Rift Vadisi Humması - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

Rift Vadisi Humması


Rift Vadisi Humması, Bunyaviridae ailesinden Phlebovirus cinsinin bir üyesi tarafından oluşturulan, hayvan ve insanların insektler ile bulaşan akut veya perakut bir hastalığıdır. 1955'te Uganda'da izole edilen Lunyo virüs ve 1969'da Merkezi Afrika Cumhuriyetinde izole edilen Zinga virüs, RVH virüsün'nden ayırt edilemez. Virüsün suşları ancak virulens açısından birbirlerinden ayrılırlar.

Bir epideminin geliştiğini gösteren ilk belirti, sıklıkla koyun abortlarıdır. İndeks ve sporadik vakalar genellikle yanlış teşhis edilmektedir. Hayvanlarda hastalık bulguları spesifik değildir ve bu Rift Vadisi Humması (RVH)'nın bireysel vakalarının tanınmasını güçleştirir. Çok sayıda abort olaylarının, ruminantlarda ve insanlarda hastalığın simültane bir şekilde görülmesi, RVH'nın karakteristiğidir.

Hastalık klinik olarak koyun, keçi, sığır, evcil Asya bufaloları, develer ve insanlarda gözlenmiştir. Vahşi antilopların hastalığa duyarlılıkları tam olarak anlaşılamamıştır ancak en azından bazı türlerde abort ve mortalite görüldüğü sanılmaktadır Bazı koyun ve keçi ırklarının hastalığa göreceli olarak dirençli oldukları görülmektedir.

RVF salgınları, sivrisinek vektörlerin artışını kolaylaştıran, genellikle ağır uzun süren ve sıklıkla mevsimsiz yağan yağmurlar olduğunda ortaya çıkar. Doğu ve Güney Afrika’daki çoğu epidemiler 5-20 yıllık sikluslarla meydana gelir, ancak, Doğu Afrika’nın yarı-kurak kuru bölgelerinde oluşum sıklığı 15 ila 30 yıldır.

Hastalığın Dünyada Dağılımı

Rift Vadisi Humması ilk olarak bu yüzyılın başında Kenya'nın Rift Vadisi'nde tanımlanmıştır ancak etken, 1930'a kadar izole edilememiştir. Hastalık ilk olarak 1950'de Güney Afrika'da görülmüştür. Epidemilerin çoğu Doğu ve Güney Afrika'da meydana gelmiştir ve 1977'ye kadar hastalığın gidebildiği en kuzeyin Sudan olduğu biliniyordu. 1977 ve 1978 yılları sırasında Mısır vadisinde ve Nil deltasında büyük bir epidemi meydana geldi. 1987 yılında Senegal ve Mauritania'da Senegal Nehir Tabanını ağır bir epidemiyle etkiledi ve 1993'de tekrar Mısır'da görüldü. Mısır'daki epidemiler etkenin Afrika kıtasının dışında dünyanın diğer bölgelerine de yayılma potansiyeli olduğunu göstermiştir.

Klinik Bulgular

İnsanlarda

İnsanda komplike olmamış RVH, kendini akut grip benzeri bir hastalıkla gösterir. Başlıca belirtiler geçici ateş, titreme, baş ağrısı, ağır kas ve eklem ağrısı, ışıktan korkma ve iştahsızlıktır. Bazen peteşiyel kızarıklılar, mide bulantısı, kusma ve epistaksis tabloya eşlik eder. Hastalığın seyri 4-7 gün arası olup 2 haftada tam olarak şifa ile sonuçlanır. En sık görülen komplikasyon, çoğunlukla bilateral olan ve primer ateşli hastalığın görülmesinden 1-3 hafta sonra şekillenen retinitistir. Etkilenen şahısların yaklaşık %50'sinde daimi merkezi görüş kaybı meydana gelir. Unilateral (tek taraflı) veya bilateral (iki taraflı) daimi körlük şekillenebilir. Diğer ve çoğunlukla ölümcül olan diğer komplikasyonlar Batı Afrika ve Mısır'da daha belirgindir. İkinci ateşli safhada ensefalitisin görüldüğü bifazik (iki aşamalı) ateşli tablo görülür. Hastalarda konfüzyon, halüsinasyon, baş dönmesi ve koreiform hareketler görülür ve bu bazen hastayı komaya sokabilir. Vaka mortalite oranı genellikle düşüktür ancak tam olarak iyileşme uzayabilir ve uzun dönem nörolojik komplikasyonlar bildirilmiştir. Hemorajik diatez'in eşlik ettiği hepatitis, hastalığın göreceli olarak yeni bir formudur ve ilk olarak 1975'te Güney Afrika'da tanımlanmıştır. Bu formda 2-4 gün süreli akut ateşli bir hastalık tablosunu takiben mukozalarda ve derialtı dokularda yaygın kanamalar ve sarılık görülmektedir. İğne ile delinen yerlerden, dişetlerinden ve burundan kanama olmaktadır ve kanlı ishal (melaene) ve kanlı kusma (hematemesis) görülebilir. Ölüm genellikle diğer bir 3-6 gün içinde meydana gelir ve az sayıda hastada uzun süren bir nekahet döneminin ardından tam olarak iyileşme görülebilir.

Hayvanlarda

İnfeksiyon sıklıkla hafif ve subkliniktir ve ağır vakalar daha az görülür. Hepsi olmasa da çoğu infekte gebe koyun, keçi, sığır (çoğunlukla evcil Asya bufaloları) ve develer gebeliğin herhangi bir devresinde etkilenmiş ve genellikle otoliz olmuş fetusu atarlar. En ağır reaksiyonlar, infeksiyonun ilk birkaç saati içinde ölen ya da nadiren 36 saatten fazla yaşayan yeni doğmuş kuzu ve oğlaklarda görülür. Başlangıç yüksek bir ateşle belirgin olup, ateş ölümden önce ani olarak düşüş gösterir. Bir haftalık yaşın altında olan hayvanlarda mortalite %90 veya daha fazlaya ulaşır.

Daha yaşlı kuzu ve oğlaklar ve yetişkin koyun ve keçiler belirsiz, perakut veya akut hastalık geliştirebilirler. Perakut hastalıkta ölüm belirgin belirtilerin gelişiminden önce görülebilir. Akut hastalık 1-3 gün süren yüksek ateş, iştahsızlık, zayıflık ve hızlı soluma ile karakterizedir. Bazı hayvanlar rumen içeriğini geviş getirir ve kanlı burun akıntısı ve kanlı ishal tablosu gösterirler. Sarılık belirgin olabilir. Ölüm, hastalığın başlamasından yaklaşık 3 gün içinde görülür. Mortalite oranı bir haftalık kuzularda düşüktür fakat %50 veya daha fazlaya ulaşabilir

Hastalık buzağılarda kuzulardakini andırır (temelde ateş, halsizlik, iştahsızlık, kanlı olabilen ishal) ancak sarılık daha sık görülür. Ölüm 2. günden 8. güne kadar meydana gelebilir ve mortalite oranı genellikle %20 civarında olup düşüktür.

Yetişkin sığırlar sık olmaksızın hastalığın klinik belirtilerini gösterirler ancak bazıları iştahsızlık, lakrimasyon, hipersalivasyon, burun akıntısı, sütün kesilmesi ve kanlı olabilen ishal, 2-3 gün süren ateşle karakterize akut hastalık tablosu geliştirebilirler. Sıklıkla, bu türlerde abort sadece tek belirtidir. Mortalite oranı %10'u genellikle geçmez ancak daha yüksek olabilir. Belirgin bir sarılıkla 10-20 gün gibi uzun süreli bir infeksiyon Sudan'da bildirilmiştir.

RVH virusuna karşı antikorlar develerde saptanmıştır ve RVH virusu bu hayvanlardan epidemiler süresince izole edilmiştir. Ölüm ve abortlar hemen hemen kesinlikle görülmektedir ancak bu türlerde çok fazla çalışılma yapılmamıştır. Antikor surveyleri ve deneysel infeksiyon çalışmaları vahşi ruminantların pek çok türünün (Afrika bufaloları, sayısız antilop türleri) infeksiyonu taşıdığını ortaya koymuştur ancak bu infeksiyonun sonuçları henüz açık olarak bildirilmemiştir. Epidemiler sırasında en azından bazı vahşi türlerde gerek mortalite ve gerekse abortların görülmesi kuvvetle muhtemeldir.

Patolojik Bulgular

Rift Vadisi Humması'nın patogenesi virüsün giriş noktasından vücuda ve beyin, karaciğer dalak gibi kritik organlara ilk replikasyon yerlerine yayılması ile sonuçlanır. Bunlar virüs tarafından oluşturulan direkt zararlar ya da immunopatolojikal mekanizmalar ile şekillenir.

Sürüde iyi huylu infeksiyonlarda bile, infeksiyonun ilk 3-4 günü süresince pik yapmış ateş ve vireminin eşlik ettiği belirgin bir lökopeni vardır. Aynı zamanda karaciğer hasarının bir göstergesi olan bazı enzim konsantrasyonlarının serumda bariz bir şekilde arttığı gözlenir.


