O-Ö harfleri ile başlayan terimler - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

O-Ö harfleri ile başlayan terimler

O


Obezite: Şişmanlık.

Obliterasyon: Vücuttaki boşlukların tıkanması.

Observasyon: Müşahade.

Obsesyon: Daimi endişe, fikri sabit, nöroz.

Obstetri: Doğum bilgisi.

Obstrüksiyon: Tıkanma, engel.

Ocellus: Bazı omurgasızlarda ve diğer basit yapılı organizmalarda görülen, mercek de taşıyabilen basit göz, nokta göz.

Odun boruları: Bitkilerde çeşitli hücre tiplerinden oluşan, su iletimi ve destek görevini yapan doku. Ksilem.

Odiogram: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.

Odontoid: Diş şeklinde.

Oftalmik: Göze ait.

Oftalmoloji: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.

Oftalmolojist: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.

Oftalmopleji: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.

Oftalmoskop: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.

Oftalmoskopi: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.

Oftalmotonometri: Göz içi basıncın ölçülmesi.

Okkult: Gizli, kapalı.

Oklude: Kapalı, tıkalı.

Oksiput: Başın arka kısmı.

Okulomotoryus: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.

Oküler: Göze ait.

Oksidasyon (Yükseltgenme): Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.

Oksin: Bitkide büyüme, gelişme hormonu.

Oksotrof: Ana ve babanın genlerinde bulunmasına karşın kendi büyümesi için gerekli molekülü sentezleyemeyen mutant mikroorganizma.

Olekranon: Dirsekteki çıkıntı.

Olfaktoryus: Koku siniri.

Oligo: Geri, küçük.

Oligodendroglioma: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.

Oligospermi: Menide spermatozoitlerin normalden az oluşu.

Oligüri: İdrarın normalden az çıkartılması.

Omentum: Karın içerisinde, bağırsakları örten oluşum.

Omurilik: Omurga içerisinden geçen sinirsel doku.

Omnivor: Hem bitkisel hem de hayvansal besinler ile beslenebilen canlılar.

Onanizm: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.

Onkoloji: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.

Opak: Donuk, şeffaf olmayan.

Operabl: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan.

Operasyon: Cerrahi müdahale, ameliyat.

Opiat: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.

Opistotonus: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali.

Osteofit: Kemiklerde patolojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.

Osteogenesis: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.

Osteogenesis imperfekta: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karakterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.

Osteoid: Kemik gibi, kemiğimsi.

Osteojenik: Kemik yapıcı.

Osteoliz: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.

Osteomalasi: Kemiklerin yumuşaması ile karakterize bir hastalık.

Osteomiyelit: Kemik iltihabı.

Osteoplasti: Kusurlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.

Oogami: Genellikle büyük hareketsiz dişi gamet ile küçük ve hareketli erkek gametin birleşmesi.

Oogenez: yumurtanın meydana gelmesi olayı.

Oosfer: Yumurta hücresi, dişi gamet.

Oosit: Dişi eşey organında eşey hücrelerinin oluşması sırasında oogonyumdan değişen ve iki mayoz bölünmesi geçirecek olan dayanıklı yapıdaki yumurta hücresi.

Oospor: Oomiset mantarlarda, alglerde ve protozoonlarda döllenmiş oosferde gelişen kalın duvarlı zigot.

Operatör gen: Bakteri yada virüs genomunda repressör (baskılayıcı) proteini bağlayan ve yanındaki genin transkripsiyonunu kontrol eden gen.

Organel: Hücrenin içerisinde bulunan ve her biri farklı görevlerden sorumlu olan, daha küçük alt birimler. Çekirdek, mitokondri ve kloroplastlar gibi.

Organik madde: Doğal olarak bulunmayıp canlı organizmalar tarafından sentezlenen maddeler.

Organogenez: Embriyo tabakalarından organların meydana gelmesi.

Osein: Kemik dokunun ara maddesi.

Osteosit: Kemik dokuyu oluşturan kemik hücreleri.

Osmoregülasyon: Bazı sucul organizmaların, vücutlarının osmotik basıncını, yaşadıkları ortamın osmotik basıncına bağlı olmadan ayarlamaları.

Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.

Ototrof: Işık enerjisi veya kimyasal enerji kullanarak, inorganik maddelerden kendi organik besinini üretebilen canlılar (kendibeslek).

Otolit: Kulak taşı.

Ovaryum: Dişi eşey organı, yumurtalık.

Ovidukt: Yumurtaları, yumurtalıktan dışarı taşıyan kanal, yumurta kanalı.

Ovipar: Yumurtasını vücut dışına bırakarak çoğalan.

Ovipozitor: Yumurtaları yerleştirmeye yarayan yapı, yumurtlama borusu.

Ovovivipar: Bir plasenta oluşumuyla anne-yavru arasında bağlantı olmaksızın, yumurtası vücut içinde gelişen ve yavruyu yumurtadan çıktıktan sonra vücut dışına bırakan, yalancı doğum yapan.

Ovoblast: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.

Ovülasyon: Dişilerde yumurtalıklardan ovumun (yumurtanın) atılmasıdır.

Ovül: Tohumlu bitkilerde, döllenmeden sonra tohumu meydana getiren yapı.

Ödem: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.

Östaki borusu: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeleyen yola verilen isimdir.

Östrojen: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlayan hormondur.

Ökaryot: Zar ile çevrili gerçek organelleri bulunan hücrelerdir.

Ötenazi: Ölüm hakkı.

Özümleme: Canlı organizmanın, dışarıdan aldığı besin maddelerini parçalayıp yeniden kendine özgü maddelere dönüştürmesi.

Özefagus: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.

Özüt: Bir doku örneğinin parçalanmış hali.