. Ağıllarda ilkbaharda ve sonbaharda bit, pire, kene ve diğer haşaratlara karşı ilaçlama yapılmalıdır. Ağılların çatısı akmamalı ve tabanı su çekmemelidir.

Kışın koyunlara kaba yem olarak kuru ot, kuru yonca, yulaf samanı, arpa samanı ve buğday samanı verilebilir. Kesif yem olarak; arpa kırması, buğday kırması, yulaf kırması, mısır, çeşitli değirmen artıkları, çeşitli küspeler ve fenni yem verilebilir. Hayvan başına verilecek günlük yem miktarları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Bu miktarlar günde iki öğüne bölünerek verilmelidir.

Koyunlara verilecek günlük yem miktarları

Gebe hayvanlarda yem miktarlarını biraz artırmak gereklidir. Hayvanlara verilen yemler bozulmuş ve küflenmiş olmamalıdır. Yemler her gün aynı saatlerde verilmeli, yem saati mümkün olduğunca değiştirilmemelidir. Yem vermeden önce artık yemler alınmalı ve yemlikler temizlenmelidir. Hayvanlar büyüklüklerine göre gruplara ayrılarak yemlenmelidirler. Kış döneminde koyunlar günde iki kez de sulanmalıdır. Hayvanların önünde kaya tuzu veya yalama taşları da bulundurulmalıdır. Bunlar sağlanamıyorsa haftada en az bir kez tuz verilmelidir.

Yaz bakımı ve beslenmesi

Koyunlar ağıldaki kış beslemesinden, meraya yaz beslemesine geçerken ani yem değişikliği yapılmamalıdır. İlkbaharda kuru yemden yaş yeme geçerken, sonbaharda yaş yemden kuru yeme geçerken geçişler yavaş yavaş yapılmalı, yemin biri azaltılırken diğeri çoğaltılarak en az bir haftalık sürede geçiş yapılmalıdır. Bu geçişin kontrollü yapılamadığı mera dönemi olan anız zamanında hayvanlar mutlaka kılçık ya da başak aşısı da denilen enterotoksemi aşısı ile aşılanmalıdır.

Yazın hayvanlar merada otlatılmalıdır. İlkbaharda hayvanları kırağılı günlerde meraya çıkarmamalı veya kırağının kalkması beklenilmelidir. Serin günlerde hayvanlara bir miktar kuru ot verildikten sonra meraya çıkarmak daha iyi olur. Çok sıcak havalarda ise özellikle öğlen saatlerinde koyunlar gölgeliklerde dinlendirilmelidir. Zaten koyunlar sıcak saatlerde yayılmazlar.

Koyunlar cüsselerine, yedikleri yemin miktarına ve cinsine, mevsimlere ve hava sıcaklığına bağlı olarak günde 2-5 litre su içerler. Bu su günde en az 2 defada verilmelidir. Hayvanlara verilecek su, temiz kaynak suyu veya çeşme suyu olmalıdır. Sulama yalaklarda yapılıyorsa yalaklar sık sık yıkanarak yosun tutması önlenmelidir. Hayvanları durgun gölet veya bataklık sularında sulamak paraziter hastalıkların bulaşmasına ve yayılmasına sebep olur.

Koyunların gündüz dinlendikleri gölgeliklerine ve gece barındıkları ağıllarına kaya tuzları veya yalama taşları konularak tuz ihtiyaçları karşılanmalıdır. Koyunlar meralardaki her türlü otları yerler. Ancak zehirli otları ayırt etme içgüdüleri vardır.

Yemin depolanması

Kış mevsiminin uzunluğuna ve hayvan sayısına göre stoklanacak yem miktarları hesap edilmeli ve buna %10'luk bir zayiatta ilave edilerek yem stoku yapılmalıdır. Özellikle kaba yem mutlaka sonbaharda stoklanmalıdır. Zira kışın kaba yem bulmak ve nakletmek oldukça güçleşir.

100 başlık anaç koyunu, 10 başlık koçu, 40 başlık toklusu ve 80 baş doğacak kuzusu olan bir işletmenin stoklayacağı kaba ve kesif yem miktarlarını birlikte hesaplayalım. Hayvanların 150 gün ağılda beslendiğini ve doğacak kuzuların ise 120 gün yem yiyeceğini düşünelim.

Kaba yem olarak;

Koyunlar için: 1250 g x 150 gün x 100 baş = 18.750 kg
Koçlar için : 1500 g x 150 gün x 10 baş   = 2.250 kg
Toklular için: 1000 g x 150 gün x 40 baş   = 6.000 kg
Kuzular için: 500 g x 120 gün x 80 baş     = 4.800 kg
Toplam : 31.800 kg

%10 zayiatla beraber 35.000 kg hesap edilmelidir. Bu kaba yem kuru ot, kuru yonca veya saman olabilir.

Kesif yem olarak;

Koyunlar için: 800 g x 150 gün x 100 baş  = 12.000 kg
Koçlar için : 1000 g x 150 gün x 10 baş  = 1.500 kg
Toklular için: 500 g x 150 gün x 40 baş    = 3.000 kg
Kuzular için: 400 g x 120 gün x 80 baş    = 3.840 kg
Toplam : 20.340 kg

%10 zayiatla beraber 22.500 kg hesap edilmelidir. Bu kesif yem arpa kırma, buğday kırma veya hazır yem olabilir.

Kırkım

Yurdumuzda koyunlar genellikle Mayıs-Haziran ayı içerisinde kırkılırlar. Kırkımın başlama zamanı yün yağının erimeye ve yapağının kabarmaya başladığı zamandır. Kırkılacak hayvanlar bir gün önceden aç bırakılmalıdır. Kırkım yeri aydınlık, temiz ve geniş olmalı, rüzgar almamalıdır. Kırkıma önce koçlardan başlanmalıdır, sonra toklular ve kuzular kırkılır. En sonra da doğum yapmış koyunlar bırakılır. Kırkılan yapağılar koç, koyun, toklu ve kuzu yapağıları olmak üzere ayrı ayrı çuvallara konulmalıdır. Yapağılar rutubetsiz, aydınlık ve havadar depolarda muhafaza edilmelidir. Yapağı konulan depolarda fare ve güve mücadelesi de yapılmalıdır.

Koyun kırkımı

Kırkım zamanında yapılmazsa yapağılar önce kabarır, sonra dökülmeye başlar ve bir süre sonra vücut çırılçıplak kalır. Yapağı dökülmesi çeşitli sebeplerden meydana gelebilir. Bu sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz;
- Kırkımın zamanında yapılmaması sonucu dökülmeler,
- Açlıktan ileri gelen dökülmeler,
- Fazla beslemeden ileri gelen dökülmeler
- Zehirlenmelerden ileri gelen dökülmeler,
- Bazı gıda maddelerinden ileri gelen dökülmeler,
- İç ve dış parazitlerden ileri gelen dökülmeler,
- İç hastalıklardan ileri gelen dökülmeler,
- Dış etkenlerden ileri gelen dökülmeler.

Sağım

Koyunlarda sağım kuzular sütten kesildikten sonra başlar ve 3 ila 5 ay devam eder. Koyunlar sabah erken ve öğleden sonra olmak üzere günde iki defa sağılabilirler. İyi bir sağımcı 1-2 dakika içinde bir koyunu sağabilir. Koyunun meraya çabuk çıkması için sağımın çabuk bitirilmesi gerekir. Koyunlar bir kişi tarafından tutulursa sağım işi hızlandırılır. Koyunlarda sağım makinesi ile de sağım yapılmaktadır. Büyük sürülerde makinalı sağım tercih edilmelidir.

Aşılama ve ilaçlama

Koyunculukta hayatın belirli dönemlerinde yapılan aşılamalar yanında yılda bir veya iki defa yapılan aşılamalar da vardır. Koyunlarda başlıca şu aşılamalar yapılmalıdır.

Ektima aşısı: Aşı doğumu takiben bütün kuzulara yapılır ve hayat boyu bağışıklık verir.

Brucella aşısı: Bulaşıcı yavru atma aşısı olarak da bilinir. Aşı 3-8 aylık bütün kuzulara yapılır ve hayat boyu bağışıklık verir.

Çiçek aşısı: Yılda bir defa ve sıfat öncesi yapılır.

Antraks aşısı: Dalak aşısı olarak bilinir. Yılda bir defa ve ilkbaharda yapılır.

Şap aşısı: Tabak aşısı olarak bilinir. Yılda iki defa ilkbaharda ve sonbaharda yapılır.

Enterotoksemi aşısı: Kılçık aşısı olarak bilinir. Yılda iki defa 21 gün ara ile anız döneminde yapılır.

Aşıların yeterli bağışıklığı sağlaması için aşılamaların en az 10-14 günlük aralıklarla yapılması gereklidir. Sürüdeki çoban köpekleri de her yıl kuduz aşısı ile aşılanmalıdır.

Paraziter ilaçlama ise yılın muhtelif zamanlarında yapılır. İç parazitlere karşı yılda 2 defa ilkbaharda ve sonbaharda ilaçlama yapılmalıdır. Dış parazitlere karşı ilkbahar, yaz ve sonbaharda olmak üzere yılda en az 3 defa ilaçlama yapılmalıdır. Dış parazit ilaçlaması koyunlar banyo yaptırılarak uygulanabilir. İç ve dış parazitlere karşı enjeksiyon tarzında uygulanan ilaçlar daha az masraflı ve daha pratiktir. Bu ilaçlarla ilkbahar ve sonbaharda tek emekle iç ve dış parazitlere karşı hayvanların ilaçlaması tamamlanmış olur.

Ağılların temizliği

Koyunlar kışın ağıllarda barındırılır. Kış süresince ağılların tabanında biriken gübreler her yıl temizlenmelidir. Hayvanlar ilkbaharda meraya çıktıklarında ağıllardaki gübreler iyice kurumadan ağıllardan çıkarılmalı, taban, tavan ve duvarlar süpürülerek temizlenmeli ve ağıllarda da paraziter mücadele yapılmalıdır. Yaz döneminde koyunlar ağıllara alınmazlar ve açık avlularda yatırılırlar. Hayvanların yattıkları avlular sık sık süpürülerek buralarda gübre birikmesi önlenir. Avlularda belirli aralıklarla ilaçlanarak bit, pire, kene ve sinek gibi haşerelerle mücadele edilir. Hayvanlarda dış parazitlere karşı ilaçlamanın yapıldığı gün mutlaka ağıl ve avlular da ilaçlanmalıdır. Sonbaharda hayvanlar ağıla alınmadan önce ağılların tavan, taban ve duvarları yine süpürülerek temizlenmelidir.