En ağır lezyonlar aborte olmuş koyun fetuslarında ve yeni doğmuş kuzularda bulunur. Karaciğer genellikle büyümüş, yumuşak ve kırılgandır ve rengi sarı-kahverenginden koyu kızıl kahveye değişmektedir. Düzensiz konjeste alanlar ve değişik büyüklükte hemorajiler genellikle karaciğer içinde solgun odaklarla birlikte mevcuttur. Kısa sürede ölüm şekillendiğinden, sarılık sadece az bir kısım kuzuda görülür. Daha yaşlı koyunlarda hepatik lezyonlar genellikle çok ağır değildir ancak sarılık daha belirgin olabilir. Geniş hemorajilerle birlikte hücre nekrozunun solgun alanları birlikte, karaciğere benekli bir görünüm vermektedir. Safra kesesinin ödem ve hemorajisi yaygındır ve safra kanlı olabilir. Yeni doğmuş kuzularda abomasum mukazasında peteşiyel ve ekimotik kanamalar bulunur ve kısmen sindirilmiş kanın varlığından dolayı sıklıkla koyu kahverengidir. İnce bağırsakların içeriği aynı olabilir. Çoğu yetişkin koyunda abomasum katlarında ödem ve hemoraji, ve bazen bağırsak lumeninde taze kan bulunur.

Abort edilmiş fetuslar, buzağılar ve daha yaşlı sığırlar temelde koyun fetusları, kuzular ve daha yaşlı koyunlarda görülen lezyonlarınkine benzer lezyonlar gösterirler. Tüm hayvanlarda periferal ve visseral lenf yumruları büyümüştür, ödemlidir ve peteşiyel kanamaları içerebilir ve çoğunda, dalak kapsülündeki hemorajilerle genişlemiştir. Değişik derecelerdeki hepatik nekroz, tüm hayvanlarda en çarpıcı mikroskopik lezyondur. Çoğu hayvanda akciğer konjesyonu, ödemi, hemorajisi ve amfizemi vardır.

Laboratuvar Tanısı

Klinik tanı aşağıda belirtilen bir takım testler ile teyit edilir; Bunlar;

✓ Karaciğerin formalin ile fikse edilmiş kesitlerinde yapılan histopatoloji; lezyonlar belirgindir ancak viral antijenin immunoperoksidaz ile boyanması spesifiteyi artırır.

✓ Hücre kültüründe veya süt emen fare veya hamsterlerin intraperitoneal veya intraserebral olarak inokule edilmeleri ile yapılan virus izolasyonu; immunofloresans veya immunoperoksidaz boyama ile doğrulanır.

✓ Viral antijenin, donmuş kesitlerin immunofloresans veya immunoperoksidaz boyaması ile saptanması; immunodifüzyon, komplement fiksasyon ve elisa yöntemleri.

✓ Viral RNA’nın revers transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile saptanması.

✓ Virus nötralizasyon ve ELISA ile antikorların saptanması (non-spesifik olan hemaglütinasyon inhibisyon ile değil).

Bunlar başlıca, bir epideminin boyutlarını geriye dönük olarak saptamada kullanılırlar. Tanısal doğrulama için, son zamanlarda olmuş veya sürmekte olan bir infeksiyon, mevcut olan bağışıklıktan ayırt edilmelidir. Akut faz sırasında ve tekrar 2-3 hafta sonra alınan çift serum örneği son zamanlarda olmuş bir infeksiyonu kanıtlar. IgM-capture ELISA, son zamanlarda olmuş bir infeksiyonun tanısını tek bir serum örneğinde ortaya koyar.

Gereken örnekler, tercihen ateşin yükseldiği evrede alınmış heparinlenmiş ve pıhtı oluşmuş çevresel kan, kalp kanı, doku örnekleri (karaciğer, dalak ve lenf yumruları) ve serumdur. Abort edilmiş fetüsten alınacak örnekler beyni de içermelidir. Örneklerin laboratuvara ulaşmasında bir gecikme tahmin ediliyorsa veya örnekler çevre ısısında nakil olacaklarsa, doku örnekleri gliserol-fizyolojik tuzlu su solüsyonunda (50:50) korunabilirler.

Ayırıcı Tanı

Wesselbron hastalığı, RVH gibi aynı iklimsel koşullarda meydana gelmeye eğilim gösterir. Her iki hastalıkta da kuzu, oğlak ve danalarda mortalite ve koyunlarda abort şekillendirirler, ancak RVH daha yüksek mortalite ve abort oranları ile karakterizedir. Wesselbron hastalığı yetişkin hayvanlarda genellikle belirsizdir ve infeksiyonun Sub-Sahara Afrika’nın çoğunda bulunduğuna rağmen kanıtların bulunmasına rağmen, hastalık Güney Afrika’ya sınırlıdır. Zehirli bitkilerle intoksikasyon karaciğer lezyonları, hemorajiler ve sarılık ile karakterize mortaliteye sebep olarak, bakteriyel septisemiler (pasteurellosis, salmonellosis, anthraks vb.) gibi RVH’yi yüzeysel olarak andırırlar. Aşırı yağışın ve nemliliğin oluşumunu indüklediği leptospirosis (L. grippotyphosa, L. icterohemorrhagiae ve diğer serovarlar) RVH’nın çoğu klinik belirtisini taklit edebilir.

Bir RVH epidemisini oluşturacak koşulların (ağır ve sele yol açan uzun dönemli yağışlar) eş zamanlı olarak diğer önemli epidemilerin oluşumu için de uygun olduğu hatırda tutulmalıdır. Kırsal bölgelerde, insanların ve sürülerinin sel olan bölgeden uzaklaşıp daha yüksek bölgelere göç etmeleri, şap hastalığı, bulaşıcı sığır pleuropnömonisi, bulaşıcı keçi pleurapnömonisi, keçi çiçeği ve morbillivirus infeksiyonları (sığır vebası ve PPr) gibi diğer hastalık ajanlarının da bulaşmasını kolaylaştırır. Yağmuru takiben, kene popülasyonlarının artmasından önce bir durgunluk dönemi vardır, bu da kene kökenli epidemileri oluşturur. Vektör çoğalmasının oluşumlarını kolaylaştırdığı ephemeral fever ve lumpy skin hastalığı da keza bu dönemde ortaya çıkarlar. Mavidil ve epizootik hemorajik hastalığı gibi Orbivirus infeksiyonları insidensi keza artırırlar, ancak mavidil hastalığı sadece ithal edilen koyunlarda ve bunların melezlerinde (wool ve dorper koyunları) klinik olarak görülür.

Bağışıklık ve Aşılama

Hayvanlar olgunlaştıkça Rift Vadisi Humması'na gösterdikleri duyarlılık azalmaktadır. Doğal bağışıklık ırklar arasında değişiklik gösterir ve bazı koyun ve keçi ırklarının göreceli olarak dirençli oldukları görülür. Sürü bağışık seviyeleri epidemilerden sonra yüksektir. Bağışıklığın yaşam boyu sürdüğü görülmektedir. Bağışık analar kolostrum ile yavrularına bağışıklığı naklederler ve bu kuzularda 5 aya kadar belirli ölçüde bir koruma sağlar.

Aşılar

RVH virusunun fareye adapte Smithburn suşu canlı aşı üretiminde kullanılmaktadır. Aşılar son derece immunojeniktir ve tek bir inokulasyondan sonra 7 gün içinde muhtemelen yaşam boyu süren sağlam bir bağışıklık şekillendirmektedir. Ancak sığırlar bu aşıyla tam olarak korunamayabilirler. Bol miktarda aşı kolayca ve az masrafla üretilebilir. Ancak, virüs sadece kısmen atenüye olmuştur, aborta ve fetal zarara yol açabilir. Virüsün aynı zamanda hayvanlar arasında sivrisinekler aracılığı ile bulaşabileceği ve virulent forma dönüşebileceği her zaman imkan dahilindedir. Bu sebeple, virüsün varlığının kanıtlanmamış olduğu ülkelerde bu gibi aşıların kullanımı tavsiye edilmez.

İnfekte bölge içindeki sürülerde tüm ruminantlar derhal inaktif RVH aşısı ile aşılanmalıdırlar. Aşılama 2-4 hafta sonra tekrarlanmalıdır. Atenüye canlı aşıların kullanımı, eğer RVH etkilenen ilk bölge dışına yayıldı ise düşünülmelidir.

Virüsün yaşamsallığı

RVH virüsünün çevrede canlı kalma kabiliyeti sınırlıdır ve düşük pH’ya (asit) duyarlıdır. Kanla kontamine olmuş alanlar %2’lik asetik asit veya %5’lik sodyum hipoklorit ile dekontamine edilebilir. Kan, hatta kurumuş kan kontamine olarak kalabilir ve insanlar için aylarca infeksiyöz etken olabilir. Pastörizasyon sütü güvenli kılar. Soğutulmuş ve dondurulmuş etin pişirildikten ve muhafaza edildikten sonra yenmesi muhtemelen güvenlidir. Hayvan derisi, kemikler ve gübre eğer güneş ışığına maruz kalmışlarsa güvenlidir.
Yayını paylaş:
author

Hakkımda

Ben Veteriner Hekim Onur Çelikörs, 1989 yılında Ankara'da dünyaya geldim. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden 2011 yılında mezun oldum ve yüksek lisansımı 2014 yılında Zootekni Anabilim Dalı'nda tamamlayarak Ziraat Yüksek Mühendisi unvanı aldım. Askerlik görevimi yerine getirdikten sonra, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde başladığım Veteriner Hekimliği eğitimimi 2020 yılında tamamladım. Bu web sitesinde hayvan sağlığı ve hayvansal üretim konularında yazılarımı yayınlıyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder