Koyun-Keçi vebası (PPR) - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

Koyun-Keçi vebası (PPR)


Koyun-keçi vebası virüsü (peste des petits ruminants virus, PPRV), Paramyxoviridae familyası, morbillivirus grubu içinde yer almaktadır. PPRV, serolojik olarak tek tiptir ve aynı grup içinde yer alan sığır vebası virüsü ile antijenik yakınlık gösterir. Sığır vebası virüsü (RPV), PPRV, köpek gençlik hastalığı virüsü (canine distemper virus, CDV) ve kızamık virüsü (measles virus, MV) de morbillivirus grubunda yer alır.

PPRV fiziksel ve kimyasal etkenlere karşı oldukça duyarlıdır. 60°C'de bir saatte ve pH 4-10 dışındaki değerlerde kolayca inaktive olur. Ancak, pH değerleri 7,2-8,0 arasındaki durumlarda daha stabildir. Bilinen dezenfektanlara karşı oldukça duyarlı olan PPRV için yağ eriticiler (alkol, eter, fenol) ve %2 sodyum hidroksit de (24 saat litre/m²) dezenfektan olarak kullanılabilir. Ultraviyole ışınları ve güneş ışığında dayanıksız olan bu etken, soğuk şartlarda (-20°C'de veya daha düşük ısılarda) uzun süre canlılığını muhafaza eder.

PPRV primer kuzu böbrek, VERO ve transforme lymphoblast hücrelerinde üretilebilir. PPRV hücre kültürlerinde sitopatik etki (CPE) şekillendirerek üreme gösterir. Deney hayvanı olarak PPRV için koyun ve keçi yaygın olarak kullanılan hayvan türlerini oluşturur.

Hastalığın Epidemiyolojisi

Son yıllarda ülkemizde de görülen koyun keçi vebası hastalığı, haritada görüldüğü üzere Orta Afrika, Arap Yarımadası ve Orta Doğu ülkeleri ile Hindistan, Pakistan ve Afganistan'da görülmektedir. Hastalık doğal şartlarda evcil hayvanlardan koyun ve keçilerde görülür. Her iki tür arasında duyarlılık açısından önemli farklılıklar mevcuttur. Keçiler koyunlara nazaran hastalığa daha duyarlıdır. Birbirine yakın sürülerde bile koyunlarda hiçbir klinik semptom oluşmadan keçilerde hastalığa bağlı ölümler görülebilir.

Sığır ve domuzlar ise gerek doğal gerekse deneysel koyun keçi vebası enfeksiyonlarında son konakçıdırlar. Virüse karşı immun cevap şekillenmesine rağmen bu hayvanlarda (sığır ve domuz) klinik enfeksiyon ve virüs saçılımı görülmez. Yabani hayvanlardan antiloplar, laristen koyunları ve yabani siyah keçilerde tabii PPRV enfeksiyonlarına rastlanmaktadır. Antilopların PPR'ın epidemiyolojisinde, özellikle Orta Doğu ülkelerinde, önemli olabileceği ve yabani hayatta PPRV'un ekolojisi ile ilgili bilgilerin yeterli olmadığı bildirilmektedir.

PPRV'a karşı duyarlılıkta türler arası farklılıklar kadar, yaş grubu da önemli rol oynar. Özellikle endemik bölgelerde 3-18 aylık genç hayvanlar yetişkinlere oranla daha hassastır. Mevsimsel bir insidens farklılığı olmamasına karşın, yağmurlu ve soğuk mevsimlerde, hayvan hareketlerinin yoğun olduğu dönemlerde ve doğum mevsiminde hastalık daha sık görülmektedir.

Hasta hayvanlarda göz yaşı, burun akıntısı, salya ve gaita yüksek oranda virüs içerir. Hastalık, kontamine materyallerle indirekt olarak bulaşabilirse de en önemli bulaşma yolu yakın temasla direkt bulaşmadır. Özellikle hastalığın görülmediği ülke veya bölgelere inkübasyon dönemindeki veya subklinik hasta hayvanların getirilmesi en önemli enfeksiyon kaynağını oluşturur. Hastalıktan ari bölge ve ülkelerde bir sürüde enfeksiyon şekillendikten sonra, kısa sürede hastalık sürü içinde ve sürüler arasında hızla yayılır. Ekzootik bölgelerde salgınlar şiddetli iken endemik bölgelerde daha az yaygın ve klinik seyir çok şiddetli değildir.

Patogenez

PPRV'nun doğal bulaşmasında en önemli giriş yolu nasofarangial mukozadır. Deneysel olarak enfekte doku süspansiyonlarının parenteral yolla verilmesiyle enfeksiyon oluşturulabilir. PPRV lenforetiküler dokulara, sindirim sistemi ve solunum sistemi mukoz membran epitel hücrelerine büyük affinite gösterir. Enfekte akciğer dokusu koyun ve keçilerde yüksek oranda virüs ihtiva eder. Nasofarangial lenf yumrularında lokal primer enfeksiyonu takiben viremi fazı oluşur, daha sonra virüs affinitesi olan dokulara yayılır ve dokularda virüs replikasyonu sonucu hastalığa özgü lezyonlar şekillenir. Lenfoid dokulardaki lenfositlerin yıkımı sonucu oluşan leukopeniye bağlı olarak immundepresyon şekillenir ve latent persiste enfeksiyonlar aktive olur. Aktive latent enfeksiyonlar hastalığın klinik teşhisinde önemli güçlüklere neden olur.

Klinik Belirtiler

Koyun keçi vebasında klinik seyir; hastalığın ekzootik veya endemik olmasına, hayvanın türüne, yaşına ve alınan virüs miktarına bağlı olarak perakut, akut ve subakut seyredecek kadar değişen farklılıklar gösterir. Tipik semptomlar, hastalığın akut klinik formunda görülür. Ölüm oranı hastalığın klinik seyrine ve hastalanan hayvanların yaşına bağlı olarak %3-80 arasında geniş sınırlar içindedir.

Perakut form

Genellikle keçilerde veya genç hayvanlarda görülür. İnkübasyon süresi 2 güne kadar düşer. Hastalık ani yüksek ateş, depresyon, iştahsızlık ve solunum güçlüğü ile başlar. Bazı olaylarda mukoz membranlarda konjesyon ve hemorajiler görülerek kısa sürede ölümle sonuçlanır. Morbidite %100 iken mortalite %90 civarındadır.

Akut form

İnkübasyon süresi 4-6 gündür. Bazı olaylarda 3-10 gün arasında farklılık gösterir. Yüksek beden ısısını (41-42°C), iştahsızlık, genel düşkünlük, burun ucunun kuruması ve konjuktivaların konjesyonu takip eder. Başlangıçta seröz karakterde olan göz ve burun akıntısı hastalık ilerledikçe mukoprulent bir hal alır. Yüksek ateşin görülmesinden 2-3 gün sonra diş etlerinden başlamak üzere dudak mukozalarında, dilde, yumuşak ve sert damakta, papillalarda ve burun mukozasında eroziv lezyonlar şekillenir.

Hastalık ilerledikçe eroziv karakterdeki ağız lezyonları ülseratif bir hal alır ve ağızda pis bir koku hissedilir. Öksürük çok sık rastlanan bir diğer klinik semptomdur. Bu dönemde mukoprulent bir hal alan burun akıntısı solunumu güçleştirir. İshalin başlaması ile beden ısısı düşer. İshal her zaman hemorajik karakterde olmayabilir. Bu dönemde gebe hayvanlarda abort görülebilir. Solunum güçlüğü, hipotermi ve dehidrasyonu takiben 8-10 gün içinde ölüm şekillenir. Morbidite %100'e ulaşırsa da mortalite geniş sınırlar içinde farklılık gösterir. Canlı kalan hayvanlar 2 hafta içinde iyileşebilirler veya hastalık latent enfeksiyonların aktivasyonu sonucu sekonder ve mix enfeksiyonlar ile sonuçlanır.

Subklinik form

Lokal ırkların doğal direncine, hayvanın yaşına, türüne ve alınan virüs miktarına bağlı olarak yetişkin hayvanlarda oldukça sık görülür. Hastalık süresi 10-15 gün kadardır. Klinik semptomlar belirgin değildir. Düzensiz beden ısısının dışında herhangi bir semptom görülmez dolayısıyla kolaylıkla gözden kaçabilir. Pneumopati en önemli klinik bulgudur. PPR'da hastalığın subklinik formunun son dönemlerinde ağız ve burun mukozasında papülöz, pustülöz, ektima benzeri değişiklikler oluşur ve bu oluşumlar klinik teşhiste önemli karışıklıklara neden olur. Hastalığın subklinik formu hastalığın yayılması açısından oldukça büyük öneme sahiptir.

Hastalığın Teşhisi

Subklinik ve perakut formların dışında PPR'ın akut formunda klinik bulgular hastalıktan şüphe edilmesi için yeterlidir. Ancak perakut ve subklinik formlarda anemnestik bilgiler değerlendirilerek solunum ve sindirim sistemi semptomlarının birlikte görüldüğü olgularda diğer bakteriyel, viral ve paraziter hastalıklarla birlikte PPR'da göz önünde bulundurulmalıdır, kesin teşhis ancak laboratuvar muayeneleri ile mümkündür.

PPR şüpheli vakalarda tipik semptomların hepsini bir hayvanda görmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle klinik muayenelerde mümkün olduğu kadar fazla sayıda hayvana bakılmalı ve tipik semptom gösteren hayvanlar tespit edilmelidir. Klinik muayeneden önce filyasyon tespitinde yardımcı olacak aşağıdaki soruların cevapları bulunmalıdır.

- Hangi klinik semptomlar görülüyor?
- Hastalık ilk ne zaman görüldü?
- Yeni hayvan alımı oldu mu?
- Hastalanan hayvan türleri nelerdir?
- Hastalık öncesi aynı türden hayvanlarla temas var mı?
- Ortak mera ve su kaynağı yönünden hastalık ihtimalleri söz konusu mu?
- Yaş grubuna göre hastalık ve ölüm oranları nelerdir?
- Benzer hastalık tablosu daha önce görüldü mü?
- Hastalıktan etkilenen başka sürü veya sürüler var mı?
- Uygulanan aşılar nelerdir?

Aşağıda belirtildiği şekilde yapılacak sistemik muayenelerde, muayene sonuçları düzenli olarak kayıt edilip alınacak örneklerle birlikte laboratuvara ulaştırılmalıdır.

• Hayvanın genel durumunda; durgunluk, iştahsızlık, susuzluk, yüksek ateş, geviş getirmeme durumu, ishalin varlığı,

• Solunum şekli, öksürük,

• Lenf yumrularının büyüklüğü,

• Gözler, bakışlardaki durgunluk, konjesyon, göz yaşı akıntısı,

• Burun ucunun kuruluğu, burun akıntısı ve özelliği, burun mukozasının durumu,

• Ağız, diş etleri, ağız mukozası, damak, papillalar ve dilin durumu, ağızda koku mevcudiyeti,

• Derinin dehidrasyon yönünden durumu,

• Ayak lezyonları, yönünden hastalığın varlığı incelenir.

Postmortem muayene

Perakut ve subklinik formlarda önemli bir otopsi bulgusuna rastlanmazken tipik otopsi bulguları akut klinik formda görülür. Bu nedenle eğer mevcut ise açık tipik klinik semptom gösteren hasta hayvanlar öldürülerek otopsi yapılmalıdır. Hastalık sonucu ölen hayvanlarda ise postmortem muayeneler mümkün olduğu kadar çabuk yapılmalıdır. Hastalığın çok erken ya da son dönemlerinde ölen hayvanların postmortem muayenelerinde önemli bir otopsi bulgusu görülmeyebilir.

Otopsi bulguları

Karkas: Hastalık sonucu ölen hayvanlar dehidre, göz göz çukurlarına gömülmüş ve perianal bölge ishal sonucu kirlidir. Periorbital ve perinasal bölge mukoprulent akıntıdan dolayı kapanmış olabilir.

Ağız: Dudak, diş eti, dilin serbest ucu, yanak papilaları ve larenkste eroziv stomatitise özgü lezyonlar vardır.

Sindirim sistemi: Yemek borusunda ve ön midelerde önemli herhangi bir değişiklik görülmezken abomasumda kanamalar ve erozyonlar mevcuttur. Pyolorik bölgede genellikle pseudomembranla kaplı ülserasyonlara sık rastlanır. İnce bağırsaklarda hemoraji, payer plaklarında ise nekroz bazen de ülserasyonlar görülürken iliosekal bölgede konjesyonlar görülür. Kolon ve rektumda zebra çizgisi olarak tanımlanan hemorajilerin görülmesi en önemli otopsi bulgusunu teşkil eder.

Solunum sistemi: Sekonder broncopneumoni oldukça yaygın görülür. Akciğer lezyonlarına genellikle apikal ve kardial loplarda rastlanır. Konselidasyon atalaktazi ve koyu kırmızı renkte hepatizasyon akciğerlerde görülen diğer otopsi bulgularıdır. Bazı olaylarda pleuritis ve hidrothoraks görülebilir.

Lenfoid doku: Lenfo retiküler dokularda ise dalak normalden büyük, mediastinal ve mezenteriyel lenf yumruları konjesyone ve ödemlidir. Hastalığın uzun sürdüğü olaylarda ise lenf yumruları küçülmüş ve buruşuk bir görünüm almıştır.

Klinik ayırıcı teşhis

Etkilenen yaş grubu ve aktive olan protozoon, bakteriyel ve viral hastalıklara bağlı olarak oldukça komplike olabilir. Sindirim ve solunum sistemi semptomu ile seyreden hastalıkların yüksek ateş döneminde mukoz membranlardaki konjesyon ve erezyonlar kolaylıkla klinik olarak koyun keçi vebası olarak düşünülebilir. Klinik olarak PPR'ın şüphe edildiği olaylarda aynı zamanda bulaşıcı keçi pleurapneumonia, pastörollosis, mavidil, ektima, çiçek, şap, koksidiosis, kriptosporidiosis, mineral zehirlenmeler ve özellikle genç hayvanlarda kolibasillosis her zaman dikkate alınmalıdır. Özellikle sığırlarda sığır vebası eradikasyon çalışmalarının serolojik ve klinik izleme dönemlerinde koyun ve keçilerde görülen PPR olaylarının sığır vebası olmadığının teyidi zorunludur.

Sığır vebası: Koyun ve keçilerde sığır vebasını klinik olarak PPR'dan ayırt edilmesi imkansızdır. En önemli klinik ayırıcı teşhis hastalığın aynı anda sığırlarda da görülmesidir.

Mavi dil: Bulaşıcı olmayan ve Culicoides'lerle nakledilen viral bir hastalıktır. Vektörlerin aktif olduğu dönemlerde görülür, dolayısıyla mevsimsel bir özellik gösterir. Tür olarak koyunlar hastalığa keçilerden daha hassastır. Akut olaylarda mortalite %2-10 arasında değişiklik gösterir. Ancak mortalite oranı kuzularda daha yüksek olabilir. Ağız mukozasında görülen inflamasyon, erezyon, ülserasyon ve nekrozlar PPR'a benzerse de dilin siyonotik renk alması, coranitis ve pododermatitis klinik olarak PPR enfeksiyonlarında görülmez. Subakut mavidil olaylarında ise zayıf kuzu doğumu, abortlar ve anomaliler (ataksi, AH sendromlu kuzular) görülür ve mortalite oranı düşüktür.

Koyun keçi çiçeği: Generalize, vezikülopapillöz, exanthem ana semptomu ile karakterize akut seyirli bulaşıcı viral bir hastalıktır. Morbidite oranı %70-90 arasında olmasına karşın mortalite oranı klinik seyre ve hastalanan hayvanların yaşına bağlı olarak %5-80 arasında farklılık gösterir. Yüksek ateş, göz - burun akıntısı ve konjuktivitisi takiben vücudun kılsız bölgelerinde (burun, dudak, meme, bacak araları, karın ve kuyruk altında) şekillenen çiçek lezyonları klinik ayırıcı teşhiste en önemli bulguları teşkil eder.

Ektima (orf): Püstüler dermatitis ana semptomu ile karakterize bulaşıcı viral bir hastalıktır. Mevsimsel karakter göstermekte olup genellikle kuzulama mevsiminde görülür. Kuzu ve oğlaklar en fazla etkilenen yaş grubunu teşkil eder. Morbidite %100' ulaşabilirse de mortalite oranı %20-50 arasında değişiklik gösterir. Klinik olarak labial, podal, genital formlarına rastlanır. En belirgin klinik semptom dudak, meme ve tırnak aralarında şekillenen tipik püstüllerin oluşumudur. Püstüllerin sekunder bakteriyel enfeksiyonları prognozu olumsuz etkiler.

Şap: Sığır, koyun, keçi ve domuzlarda yüksek ateş, ağız mukozası ve tırnak aralarında vezikül ve aftların oluşumu ile karakterize bulaşıcı viral bir hastalıktır. Morbidite oranı yüksek olmasına rağmen mortalite oranı düşüktür. Özellikle genç hayvanlarda myokarditise bağlı ani ölümlere oldukça sık rastlanır. Enfeksiyon spektrumunda sığırların yer alması, ağız mukozasına ilaveten tırnak aralarında vezikül ve aftların varlığı ve salyanın mukoid özellik göstermesi hastalığı PPR'dan ayıran en önemli klinik bulgulardır. Ancak koyun ve keçilerde şap hastalığına özgü lezyonlar sığırlardaki kadar belirgin değildir.

Koyun ve keçi pastörollosisi: Yüksek ateş, gastroenteritis, deride ödemler ve akcigerlerde nekrotik krupöz pneumoni ile karakterize bakteriyel bir hastalıktır. Genç hayvanlar yetişkinlere oranla daha hassastır. Genç hayvanlarda perakut ve akut klinik form yetişkin hayvanlarda ise kronik şekil daha sık görülür. Klinik semptom olarak yüksek ateş, iştahsızlık, baş ve boyunda ödemler, dil ve mukoz membranların siyanotik renk alması, öksürük ve kaslarda tremorlar görülür.

Koli basillosis: Doğumdan sonraki ilk günlerde genç hayvanlarda (3-8 haftalık) daha sık görülen genellikle perakut seyirli bir hastalıktır. Hastalık etkeni E.coli'nin değişik serotipleridir. Perakut klinik seyirde herhangi bir klinik semptom oluşmadan ölümler şekillenir. Akut klinik seyirde ise düşkünlük en yaygın görülen klinik semptomdur. Kimi olaylarda enteritis ve ishal görülür.

Keçi ciğer ağrısı: Keçilerde akciğer ve pleuranın yangısı ile karakterize mikoplazmaların neden olduğu bulaşıcı infeksiyöz bir hastalıktır. Hastalığa genellikle sıcak ve rutubetli yerlerdeki keçilerde daha sık rastlanır. Durgunluk, yüksek ateş, konjuktivitis, mukoprulent karekterde kanlı burun akıntısı ve öksürük başlıca klinik semptomları teşkil eder. Bazı hayvanlarda boyun, baş ve vücudun başka yerlerinde ödemler, eklemlerde şişme ve topallık görülebilir. En önemli postmortem bulgu akciğerlerin damarlı mermer görünümünde olması, pleurada kalınlaşma ve fibrin toplanmasıdır.

Laboratuvar teşhisi

Laboratuvara gönderilecek materyallerin alınacağı hayvanlar dikkatle seçilmelidir. Özellikle hastalığın sonlarına doğru ölmüş ve ileri derecede ishalin şekillendiği hayvanlardan alınacak numuneler yeterli oranda virüs içermediğinden virolojik muayeneler için uygun değildir. Numunelerin alınması ve nakli sırasında soğuk zincir şartlarının sağlanması gereklidir. Virolojik muayeneler için gönderilecek numuneler aseptik şartlarda, hiçbir şey ilave edilmeden buz aküleri yada buz içinde gönderilmeli ancak dondurulmamalıdır.

Laboratuvar muayenelerinin esasını viral antijenlerin tespiti, virüs izolasyonu ve 14 gün ara ile alınan kan serum örneklerinde spesifik antikorların tespit edilmesi teşkil eder. Bu amaçlar için kullanılan laboratuvar testleri şu şekilde özetlenebilir.

Viral antijenlerin tespiti: Bu amaç için kullanılan agar gel immunodiffusion (AGID), counter electrophoresis (CIEF), immuno flourescent antikor test (IFAT) ve ımmunoperoxidase (IPS) testlerde polyklonal serumlar kullanıldığından antijenik yakınlıklarından dolayı ancak sığır vebası ve koyun keçi vebası için grup spesifik antijenler tespit edilebilir. Bu amaç için spesifik monoklonal antikorların kullanıldığı immunocapture enzyme linked immunosorbent assay (I-ELISA) ve immunohistopatolojik teknikler teşhis ve ayırıcı teşhiste kısa sürede sonuç veren laboratuvar metotlarını oluşturur.

Virüs izolasyonu ve identifikasyonu: Ateşli dönem ve açık klinik semptom gösteren hayvanlardan aseptik şartlarda alınan örneklerin duyarlı hücre kültürlerinde (primer kuzu böbrek, primer oğlak böbrek, primer buzağı böbrek, vero ve transforme lymphoblast hücre kültürleri) virüs izolasyonu mümkünse de uzun zaman alması nedeniyle çabuk bir teşhis metodu değildir. İzole edilen virusların identifikasyonunda kros virüs nötralizasyon test (VNT) veya biomoleküler teknikler kullanılmaktadır. Hücre kültürü şartlarının mümkün olmadığı durumlarda şüpheli materyallerin sığır ve küçük ruminantlara özellikle keçilere paranteral yolla verilmesi ile virüs izolasyonu yanı sıra ayırıcı teşhis de mümkündür.

Viral RNA tespiti: PPRV spesifik cDNA hibridasyon ve reverse transcriptase polymerase chain reaction (RT-PCR) ve gen sekuens analiz testleri kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan testler ayırıcı teşhisi sağlamasının yanı sıra elde edilen cDNA analizleri ile moleküler epidemiyolojide ve moleküler filyasyonda attenüe ve virulent suşların ayırt edilmesinde ve aynı virüsteki suş farklılıklarının değerlendirilmesinde faydalanılmaktadır.

Spesifik antikorların tespiti: Spesifik antikorların tespitinin, aşılanmamış hayvanlarda teşhis amacıyla kullanılabilmesi için kan serum örneğinin alındığı hayvanın aşı geçmişinin bilinmesi zorunludur. Kros serum nötralizasyon test (SNT) ve competitive ELISA (C-ELISA) bu amaçla en yaygın kullanılan testlerdir.

Laboratuvara gönderilecek numuneler

Aşağıda belirtilen numuneler kesin ve ayırıcı teşhis amacıyla soğuk şartlarda ve en kısa zamanda laboratuvara ulaştırılmalıdır.

• Canlı ve beden ısısı yüksek hayvanlardan; burun ve göz sıvapları, defibrine kan örnekleri ve lenf nodülü biyopsi örnekleri,

• Ölen yada öldürülen hayvanlardan; dalak, mezenteriyel ve mediastinal lenf yumruları, akciğer, tonsil, dil ve dudak parçaları,

• İyileşen hayvanlardan; aşı geçmişi açık olmak kaydıyla kan serum örnekleri.

Ancak PPRV'un çevre şartlarına ve ısıya olan hassasiyeti dikkate alınarak ölen hayvanlardan alınacak materyaller ölümü takiben en geç iki saat içinde, virüs izolasyonunun gerekli olduğu şartlarda ise materyaller mümkün olduğu kadar bakteriyel süper enfeksiyonlar oluşmadan alınmalıdır. Materyallerin soğuk şartlarda nakletmenin mümkün olmadığı şartlarda ise bu materyallere ilaveten lezyonlu dil, dudak ve damak parçaları, tonsiller ve akciğer ayrı olarak %10 formol içinde gönderilmelidir.

Hastalığa Bağışıklık

Koyun keçi vebası hastalığından iyileşen hayvanlarda ömür boyu devam ettiği düşünülen uzun süreli bir bağışıklık şekillenir ve bağışıklıktan nötralizan antikorlar sorumludur. Aktif olarak bağışıklık kazanmış analarda antikorlar kolostrumla yavruya geçer. Kolostrumla kazanılan pasif bağışıklık süresinin analardaki antikor seviyesine bağlı olarak 3-6 ay arasında olduğu bildirilmektedir. İmmun sistem üzerinde PPRV'un etkisi ile ilgili detaylı bir çalışma bulunmamakla birlikte, etkenin lenforetiküler dokuya affinitesi nedeniyle immundepresyonun şekillendiği ve latent persiste enfesiyonların aktive olduğu bildirilmektedir.

Mücadele ve Kontrol

Koyun keçi vebası hastalığı, istisnai durumların dışında her zaman hastalıktan ari ülke veya bölgelere hasta hayvan girişleri ile nakledilmektedir. Bu nedenle mücadelede hayvan hareketlerinin kontrolü büyük önem arz eder. Küçük ruminantlarda PPR hastalığının çıkmasından sonra hastalığın çevreye yayılması oldukça hızlıdır. PPR görüldüğünde uygulanacak karantina tedbirleri ve hasta hayvanların imhası hastalığın yayılmasına engel olur. Hastalık tespit edilen yerlerde hastalığın görülmediği fakat sirayete maruz hayvanlara çevreden merkeze olmak kaydıyla yapılacak aşı uygulamaları ile hastalığı kısa sürede kontrol altına almak mümkündür.
Yayını paylaş:
author

Hakkımda

Ben Veteriner Hekim Onur Çelikörs, 1989 yılında Ankara'da dünyaya geldim. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden 2011 yılında mezun oldum ve yüksek lisansımı 2014 yılında Zootekni Anabilim Dalı'nda tamamlayarak Ziraat Yüksek Mühendisi unvanı aldım. Askerlik görevimi yerine getirdikten sonra, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde başladığım Veteriner Hekimliği eğitimimi 2020 yılında tamamladım. Bu web sitesinde hayvan sağlığı ve hayvansal üretim konularında yazılarımı yayınlıyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder