Temmuz 2021 - Onur Çelikörs
Kedi Köpek Süt Sığırı At

Kediler ve köpekler için aşı takvimi

Kediler ve köpekler için aşılama, evcil dostlarımızın enfeksiyöz hastalıklardan korunması için en güvenli ve ucuz yöntemlerden biridir.

Yavru kedi ne zaman eve getirilebilir?

Bu dünyada yavru kedilerden daha sevimli bir şey olabilir mi? İlginç tuhaflıkları ve minik miyavlamaları onları eve götürmek isteyen kedi severler için karşı konulmaz kılıyor.

Köpek besleme ilkeleri ve mama seçimi

Köpekleri daha doğru beslemek için her gün yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Yaklaşık 40 yıl önce sadece et ile köpeklerin sağlıklı şekilde beslenebilecekleri düşünülüyordu.

Kedi ırkları: British shorthair

British Shorthair, kısa, yoğun ve su geçirmez tüylere, kalın bacaklara ve küt uçlu bir kuyruğa sahip, güçlü görünümlü büyük bir kedidir.

Kuş eğitimi için 5 temel öneri

Daha önce bir köpek sahibi olduysanız, muhtemelen ona otur, kalk ve gel gibi tüm temel bilgileri öğreterek eğitim verdiniz. Evcil kuşunuz için de aynısını yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz?

Sığırlarda lenf yumrularının palpasyonu

Lenf yumruları (lymphonodi, nodi lyphatici) vücudun belirli bölgelerinde yer alan, ortalama 1-2 cm. uzunluğunda, yuvarlak ya da fasulye şeklindeki oluşumlardır.

Sığırlarda suni tohumlama

Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar; birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı hakkında bilinmesi gerekenler


Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.

İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür.

Kırım-Kongo kanamalı ateşinde (KKKA) etken nedir?

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği hastalıktır. Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusunun kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı duyarlılığı nedir?

Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56°C’de 30 dakikada inaktive olur, kanda 40°C’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultraviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine invitro duyarlıdırlar.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı ilk nerede tanımlanmıştır?

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsü ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi bugüne kadar hangi ülkelerde tanımlanmıştır?

Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonya, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.

Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.

Bulaşmada aracı olan bir etken var mıdır?

KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.

Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturmasına rağmen, insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda da viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak oluşturabilmektedir. Bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür.

Hyalomma soyuna ait keneler en etkin ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünün KKKA virüsünü bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsünün bazı vektör kene türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı belirlenmiştir. Bu da virusun doğada dolaşımla korunmasına katkıda bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde de muhafaza eder.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüsü insanlara nasıl bulaşmaktadır?

İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları) temas ile olmaktadır.

KKKA virusunun bulaşmasına etken olan kene nedir? Yer yüzünde kaç türü bilinmektedir?

Ülkemizde halk arasında kene, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir. Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.

Kene yaşam döngüsü nasıldır?

KKKA'ya sebep olan Hyalloma türü keneler çoğunlukla iki konakta gelişim ve yaşam döngülerini tamamlar. Larva ve nimfler küçük omurgalılarda (tavşan, kuş, fare. vb) erginler ise büyük omurgalı hayvanlarda (koyun, keçi, sığır, at, yabani gevişenler, insan, vb.) konaklarlar.


Keneler KKKA hastalığı dışında hayvanlarda ve insanlarda hastalık bulaştırmada biyolojik rol almakta mıdır?

Evet rol almaktadır. Bilinen hastalıklar;
– Rikettsia (Ehrlichia, Coxiella, Anaplasma)
– Virus (Flaviviridae, Bunyaviridae, Reoviridae, Rhabdoiridae)
– Bakteri (Borrelia, Frncisella, Klebbsiella, Dermatophilus, Staphylococcus)
– Protozoon (Theileria, Babesia, Hepatozoon)

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi hayvanlarda görülür ve hastalık belirtileri nelerdir?

Virüs, sığır, koyun, keçi, tavşan ve tilki gibi hayvanlardan tespit edilmiştir. KKKA virüsü kenelerin konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen hayvanlarda; bazen hafif ateş çıkabilir, bunun dışında hastalık belirtisi görülmemektedir. Buna karşılık hayvanlar hastalığın yayılmasında aracı rol (portör) oynamaktadır.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi salgınlarını etkileyen doğa şartları nelerdir?

Doğu Avrupa ve Asya’daki Kırım-Kongo hemorajik ateş salgınlarının genellikle insanlar tarafından oluşturan çevresel şartlara bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Kırım’daki ilk salgının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kene ile enfekte olmuş bölgelerin tarıma açılması nedeniyle oluştuğu sanılmaktadır. Daha sonra eski Sovyetler Birliği ve Bulgaristan’da olan salgınlarda ise ziraatçılık ve hayvancılıktaki değişmelerin rol oynadığı belirtilmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?

Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?

Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, Veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.

Kene ısırığında ne yapılmalıdır?

Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yere; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik (tendürdiyot) sürülmelidir. Şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir.


Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır. Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı vb.) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.

Isırılan kişi iki hafta süreyle ateş, yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. Ateşin 38,3°C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra ortaya çıkar?

Kuluçka süresi; virüsün alınma şekline bağlıdır. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?

İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir.


Kırım-Kongo kanamalı ateşi nasıl kontrol edilir ve nasıl korunulur?

Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi KKKA’da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.

a- Hasta ve hastanın sekresyonları ile temas sırasında mutlaka koruyucu önlemler (eldiven, önlük, gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temaslının iki hafta süreyle ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir

b- Hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.

c- Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.

d- Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan bir pensle doğrudan alınmalıdır. Isırılan yer; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra, iyotlu antiseptik sürülmelidir.

e- Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.

f- Özelikle kırsal alanlarda dolaşılırken açık renkli vücudu örten elbise ve çizme giyilmeli veya ayakkabı giyilecekse pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır.

g- Hayvan barınakları kenelerin yaşamasına imkan vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana yapılmalıdır.

h- Hayvan sahipleri; hayvanların sağım ve kesim zamanını dikkate alarak; hayvanlarını ve hayvan barınaklarını kene ve diğer dış parazitlere karşı uygun ektoparaziter ilaçlarla yılda iki kez ilaçlamalıdır.

i- Gerek insanları gerekse hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Repellentler; sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plastik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.)

j- Kenelerin çevrede çok olması halinde; mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, çok dikkatlice akarisid uygulamalarına başvurulabilir. Genel olarak geniş çevre ilaçlamaları faydalı görülmemektedir.

k- Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir.

Günümüze kadar kullanılan hiç bir mücadele yöntemi (bir kaç sınırlı alan hariç), tam bir kene eradikasyonu sağlayamamıştır. İnsan ve hayvanlardan kan emen kenelerin sayısını düşük maliyetlerle kabul edilebilir sınırlara indirilmesi hedeflenmelidir.

Veteriner hekimliğin tarihçesi


Yüksek verim elde etme araştırmalarıyla birlikte hayvanların verimlerinin düşmesine veya ölümlerine sebep olan hastalıkların teşhis ve tedavi yolları da araştırılmıştır. Bunlarla ilgili araştırmaların milattan önceki yüzyıllarda Türklerde, Hindistan’da, Eski Çin’de, Mısır’da ve İran’da yapıldığı arkeolojik kazılarda çıkan tarihi eser ve papirüslerden anlaşılmaktadır.

Daha sonraki yüzyıllarda da gelişmeler devam etmiş, İslamiyet'in dünyaya yayılmasıyla birlikte diğer ilim dallarında olduğu gibi, veteriner hekimlik mesleği de gelişme göstermiştir. Yunancadan tercümeler yapılmış, eski bilgilerden faydalanarak Müslüman baytarlar yeni yeni teşhis ve tedavi usulleri geliştirmişlerdir. Bunların sonucu olarak at, koyun, keçi, sığır, deve gibi hayvanların hastalıklarının nasıl teşhis ve tedavi edileceğini anlatan binlerce kitap yazılmıştır. Misal olarak 9. yüzyılda yaşamış olan İbn-i Ahi Hizam’ın Kitab al-Hayl val-Baytara isimli 30 bablık eserinde at, katır, deve, sığır ve koyunların hastalıkları ve ilaçları hakkında günümüzde dahi geçerli olan bilgiler vardır.

Dünyada Veteriner Hekimliği Eğitimi

Tarih boyunca yaşanan doğal afetler dışındaki en büyük felaketlere salgın hayvan hastalıklarının neden olduğu kabul edilmektedir. Avrupa’da 18. yüzyılın ilk yarısında, sığır vebası salgınlarında 200 milyon sığır ölmüş; tek tırnaklılarda da salgın hastalıkların yayılmasıyla tarımsal işlevler durmuş; açlık başlamış; ekonomik ve sosyal yaşam durma noktasına gelmiştir. İtalya ve İngiltere’ de soruna çare bulmak üzere görevlendirilen beşeri hekimler, çözümün ancak veteriner hekimlerin yetiştirilmesi ile mümkün olabileceğini belirtmişlerdir. Bu düşünce, ilk ve ikinci veteriner okullarını 1762 ve 1764 yıllarında açan Fransa tarafından gerçekleştirilmiştir. Avrupa ülkelerinden bu okullara öğrenciler gönderilmiş ve bunlar mezuniyetten sonra kendi ülkelerinde veteriner okullarının kurucuları olmuşlardır. Bu okullardan mezun olan veteriner hekimler sahadaki etkili çalışmaları ile büyük başarı sağlayarak veteriner hekimliğin önemini kanıtlamışlardır.


Veteriner hekimliği eğitimini başlatan, bilgili ve yetkin veteriner hekimleri uygulama alanına yayan tüm Avrupa ülkelerinde, tarım devriminin dayanağını, sağlıklı ve verimli hayvan varlığı oluşturmuş; toplumsal kalkınma ve sanayi devrimi için geniş olanaklar sağlanmıştır.

Türkiye’de Veteriner Hekimliği Eğitimi

Osmanlı Dönemi

Ülkede modern anlamda Tıp ve Harp Okullarının kuruluşu 1827 ve 1834′de gerçekleştirilmiş; ilk Veteriner Okulu ise, Tanzimat sonrası, 1842′de açılabilmiştir. Bu okul da dünyadaki örnekleri gibi; salgın ve diğer hayvan hastalıkları ile mücadele edebilecek olan veteriner hekimlerin yetiştirilmesi amacıyla açılmıştır.

Eğitim-öğretim süresi 1848-1849 döneminden başlayarak dört yıla çıkartılmış; 1853′den itibaren Avrupa veteriner fakültelerindeki ders programları uygulanmıştır. Mezun veteriner hekimlerin hayvan hastalıkları ile mücadele yanında haralarda yetiştiricilikle ilgili görevler yüklenmesi, veteriner hekimliği mesleğinin önemli bir aşamasını oluşturmuştur. Veteriner hekimliği hizmetlerinin ülke çapında yaygınlaştırılması amacı ile 1889′da Sivil Veteriner Okulu açılmış ve “Veteriner İşleri Müdürlüğü” kurulmuştur.


Aynı yıllarda Türkiye’de laboratuvar çalışmaları başlatılmış; hekim ve veteriner hekimler önce Kuduz Müessesesi'ni sonra Osmanlı Bakteriyolojihanesi'ni faaliyete geçirmişlerdir. Böylece eğitim-öğretim, araştırma ve uygulama etkinlikleri birbirini tamamlamıştır. İlk hayvan sağlığı yönetmeliği, ilk sığır vebası serumu üretimi ve uygulaması veteriner okullarının ve Veteriner İşleri Müdürlüğünün ortak çalışmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Böylece sorunlar eğitime, eğitimdeki bilgi de alana aktarılarak, eğitim ve uygulama alanında sürekli bir işbirliği gerçekleştirilebilmiştir.

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen ilk ve en önemli reformlar arasında veteriner hekimliği eğitimi ve hayvancılık konuları da yer almıştır. Salgın hayvan hastalıkları ile çağdaş anlamdaki savaş yöntemlerinin uygulanması yolunda Avrupa ülkelerinden gelen yoğun baskı, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte ciddiyetle ele alınmış; Office Internationale Epizootie (OIE)’ye ve Dünya Veteriner Hekimleri Birliğine üyelikler gerçekleştirilmiş; 1924-1929 yıllarında uygulanan “Beş yıllık Veteriner Hekimliği Hizmetleri Programı” çerçevesinde; 1926 yılında Hayvan Islah Kanunu”, 1928 yılında “Hayvanların Sağlık Zabıtası Hakkında Kanun” kabul edilerek uygulamaya konulmuştur. Bu sayede, başta sığır vebası olmak üzere, hayvan hastalıklarıyla savaşta üstün bir başarı sağlanmıştır. Diğer yandan, dünya standartlarına uymak ve ülke sorunlarına çözüm getirmek amacıyla 1933 yılında İstanbul’daki Yüksek Veteriner Okulu “Fakülte” olarak Ankara’ya nakledilmiştir. Bu kurumda Alman öğretim üyelerinin de katkıları ile 20. yüzyılın ilk yarısında geçerli olan modern anlamdaki veteriner hekimliği eğitimi gerçekleştirilmiştir. Tüm bu aşamalarda öğretim kadrosu ile Tarım Bakanlığı ve meslek örgütü arasında sürekli ve yakın bir işbirliği sağlanmıştır.

İlk Üniversite Kanunu (1946) ile Ankara Üniversitesi kurulmuş ve Veteriner Fakültesi, üniversite olanaklarından yararlanarak, evrensel, bilimsel ve özerk bir yönetime kavuşmak amacıyla 1948′de Ankara Üniversitesine bağlanarak üniversite sistemi içerisine girmiştir. İlk iki yılda gerçekleştirilen düzenleme ile 1950′de, o yılların üniversite yapısındaki “kürsü” sistemine geçilmiş; lisans programları yenilenmiş; lisansüstü düzeyde Tarım Bakanlığı ile işbirliği içinde “uzmanlık” eğitimi başlatılmıştır. Böylece, kısa sürede ülkenin uzman veteriner hekim açığı da kapatılmıştır.


Giderek artan veteriner hekim gereksinimini karşılamak amacı ile 1989′li yıllarda ikinci bir veteriner fakültesinin açılması konusu Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi tarafından gündeme getirilmiş; önce Ege, daha sonra İstanbul Üniversitesinin bünyesinde bir fakülte açılması amaçlanmış, ancak bu konuda olumlu bir sonuç alınamamıştır. Planlı kalkınma sürecinde veteriner hekim açığı yeniden gündeme getirilmiştir. Ancak, “Üçüncü Beş Yıl Yeni Strateji ve Kalkınma Planı İnsan Gücü” çalışmalarında, veteriner hekim arzında fazlalık olduğu ileri sürülmüştür. Fakülte, Bakanlık ve meslek örgütlerinin ortak çalışmaları sonunda bu hatanın düzeltilmiş olmasına rağmen, ikinci veteriner fakültesi ancak,1970′de Elazığ’da açılabilmiştir.

Daha sonra 1972′de İstanbul’da üçüncü ve 1978′de Bursa’da dördüncü veteriner fakültesinin açılışı gerçekleştirilebilmiştir. Yeni kurulan bu üç fakültenin açılma isteği, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi ile tabanın eğilimini yansıtan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi tarafından gündeme getirilmiş; tüm hazırlıklar Fakülte Kurularında yapılmış; Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) görüşleri alınmış, üniversitelerin senatoları tarafından onaylanmış ve kurucu kadroların sağlanmasından sonra eğitim-öğretime başlanılmıştır. Bu fakültelerin tümünde ders programları ile eğitim-öğretim beraberliğinin sağlanması Türkiye’de veteriner hekimliği eğitiminin önemli noktalarından birini oluşturmuştur.

Türkiye’de 1980 sonrası kabul edilen “2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu” 1981 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Kanun uyarınca, 1982 yılında çıkartılan “41 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararname” ile üç yeni veteriner fakültesi daha kurulmuş; Konya ile Van’da 1982′de ve Kars’ta 1985 yılında eğitim-öğretime başlanılmıştır. Yüksek Öğretim Kurulu tarafından hazırlanan “Veteriner Fakültelerinde Eğitim ve Öğretim Planı ile İlgili İlkeler’ 1982-1983 ders yılından itibaren tüm veteriner fakültelerinde uygulanmaya başlamıştır. Buna göre “bilim dalları kapsamında olmayan zorunlu dersler ve seçmeli dersler” ifadeleri altında bazı meslek dersleri seçmeli duruma düşürülmüş; diğer yandan, veteriner hekimliği ile doğrudan ilgisi olmayan ve çağdaş veteriner hekimliği eğitimi programlarında yer almayan bazı derslerin eğitim-öğretim süresince okutulması zorunluluğu getirilmiştir. Bu ve benzeri nedenlerle Türkiye veteriner fakültelerinden verilen diplomaların yabancı ülkelerde geçerliliğinin tartışılması gündeme gelmiştir.

Veteriner fakültelerindeki eşgüdümü sağlamak, eğitim-öğretim programlarında yapılacak değişiklikler ile yeni oluşturulacak bilim ve ana bilim dalları konusunda öneriler geliştirmek ve karar vermek amacıyla 1989 yılında, bir rektörün başkanlığında veteriner fakültelerinin dekanlarından oluşan “Üniversitelerarası Kurul Veteriner Bilimleri Eğitim Konseyi” kurulmuştur. Veteriner fakültelerinde tüm öğretim üyelerinin görüşleri alınıp, uluslararası minimal ölçütler ile uygulamadaki sorunlar göz önünde tutularak yeniden hazırlanan ders programları bu Konsey tarafından onaylanarak 1990-1991 eğitim-öğretim yılından itibaren Ankara, Elazığ, İstanbul ve Konya’daki veteriner fakültelerinde yürürlüğe konulmuştur. Daha sonraki yıllarda diğer fakülteler de bu programı uygulamaya başlamışlardır.

Fakültelerdeki eğitim-öğretim denkliğini sağlamak yanında, fakültelere alınacak öğrenci sayıları ile yeni fakültelerin açılması konusu da gündeme getirilmiştir. Bu amaçla; Veteriner Bilimleri Eğitim Konseyinin 26 Ekim 1990 günü yaptığı toplantısında; “Veteriner fakültelerine alınacak öğrenci sayısının azaltılması ve yeni veteriner fakültelerinin açılmaması konusunda gerekçeli olarak hazırlanan görüşün Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığına arzına oy birliği ile karar vermiştir” şeklinde bir karar alınmıştır. Bu karara rağmen, bugün Türkiye’de veteriner fakültelerinin sayısı 26′ya yükseltilmiş bulunmaktadır.

Sığırlarda tüberküloz hastalığı


Tüberküloz; hayvanlarda akciğer organ ve dokularda kazeöz ve kazekalseröz karakterde tüberküllerin oluşması ile karakterize, kronik, bulaşıcı ve zoonoz bir hastalıktır. Tüberküloz; insan ve hayvan için bilinen en eski hastalıklardan birisidir. İlk çağlardaki yazıtlar, hastalığın insanlığın sosyal gruplar halinde yaşamaya başlamasından itibaren varlığını sürdürdüğünü bildirmektedir. 19. yüzyıla kadar nedeni belli olmayan bu hastalık 1865 yılında Willemin tarafından keşfedilmiştir. Robert Koch 1882’de tüberküloz basilini keşfederek deneysel çalışmalarına başlamış, 24 mart 1882’de tüberküloz basilinin bulunuşunu bilim dünyasına duyurmuştur. Basil 1896 yılında Lehmann ve Neumann tarafından Mycobacterium tuberculosis olarak adlandırılmıştır. Bunu takip eden yıllarda R. Philip, Edinburg’ta tüberküloz için bir dispanser kurulmasına öncülük ederek hastalarda izolasyon çalışmalarına başlamıştır.

Etiyoloji

Hastalık en fazla sığırlarda daha sonra sırasıyla domuz, kedi, köpek, koyun, keçi, at ve kanatlılarda görülür. Hastalık etkeni Mycobacterium tuberculosis olup, insan ve hayvanlarda hastalık meydana getiren 4 tipi vardır;
- M. tuberculosis (insan),
- M. bouis (sığır / insan),
- M. muris (fare),
- M. avium (kanatlı).

M. bovis; gerek kültürlerde, gerek dokularda uzun, düz, hafifçe eğri, tek tek veya koloni şeklinde ürer. Mikroorganizma, 0.2-0.6 x 1.5-4.0 mm boyutlarında Gram (+), sporsuz, hareketsiz ve asido-rezistans özelliğe sahiptir. Kapsülsüzdür. Ancak, hücre duvarında diğer mikroorganizmaların aksine çok fazla lipoidal madde bulunur. Bu subtans, asitlere karşı direncin ve laboratuvar boyalarına karşı geçirgenliğin nedenidir. Etken en iyi Ziehl-Nielsen yöntemi ile boyanır. Optimal üreme ısısı 37-37.5°C’dir. Üreyebildiği besi yerleri Loewenstein-Jensen, Stonebrink, Dorset, Petragnani’dir. Etken vücut dışında yalnızca birkaç hafta canlı kalabilir. Isıda, doğrudan güneş ışığında veya kuru ortamlarda, çok uzun süre yaşayabilir. M.tuberculosis; dayanıklı bir mikroorganizma olup, gübre ve idrarla karışık sularda 469 gün, güneşe maruz balgamda 20-30 saat, çiğ sütten yapılmış tereyağı ve peynirde 1 ay, kokuşmuş maddelerde 75-150 gün, gömülü akciğer parçalarında 167 gün, kuru balgamda aylarca, toprak ve suda 5 ay yaşar. Kaynama derecesindeki suda 5 dakikada, 70-90 derecelik alkolde 10 dakika, 80°C'de 5-10 dakika, 70°C'de 30 dakika yaşayabilir.

Tüberkülozun Bulaşma Yolları

Tüberkülozis, özellikle sığır yetiştirilen ülkelerde çok yaygın olarak bulunur. Ancak ileri ve iyi bir kontrolün yapılabildiği yerlerde çok düşük düzeye kadar indirilebilmiştir. Hayvanların;
 - Tek yönlü amaçlar için beslenmesi,
 - Barınaklarda çok sık olarak bir arada bulundurulması,
 - Hijyenik koşulların iyi olmaması,
 - Uygun olmayan bakım ve beslenme,
 - Kirli hava ve egzersiz yeterliliği,
 - Reaktörlerin zamanında ayrılmamaları,
 - Dışarıdan sürüye kontrolsüz hayvan girişi,
 - Sığırların kanatlılarla aynı yerde barındırılması,
- Enfekte hayvan sütleriyle buzağıların beslenmesi, bulaşma ve yayılmayı kolaylaştırır.

Bulaşma başlıca 5 yolla gerçekleşir.

1) Kongenital yol: Yavrular doğmadan önce hastalığı anasından ve umblikal vena (göbek venası / v.umblicalis) aracılığı ile alabilirler. Yavrular ya ölerek  atılır ya da normal olarak doğarlar. Ancak doğanlar generalize tüberculosis sonucu ölürler.

2) Alimenter yol: Buzağılar meme tuberculosisi olan veya sütleriyle mikroorganizma çıkaran analarından süt emmekle veya mikroorganizmalı sütle beslenme sonucu hastalanırlar.

3) Solunum yolu: Aerogen bulaşmada açık akciğer tüberkülozlu hayvanların öksürüp, tıksırması sonucu dışarı çıkan mikroorganizmalı damlacıkların yanında bulunan hayvanlar tarafından solunum yolu ile alınması enfeksiyon meydana getirir.

4) Genital yol: Testislerinde tüberküloz bulunan boğalar doğal ve yapay tohumlama suretiyle mikroorganizmalı spermaları ile sağlam dişileri bulaştırabilirler. Uterus ve vagina tüberkülozu olan hayvanlar akıntılarıyla çevreye bulaştırırlar.

5) Deri yolu: İnsanlarda sık görülen kasap ya da et ile iştigal eden kişilerin derisinde bulunan yara sıyrıklar yolu ile etken alınabilir.

Tüberküloz hastalığı insanlara; doğrudan veya dolaylı olarak bulaşır. Hayvanla doğrudan teması olan bakıcılar, hayvan sahipleri ve veteriner hekimler risk altındadır. Hasta hayvanların öksürük, tıksırıkları ile yaydıkları mikroorganizmayı soluyarak veya kesilen hasta hayvanların etlerine temas ederek sindirim yoluyla hastalığa yakalanırlar.

Dolaylı olarak insanlar; hasta hayvanlardan elde edilen iyi pişmemiş et, kaynatılmadan veya pastörize edilmeden tüketilen süt ve bunlardan elde edilen krema, tereyağı, peynir, yoğurt vb. ürünlerin yenilmesi ile tüberküloza yakalanırlar.

Patogenez

Hayvanlarda tüberküloz etkenleri genellikle vücuda solunum ve sindirim yolu ile girer. Duyarlı konakçının vücuduna giren virulent mikroorganizmalar girdikleri bölgede yerleşerek üremeye başlarlar ve organlarda ilk lezyonları olan mikropların fagositik hücreler tarafından fagosite edilmesi ve bunları, bu organlara bağlı lenf yumrularına taşıması sonucu lenf yumrularında da dejeneratif ve yangısal bozuklukların meydana gelmesine ve şişmesine neden olur. Böylece hem etkenin ilk girdiği organ veya dokularda ve hem de bunlara ait lenf yumrularında bozuk şekilde (primer kompleks) ortaya çıkar. Vücudun dirençli olduğu durumlarda, primer efektler iyileşebilir veya bazen de bunlar hiç belli olmayabilirler. Primer kompleks vücutta uzun yıllar dormant olarak kalabilir. Konakçının direncinin kırıldığı ve lezyonların aktive olduğu durumlardan kana karışan mikroorganizmalar tekrar üremeye başlar. Bu odaklardan mikroorganizmalar vücuda yayılarak generalizasyona neden olur. Çeşitli doku ve organlarda kazefiye ve kalsifiye odaklar bronş ve bronşiollere açılır ve mikroplu eksudat buralara boşalabilir. Bu eksudat öksürük veya tıksırıkla dışarı atılır ve etrafın kontaminasyonuna neden olur. Kan damarlarına ulaşan mikroplar kan yoluyla vücuda yayılabilir akciğerler yanısıra diğer organ ve dokularda da lezyon meydana getirebilir.

İnkübasyon

Hastalığın kuluçka süresi 1-9 ay olmakla birlikte, hastalık meydana gelmesi için hazırlayıcı faktörlerinde mevcut olması gerekir.

Semptomlar

Sığırlarda solunum yolu ile enfeksiyona ve dolayısıyla akciğer tüberkülozuna çok fazla rastlanır.

Solunum yolu enfeksiyonunda:

- Kuru, kısa ve hafif öksürük,
- Tüylerde bozulma,
- İştaha rağmen ilerleyen zayıflama,
- Yorgunluk ve halsizlik,
- İleri olgularda dyspnoea (solunum zorluğu), solunum sayısında artma,
- Burundan gelen mukopurulent / kanlı akıntı,
- Bronşial lenf yumrularının şişmesi ve soluk borusuna basınç yapması sonucu solunum güçlüğü.

Barsak enfeksiyonlarında:

- Karın bölgesinde sancı, karına bastırınca ağrı, gerginlik, sertlik,
- İshal / kabızlık,
- Dışkının sümüksü/kanlı olması.

Meme enfeksiyonlarında:

- Memede sertleşme, şişkinlik ve şekil bozukluğu,
- İleri devrede sütte purulent ve kanlı görüntü,
- Süt salgısının azalması/durması.

Böyle bir durumda sütün çiğ olarak içilmesi, bu sütün suni emzirmelerde kullanılması, iyi pastörize edilmemesi veya kaynatılmaması çok tehlikelidir.

Epididimis enfeksiyonlarında:

-Testislerin üst kısımlarında şişkinlik ve ağrı,
-Tunica vaginalis içinde fazlaca sıvı birikimi.

Karaciğer, dalak ve böbrekteki lezyonların genellikle klinikte tanınma ve saptanma olasılıkları genellikle azdır. Ancak bu organlarda büyüme, idrarda bulanıklık, irinli ve kanlı görüntü olur. Tüberkülozlu hastanın yukarıda anlatılan belirtileri birçok enfeksiyon hastalıkları ile karışabildiğinden tanısını koymak güçtür. Ancak hayvanın gün geçtikçe zayıflaması, halsiz ve iştahsız oluşu hastalıktan şüphe edilmesine neden olur.

Kesilen hayvanda akciğer enfeksiyonlarında burun ve civarında şişkinlik ve ülserlere, akciğer lenf yumrularında tüberküllere, sindirim sisteminde enfeksiyona, sindirim kanalında yaralara, incebağırsakta tüberkül ve ülserlere rastlanır. Barsak lenf yumruları şişkindir. Hastalık şiddetine göre karaciğer, dalak, genital organlar, böbrek, testis ve memede de yaralar görülür.

Tüberkülozun Teşhisi

1. Klinik teşhis: Klinik olarak kesin teşhis yapılamaz.

2. Laboratuvar metodu ile teşhis: Hasta hayvana ait kan veya kan serumu, balgam, irin, süt, gaita, vajen akıntısı, idrar veya kesilmiş hayvandan alınan marazi maddenin laboratuvar olarak bakteriyolojik, histopatolojik ve hayvan deneyi ile yapılan muayene sonucu teşhise varılır.

3. Allerjik teşhis: Bu metod kesin teşhiste en emin yöntemlerden biridir. Tüberkülin testi olarak bilinir. Ülkemizde tüberkülozisin saptanmasında deri içi tüberkülin uygulanır.

Tüberkülin uygulaması

Sığırlarda en iyi uygulama yeri boynun iki yanının orta kısmıdır. Boyunun orta kısmında 6x12 cm genişliğinde bir alan derisi zedelenmeyecek şekilde dikkatlice kırpılır. Derinin kalınlığı kompasla ölçülür ve kayıt edilir. Deri alkolle iyice dezenfekte edilir ve kuruması beklenir. Kırpılan yerin üst kısmına avian PPD ve bundan 8 cm kadar alt kısmına da mammalian PPD tüberkülinlerden 0,1 ml kadar şırınga edilir. Testlerin sonucu 72 saat sonra değerlendirilir. Bu sürenin sonunda derideki lokal reaksiyonlar (ağrı, duyarlılık, sıcaklık, şişkinlik) dikkatle tetkik edilir ve derinin kalınlığı kompasla ölçülür. Her iki tüberkülin uygulama yerinde veya birisinde meydana gelen deri kalınlaşması:

• 3mm'ye kadar (3 mm hariç): Negatif
• 3-4 mm.arası (4 mm hariç): Şüpheli
• 4 mm ve daha fazla: Pozitif olarak değerlendirilir.

Otopsi

Otopside; enfeksiyonun yerleştiği organlarda ve bunlara ait lenf yumrularında hastalığa özgü lezyonlar göze çarpar. Akciğerlerde çeşitli büyüklükte kazeöz ve kalsifiye nodüller bulunur. Mediastinal lenf yumruları şişmiş ve kalsifiye bir görünüş almıştır. Barsak tüberkülozunda ise incebağırsaklarda oval/yuvarlak tüberküloz ülserleri görülür. Etkenlerin kan yoluyla yayılması sonucu olan olaylarda birçok küçük nodül dikkati çeker. Bunlar peritonda çok sayıda bulunabilir ki böyle olaylara “incili tüberküloz’’adı verilir. Göğüs boşluğunda eksudat toplanır. Uterus tüberkülozunda organın çeşitli yerlerinde değişik büyüklüklerde nodüller görülür.

Tedavi

Tüberkülin testi ile (+) reaksiyon veren sığırlar sağaltılmazlar ve mecburi kesime tabi tutulurlar. Kemoproflaktik ve kemoterapotik olarak izoniazidin 100 mg/kg dozda 6-12 ay süre ile kullanılır. İnsanlarda streptomisin. pas, isoniazid kullanılır. Tüberküloz ile en etkili mücadele hastalıktan korunma ve sağlık tedbirlerine riayetle mümkündür. Ayrıca hayvanlar yıllık tüberkülin testine tabi tutulmalı, vektörlerin tecridi ve kesimi gerekmektedir.

Tüberkülozlu hayvanlar çevreye devamlı mikrop saçarak diğer hayvanlara hastalığı bulaştırır. Tüberküloz hastalığı 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’na göre ihbarı mecburi bir hastalık olup aynı zamanda tazminatlı hastalıklar kapsamındadır. Bu nedenle hastalık tespit edilen hayvanlar mahalli rayice göre kıymet takdiri yapılarak, mecburi kesime sevk edilir. Ve hayvan sahibine takdir edilen kıymetin ¾’ü oranında tazminat ödenir. Etler veteriner hekimce kontrol edilir. Tüberkülozun organ ve dokularda yaygın olmadığı etler kavurma olarak değerlendirilir. Yaygın ise tüm gövde imha edilir.

Korunma Önlemleri

Hastalıktan korunma ve etrafa yayılmasına mani olmada alınması gereken önlemler özetle şunlardır:

1. Hastalık kaynaklarının bilinmesi ve ortadan kaldırılması.

2. Gençlerle yaşlıların bir arada barındırılmaması ve otlatılmaması.

3. Buzağıların sağlam ve kontrollü hayvanlardan sağlanan sütlerle beslenmesi, bilinmeyen veya kontrolsüz yerlerden süt alınmaması ve böyle yerlerden alınan sütlerin kaynatılması veya pastörize edilmesi.

4. Enfekte analardan doğan sağlam buzağıların hemen ortamdan uzaklaştırılması.

5. Sürüye dışarıdan bilinmeyen, kontrolsüz ve karantinaya alınmamış hayvan sokulmaması.

6. Sürüdeki hayvanlara tüberkülin tatbik edilmesi, müspet olanların kesime sevk edilmesi ve testin 2 ay sonra tekrar edilmesi.

7. Sağlamların dezenfekte edilmiş ahıra alınması, sağlamlar ve hastaların ayrı bakıcılar tarafından bakılması.

8. Reaktör grupta klinik olarak tüberküloz alameti gösterenlerin kesime sevk edilmesi.

9. Sütten kesilen buzağılara tüberkülin tatbik edilmesi ve reaktörlerin ayrılması.

Not: Süt sığırcılığı yapanlar her yıl ineklerini tüberküloz bakımından muayeneye ve tüberküloz testi yaptırmaya mecburdur.

Şap hastalığı


Şap hastalığı sığır, manda, koyun, keçi ve domuzlar ile diğer yabani çift tırnaklı hayvanların salgın viral bir hastalığıdır. İnsanlar nadiren enfekte olurlar. Hastalık dilde, damakta ve ayakta veziküller, genç hayvanlarda kalp yetmezliği nedeniyle ani ölümler ile karakterizedir.

Hastalık, çok hızlı şekilde ve her türlü vasıta ile yayılabilir. Ölüm oranı (mortalite) %2-5 arası değişir ve ölüm genellikle genç hayvanlarda görülür. Bazı salgınlarda bu oran %50’ye kadar çıkabilir. Süt, et ve iş verimini düşürerek büyük ekonomik kayıplara sebep olur. Bütün dünyada hastalık hem ekonomik boyutuyla, hem de hayvan sağlığını global olarak etkilemesi nedeniyle çok sayıda ülkenin gündemini oluşturmaktadır.

Etiyoloji

Şap virüsü Picornaviridia ailesinden Aphthoviruslar grubuna dahil zarsız bir virüs olup tek zincirli RNA taşır. Şap virüsünün O, A, C, SAT 1, SAT 2, SAT 3 ve Asia 1 olmak üzere 7 adet farklı serotipi tespit edilmiştir. Her serotipin çok sayıda alt tipleri vardır. Serotipler arasında çapraz koruma mümkün değildir. pH 7-9 arasında stabil olmakla birlikte en dayanıklı olduğu pH değerleri 7.4-7.6 arasıdır. Çeşitli kimyasal maddeler şap virüsünü asit ve alkali pH değerlerinde inaktive ederler.

Epidemiyoloji

Şap hastalığına karşı sığır, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlarla yabani çift tırnaklılar hassastır. Hastalığın çok bulaşıcı olması nedeniyle geniş hayvan popülasyonları etkilenir. Genellikle hastalık 10 km içinde yayılır. Rüzgar ile virüs partikülleri daha uzun mesafelere yayılabilir. Uzun mesafelere yayılma bazı özel şartlar altında meydana gelir. 1982 yılında deniz üzerinden Fransa'dan İngiltere'ye hastalığın bulaştığı ispat edilmiştir.

Sığırlar daha fazla kapasitede hava solumaları ve enfeksiyona yakalanmak için daha az virüse ihtiyaç göstermeleri nedeniyle koyun ve keçilerden daha fazla hastalığa yakalanma riski taşırlar. Büyük sürüler bireysel hayvanlardan ve küçük sürülerden daha fazla hastalık riski taşırlar. Karkasta bulunan virüsler kesim sonrası laktik asit tarafından inaktive edilir. Kemik iliği ve sakatatta bulunan virüsler pH da herhangi bir değişiklik olmadığından enfeksiyon kaynağı olabilir.

Şap virüsünün saçılma yolları

- Salya
- Burun akıntısı
- Vezikül sıvıları
- Solunum
- Süt
- Semen
- Ayak lezyon döküntüleri
- Gaita
- İdrar
- Vajinal akıntı
- Fetüs sıvıları
- Deri döküntüleri

Genel olarak bulaşma üç şekilde olur.

1. Direk temas: En yaygın bulaşma şeklidir, Şap hastalığı mihraklarının yaklaşık % 95’inde görülür, hasta hayvan hareketleri bulaşmada önemli rol oynar. Hasta ve sağlam hayvanların bir arada bulundurulması ile hastalık oluşur

2. Hava yolu ile bulaşma: Rüzgarın yönü ve hızı, hava sıcaklığı ve nem oranı bulaşmada önemli faktörlerdir. Rüzgar ile hastalık etkeni daha uzun mesafelere de (60 km) yayılabilir.

3.İndirek bulaşma: İnsan vasıtası ile bulaşma (celep, hayvan bakıcısı, hayvan sahibi, çiftçiler, misafirler vs.), hastalığın doğal konakçısı olmayan hayvanlar vasıtası ile bulaşma (kedi, köpek, kuşlar, fareler, vs.), hastalıklı malzemeler (yem, ot, su, vs.) ve nakil araçları ile bulaşma, et ve et ürünleri ile bulaşma, süt ve süt ürünleri ile bulaşma, suni tohumlama ve embriyo transferi ile bulaşma şeklinde sıralanabilir.

Patogenez

Şap virüsü oro-nasal yolla organizmaya girer. Virüs farengial lenfoid dokuya ulaşarak burada çoğalır. Bunu takiben virüs lenfatik sisteme geçerek, kan yoluyla doku ve organları enfekte eder. Klinik belirtilerin görülmesinden önce virüs sekret ve ekskretlerde vardır. Virüs çok küçük toz zerrecikleri içinde, alveoler bölgelere ve kan makrofajları yüzeyine direk taşınabilir. Hedef dokulara taşınan virüs burada depolanır ve çoğalmaya başlar.

Canlı hayvanlarda veziküler lezyonların görülmesine ilaveten, enfeksiyonun ağır seyrettiği durumlarda veziküller genişler ve yara şeklini alır. Veziküllerin içi açık renkte seröz sıvı ile doludur. Genellikle kabuklaşır ve bu kabuklar yaklaşık 24 saat sonra kopar. Kabukların ayrılmasından sonra kırmızı renkte ülserler açığa çıkar. Birkaç gün sonra lezyonlar üzerinde nekrotik epitelium parçaları meydana gelir. Özellikle ağız bölgesinde ve dil üzerinde hastalığa has belirli granülasyon dokusu oluşur. Lezyonların durumu hastalığın epidemiyolojisi hakkında bilgi verir. Bu olayları takiben süratle iyileşme görülür. Ülserlerin iyileşmesiyle yeni epiteller oluşur.

Post mortem muayenelerde; rumen piluslarında büyük lezyonlar bulunabilir. Kas dokusunda düzensiz sarımsı çizgiler veya paranşimatöz dejenerasyonla karakterize lezyonlar şekillenmektedir. Bazı şap virüs suşları hem yetişkin hem de gençlerde kalbe büyük zarar vererek myokardial dejenerasyona yol açar ve kalp kaplan postu görünümü kazanır. Benzer lezyonlara iskelet kaslarında da rastlanabilir. Bütün vücut yüzeyindeki mikroskopik lezyonlar birbirine benzer görüntü oluşturur. En fazla epidermis üzerindeki stratum spinozum tabakasındaki hücreler enfekte olur. Bu hücreler şişkin, eozinofiliktir ve balon dejenerasyon şeklinde isimlendirilir. Hücreler arası bağlantılar bozulmuş, hücre sitoplazması dışarı sızmış, yıkıntılar çoğalmış ve mikroveziküller oluşmuştur. Mikroveziküller ödemle doludur. Hücre yıkıntıları ve makroveziküller, lökositlerle infiltre olmuştur.

Hayvanlarda, virüsün titresi düşerken nötralizan antikorlar yükselir. Enfeksiyonu takiben hayvanlar taşıyıcı durumda olabilirler. Bu taşıyıcı hayvanlardan probang yöntemiyle enfeksiyondan 2,5 yıl sonra dahi virüs tesbit edilebilir. Enfeksiyondan sonra şap virüsünün taşınması epidemiyolojik olarak çok önemlidir.

Klinik Tablo

Tipik vakalarda sığırlar 3-6 gün inkübasyon devresi gösterirler, fakat bu süre 1-11 gün arasında değişebilir. Hastalık yüksek ateş, depresyon, solunum güçlüğü, ağızda, ayakta ve memede veziküllerin görülmesiyle karakterizedir. Sağımdaki hayvanlarda belirgin olarak süt veriminde düşme görülür. Dil üzerinde, damakta, dudaklarda ve meme uçlarında içi saman rengi sıvı ile dolu veziküller görülür.
Hayvanlarda salya akması görülür. Vesiküller birkaç saat sonra açılır ve açık kırmızı renkli ülserler meydana gelir. Genellikle ayaktaki yaralar enfekte olur. Morbitide (hastalığa yakalanma) oranı %100'e kadar varabilir, fakat mortalite (ölüm) oranı buzağılar hariç düşüktür. Genç hayvanlar yaşlılardan daha hassastır. Post-mortem muayenede akut viral miyokarditis görülür.

Sığırlarda klinik belirtiler

- Yüksek ateş, titreme, donuk ve cansız bakışlar,
- Salyalı ve şapırtılı ağız, damak, dil, diş eti ve dudaklarda hassasiyet,
- Başlangıçta içi sıvı dolu veziküller daha sonra ülserli yaralar,
- Hassas ve ızdıraplı ayaklar, ağır vakalarda tırnak düşmesi,
- Süt veriminde azalma,
- Buzağılarda ölüm.

Koyunlarda klinik belirtiler

Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;
- Durgunluk, halsizlik,
- Aniden oluşan topallık,
- Sürüden ayrı yatma isteği,
- Kuzularda ölüm.

Marazi Madde Alma ve Gönderme

Şap hastalığının kesin teşhisi ve tip tayini için çift tırnaklı hasta hayvanlardan alınacak marazi maddeler en seri vasıta ile aşağıdaki esaslar dahilinde Şap Enstitüsüne gönderilir.

1. Marazi maddeler mümkün olduğu kadar antiseptik tatbik edilmemiş hasta sığır, koyun, keçi domuzlardan alınır.

2. Marazi madde alınırken ve gönderilirken kullanılacak bütün alet ve malzemelerin steril olmasına dikkat edilmelidir

3. Marazi maddeler; Şap Enstitüsü Müdürlüğünce hazırlanmış ve içerisinde gliserin iso-buffer solüsyonu bulunan şişelerle gönderilir. Temin edilmemesi halinde, marazi maddeler serum fizyolojik solüsyonlu kablarla gönderilir. Marazi maddeler kaplara konulduktan sonra etiketlenip ağızları parafinlenir.

4. Tip tayini için gönderilecek materyal yeni şekillenmiş lezyonlu kısımlardan seçilir. Bunlar tercih sırasına göre; dil, damak, dudak, burun mukozası ve meme epiteli ile gecikmiş vakalarda ise tırnak arası epitelidir.

5. Gönderilecek vezikül sıvısı; dil, damak dudak, meme ve ayakta teşekkül eden patlamamış yeni veziküllerden steril şırınga ile çekilmiş olmalıdır.

6. Gönderilecek olan marazi maddeler bir (1) gramdan aşağı, iki (2) cm² den küçük olmamalıdır. Her hayvandan alınan marazi maddeler ayrı ayrı şişelere konulmalıdır.

7. Hastalığı geçirmiş ve herhangi bir lezyon görülmeyen hayvanlardan kan serumu gönderilmelidir. Kan serumu gönderilirken şu hususlara dikkat edilmelidir:
- Kan almak için, hastalığı en az 7 gün önce geçirmiş hayvanlar seçilir.
- Kan steril şırınga ile steril tüpe alınır.
- 30-60 dk. içinde kanda donma başlayınca tüpün etrafı steril ince bir telle çizilip bir gece oda derecesinde bekletilir.
- Elde edilen serum steril bir tüpe alınıp ağzı kapatılarak en seri şekilde gönderilir.

8. Hazırlanan marazi maddeler en seri vasıta ile Şap Enstitüsü Müdürlüğüne gönderilir.

Teşhis, Ayırıcı Teşhis

Klinik olarak hastalığın teşhisi konsa bile kesinlikle tip tayini için laboratuvara marazi madde gönderilmelidir. Şap virüsünün tip tayininin yapılması hastalığın teşhisi yanında epizootiyoloji ve aşılama stratejilerinin saptanmasında kritik öneme sahiptir.

Klinik belirtilerin şap hastalığına benzer vesiküler hastalıklarla karıştırılabilmesi nedeniyle büyük salgınlar dışında klinik olarak direk teşhis koymak güçtür. Veziküler stomatitis, Sığır vebası, Mukosal disease, Enfeksiyöz bovine rhinetracheitis, Mavidil, Sığır papuller stomatitisi, Bovine viral diare, Koyun ve keçi vebası, panarisyum, piyeten gibi hastalıklarla karışabilir.

Korunma ve Kontrol

Kontrol tedbirlerinin amacı bir anlamda bulaşmanın önlenmesidir. Şap hastalığının mücadelesinde alınacak önlemler iki yönden ele alınabilir.

1. Hastalık çıkmadan önce alınacak genel tedbirler

- Duyarlı hayvanlara şap aşısının periyodik olarak uygulanması,

- Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi,

- Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün),

- Pazarda satılacak veya başka bir yere nakil edilecek hayvanlara en az 15-20 gün önceden şap aşısının yapılması,

- Ahır girişlerinde gerekli olan paspas veya giriş havuzlarında devamlı olarak sodyum karbonat, bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan maddelerin bulundurulması,

- Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması,

- Hayvan bakıcılarının özel elbise ve ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak tutulması.

- Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi,

- Şüpheli vakalarda veteriner hekimden bilgi alınması.

2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler

- Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal ayrı bir yere alınması,

- Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması, İl/ilçe müdürlüklerine haber verilmesi,

- Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması,

- Araçların çiftliğe giriş/çıkışlarının mümkünse engellenmesi, mümkün olmaması durumunda hareketlerde hijyen kurallarına harfiyen uyulması,

- Yem, saman, altlık gibi malzemelerin giriş çıkışına izin verilmemesi,

- Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve otların yakılması,

- Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi,

- Satıcıların çiftliğe sokulmaması,

- Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım ve satımının yapılmaması,

- Ahırlar birden fazla ise, her biri için ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi,

- Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması,

- Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait eşya, malzeme ve naklinde kullanılan vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması,

- Enfekte hayvanların itlaf edilmesi/kesimi/imhası.

Şap Hastalığı Mücadelesinde Dünyada Uygulanan Metodlar

1. Kesim metodu: Hijyen kuralları ile beraber Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülür yakılarak veya gömülerek imha edilir. Kontamine malzemeler, et, süt vb. ürünler imha edilir. Bu işlemler dezenfeksiyon dahil sıkı hijyen kuralları ile beraber aşılamanın yapılmadığı ülkelerde uygulanmaktadır. İngiltere, Kanada, ABD, Norveç gibi ülkelerde uygulanmıştır.

2. Kesim ve çevre aşılama metodu: Hijyen kuralları ile beraber Hastalığın kontrol altına alındığı ülke ve bölgelerde yıllık aşılama olmaksızın enfekte hayvanlar ve şüpheliler karantinaya alınır. Enfeksiyon bölgesinin çevresindeki hayvanlar aşılanırlar. Danimarka, İsveç, İsviçre, Hollanda, Meksika gibi ülkelerde uygulanmıştır.

3. Aşılama metodu: Hedef popülasyonunun en az %80'inin şap hastalığına karşı aşılanarak yeterli korumanın sağlanabilmesi amacıyla yılda iki dönem şeklinde yoğun koruyucu aşılama kampanyaları sürü bağışıklığını sağlamaktadır. Hastalığın endemik olduğu Arjantin, Brezilya ve Afrika’nın bazı bölgeleri ile ülkemizde bu metod uygulanmaktadır.

Kobay (Gine domuzu) yetiştiriciliği


Gine domuzu olarak bilinen Cavia porcellus, tıknaz, birçok renkte ve şekilde tüyleri olan evcil bir kemirgendir. Gine domuzlarının evcilleştirilmemiş atalarının yurdu Orta ve Güney Amerika’dır. Tüm Güney ve Orta Amerika’da yayılım gösterirler. Yabani kobay, mara (pampa tavşanı), kapibara (su domuzu) gibi türlerden oluşan kobaygiller, kemirgenler arasında en geniş aileyi oluştururlar.

Gine domuzları başlangıçta et kaynağı olarak evcilleştirilmişlerdir ve hala dünyanın bazı bölgelerinde tüketilmektedirler. Yaklaşık on bin yıl öncesine tarihlenen ilk evcil Gine domuzu kemikleri Peru’da bulunmuştur. Özellikle İnka döneminde evcil kobayların yetiştirilmesi iyice yayılmıştır. İspanyolların Güney Amerika’yı keşfetmeleriyle beraber evcil kobaylar Avrupa’ya taşınmaya başlanmıştır. Zamanla Avrupa’da ve tüm dünyada evlerde beslenen popüler bir hayvan haline gelmiştir.

Gine domuzları üzerinde biyolojik deneyler 17. yüzyıldan beri yapılmaktadır. Bu hayvanlar, 19. ve 20. yüzyıllarda model organizmalar olarak o kadar sık kullanılmıştır ki, bir insan deneğini tanımlamak için kobay sıfatı kullanılmaya başlanmıştır. İnsan tıbbında; diyabet, tüberküloz, skorbüt ve gebelik komplikasyonları gibi konuların araştırılmasında kullanılmaktadır.

Kobayların Özellikleri

Kobaylar büyük sayılabilecek kemirgenlerdendir. Yaygın evcil ırkları gelişimlerini tamamladıklarında 700 ila 1.200 gram ağırlığa ve 20 ila 25 cm uzunluğa ulaşabilmektedir.  Normal vücut sıcaklıkları 39°C ila 40°C arasındadır. Nabız sayıları dakikada 250 atım kadardır. Östrus döngüleri 13 ila 25 gün, gebelikleri 59 ila 72 gün sürer.

Ömürleri ortalama dört ila beş yıldır, ancak sekiz yıla kadar yaşayabilirler. Gine domuzlarının ön ayaklarının her birinde 4, arka ayaklarının her birinde 3 parmak (parmak) bulunur. Her parmağın çok keskin bir pençesi vardır. Arka bacakları ön bacaklarından daha uzundur. Dış kuyrukları yoktur. Çoğu kobayın kürkü bulunmakla birlikte, çoğunlukla laboratuvarlarda tercih edilen Skinny pig gibi tüysüz ırkları ve Texel gibi uzun kürklü ırkları da bulunmaktadır.


Erkek ve dişi kobaylar, genel boyutları dışında görünüş olarak farklılık göstermezler. Anüsün konumu her iki cinsiyette de cinsel organlara çok yakındır. Hayvanların cinsiyet ayrımları genç yaşta eğitimli biri tarafında yapılmalıdır. dişilerin cinsel organları, bir vulvar flepten oluşan "Y" şeklinde bir konfigürasyondadır. Erkek cinsel organlarına bakıldığında penis ve anüs benzer bir şekil oluşturur, ancak genital bölgenin çevresine basınç uygulanırsa penis dışarı çıkacaktır.

Gine domuzları, yiyeceklere giden karmaşık yolları öğrenebilir ve öğrenilen bir yolu aylarca doğru bir şekilde hatırlayabilirler. Hamster ve sıçanların aksine, kobaylar çoğunlukla gündüzcüdür; yani genellikle gündüzleri uyanıktırlar ve geceleri uyurlar. Küçük engelleri atlayabilirler ancak yükseğe zıplayamazlar. Çoğu zayıf tırmanıcılardır ve çevik değillerdir. Kolayca irkilirler ve tehlikeyi hissettiklerinde ya uzun süre olduğu yerde donarlar ya da saklanmak için hızlı hareketlerle koşarlar. Islanmayı sevmezler ve nadiren banyoya ihtiyaç duyarlar. Birçok kemirgen gibi, kobaylar da düzenli olarak kendi kendilerini tımar ederler. Tımar sırasında gözlerinden süt beyazı bir madde salgılanır ve saça sürülür. Genellikle birbirlerinin saçlarını da çiğnerler, ancak bu, sosyal bir jestten ziyade grup içinde hiyerarşi kurmanın bir yoludur.

Kobayların Bakımı

Kobaylar geniş alanlara ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple kafeslerinin mümkün olduğunca büyük olması gerekir. Mağazalarda satılan çoğu kafes, yeterli büyüklükte değildir. Ayrıca son dönemlerde, özellikle Almanya’da kobayların bahçelerde geniş ve korunaklı alanlarda beslenmeleri gittikçe popülerleşmektedir. Kışın ve soğuk havalarda dışarıda tutulmaları sakıncalıdır çünkü çok çabuk üşütüp ölebilirler. Gine domuzları 18°C ila 23°C arasındaki dar sıcaklık aralığında kendilerini rahat hissederler. Ayrıca düşük bağıl nem (%50'nin altında) tercih ederler. Yazın fazla güneşte bırakılmamalıdır, 29°C üzerindeki sıcaklıklara maruz kaldıklarında sıcak çarpması gelişebilir.

Kobay kafeslerinin zeminleri, evcil hayvan mağazalarında satılan küçük evcil hayvanlar (tavşan, kemirgen ve sürüngenler) için üretilen talaşla doldurulur. Gazete kâğıdı çok çabuk ıslanıp, geç kuruduğu için hijyenik değildir; bakteri üremesine sebep olur. Bu sebeple hiçbir şekilde kullanılmaması gerekir. Ayrıca kafeste, kobayların diledikleri zaman içlerine girip uyuyabilecekleri ya da saklanabilecekleri ağaç kavukları ve yuvalar olması gerekir. Kobaylar her gün en az bir saat serbest bırakılmalıdır. Serbest bırakıldıkları odalarda kablolara ve zehirli çiçeklere dikkat etmek gerekir.

Birden fazla kobay beslemek, evcil hayvanınız için arkadaşlık sağlar. Sadece aynı cinsiyetten kobayları beslemek çiftleşmelerini engeller. Erkek kobayları bir arada tutmayı planlıyorsanız, ya kısırlaştırılmalı ya da annelerinden sütten kesilmeden önce birbirleriyle tanıştırmalısınız. Bu, kavgayı önlemeye yardımcı olacaktır. Gine domuzları, diğer evcil hayvanlarla temasa geçerlerse panikleyebilir veya strese girebilirler, bu nedenle köpeklerden, kedilerden ve diğer hayvanlardan ayrı tutulmaları gereklidir. Bu aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların yayılmasını da önlemeye yardımcı olacaktır.


Gine domuzlarının tırnaklarının düzenli düzeltmesi gereklidir. Küçük yaştan başlayarak, küçük hayvan veya insan tırnak makası kullanarak tırnakları kesilmelidir. Kanama ve ağrıya neden olmadan dikkatlice kesmeye dikkat edilmelidir. Tırnağa parlak bir ışıkla bakmak, kan damarlarının bulunduğu canlı dokuyu görmeye yardımcı olur.

Kobayların Beslenmesi

Evcil kobaylar tamamıyla vejetaryen olup, ot, tohum, meyve, sebze, kök ve dallarla beslenirler. Birçok evcil hayvan mağazasında satılan hazır kobay yemleri tohumlardan, preslenmiş ot ve baharatlardan oluşur. Ayrıca fıstık ya da çekirdek gibi kuruyemişler de bu yemler içinde yer alır.

Kobaylar, tıpkı insanlar gibi C vitaminini kendi vücutlarında üretemezler. Bu sebeple kobaylara verilmesi gereken hazır yemlerde kesinlikle C vitamini takviyesi bulunması gerekir. Ayrıca zaman zaman domates ya da maydanoz gibi C vitamini açısından zengin meyve ve sebzelerle beslenmeleri gerekir. Kobaylar günlük lif ihtiyaçlarını otlardan karşılarlar. Kafeste her zaman ot, saman ve hazır yem bulundurulmalıdır. Ayrıca kemirgenler için özel üretilen suluklarda her daim temiz su bulunması gerekir.

Kobayların Üretilmesi

Dişi kobaylar 2 aylıkken (55 ila 70 gün) cinsel olarak olgunlaşır. Erkek kobaylar 2-3 aylıkken çiftleşebilirler. Bununla birlikte, hem erkekler hem de dişiler daha erken olgunlaşabilir ve doğurgan olabilirler. Üreme genellikle dişi kobayların ömrünü kısaltır. Dişi bir kobayın 8 aylık olduktan sonra ilk kez üremesi, 2 kasık kemiği arasındaki sert fibröz kıkırdaktan oluşan bir eklemin sertleşmesi nedeniyle oldukça tehlikeli olabilir. Daha önce hamilelik olmadan tam erişkinliğe ulaşan dişi kobaylar, yavrularını normal şekilde doğuramayabilir. Sezaryen, kobaylarla deneyimi olan bir veteriner hekim tarafından yapıldığında bile nadiren başarılıdır.

Kobayların kısırlaştırılması küçük hayvanlarla uğraşma konusunda deneyimli bir veteriner tarafından yapılabilir, ancak ameliyat riskler taşır. Kobaylar genellikle ameliyata, anesteziye veya yabancı bir ortamda tutulmaya iyi tepki vermezler. Çiftleşmeyi önlemenin en güvenli, en kolay ve en ucuz yolu erkek ve dişi kobayları ayrı ayrı barındırmaktır.


Yeni doğan kobaylar yaklaşık 100 gram ağırlığındadır. Bu kadar küçük bir boyutta bile tüyleri vardır ve sizi gördüklerinde kaçabilirler. Annenin, yenidoğanları yaklaşık 3 haftalık olana kadar emzireceği bir çift meme bezi vardır. Yavru kobaylar başlangıçta annelerini emerler, ancak 2 gün içinde katı yiyecekleri (nemli peletler gibi) kemirebilirler. Yaklaşık 170 grama ulaştıklarında, yavrular emmeyi bırakırlar ve ebeveynleri ile aynı yiyecekleri yerler.

Yavru kobayları 2 ila 3 haftalık olduklarında dikkatli bir şekilde ele almaya başlamak önemlidir. Bu, genç kobayların insanlarla bağ geliştirecekleri ve tutulmayı kabul etmeyi öğrenecekleri dönemdir.

Hastalık Belirtileri

Gine domuzlarının genel sağlık kontrolleri günlük olarak yapılmalıdır. Bu, evcil hayvanınızla düzenli olarak özel bir zaman geçirmenizi sağlar. Ayrıca evcil hayvanınızı olası cilt problemleri, yaralanmalar, ani kilo alıp verme, diş problemleri ve diğer sağlık sorunları için kontrol imkanı sunar. Bir kobayın hasta olduğunun bazı belirtileri; iştahsızlık, kilo kaybı, kambur duruş, anormal yürüyüş veya topallama, alışılmadık derecede zayıflık veya anormal derecede büyük bir göbek, tüy tabakasının kıvamında bir değişiklik veya nefes almada zorluktur. Hasta kobayların enerjisi azalmış olabilir ve seslere, dokunmaya tepki vermeyebilir.

Kobaylar için en yaygın sağlık sorunları öncelikle akciğerleri veya sindirim sistemini etkiler. Hasta bir kobayda; ishal, gözlerden veya burundan bir akıntı görülebilir. Diş problemleri de yaygındır, bu nedenle ağzında salya, aşırı büyümüş dişler veya şişlik olup olmadığı kontrol edilmelidir. Ayrıca evcil hayvanınızın kulaklarında tahriş olup olmadığını kontrol etmeli, ayaklarında yara veya tırnaklarında kırık olup olmadığı incelenmelidir. Bu küçük hayvanlar hızla hastalanabilir ve sorunu hemen tespit edip tedavi etmek kritik olabilir. Bu belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, veteriner hekime danışmak en doğrusudur.

Veteriner hekim e-reçete talimatı ve kılavuzu


Veteriner Hekim E-reçete Talimatı ve Kılavuzu *

Bu Kılavuz, ülkemizde hayvan sağlığı alanında kullanılan beşeri tıbbi ürünler dâhil olmak üzere tüm reçeteye tabi veteriner ilaçların izlenebilirliğini sağlamak, veteriner hekimlerin hayvan sağlığı alanında gerçekleştirdikleri faaliyetleri sonucunda oluşan verileri kullanarak; gıda güvenliğini temin etmek, hayvan hastalık ve zararlıları ile etkin bir mücadele gerçekleştirmek amacıyla veteriner hekim reçetelerinin elektronik ortamda düzenlenmesini ve bu amaçla gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili tarafların yükümlülüklerini, rollerini belirlemeyi amaçlamaktadır.

Veteriner hekimlerin reçete düzenlemesine ilişkin hususlar 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun’un ilgili maddelerinde belirlenmiş ve 5996 sayılı Kanuna dayanılarak 24/12/2011 tarih ve 28152 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Veteriner Tıbbi Ürünler Hakkında Yönetmelikle veteriner tıbbi ürünlerin üretimi, ithalatı, ihracatı, kullanımı, ambalajlanması, etiketlenmesi, tanıtımı, nakliyesi, depolanması, reçeteli ya da reçetesiz satışı, izin verilmesi, kontrolü ve teminine ilişkin esaslar belirlenmiştir.

Yönetmeliğin 47'inci maddesinde perakende satış yeri kayıtları, 48'inci maddesinde reçete ile ilgili esaslar belirlenmiş olup 48'inci maddenin 1'inci fıkrasında "herhangi bir ürünü veya terkibi hayvana uygulayan ya da uygulanmasını tavsiye eden veteriner hekimin gerektiğinde söz konusu durumu belgelemek üzere reçete düzenlemesi ve hayvanla ilgili kişiye vermesi ve kaydetmesi gerektiği 2'nci fıkrasında ise "Veteriner hekim reçetesinde asgari bulunması gerekli bilgilere ilişkin hususlar" açıklanmıştır.

Veteriner tıbbi ürünler hayvan sağlığı ve hayvan refahının temin edilmesinin yanı sıra toplum sağlığı ve çevresel etkileri nedeniyle kritik öneme sahiptirler. Bu nedenle, veteriner tıbbi ürünlerin üretiminden son kullanımına kadar tüm süreçlerinde ve hatta kullanımı ve kullanımı sonrasında hayvanlar, gıdalar ve çevresel etkileri bakımından izlenmesi gerekmektedir. Veteriner tıbbi ürünler arasında ise özellikle reçeteye tabi veteriner ilaçlarının her aşamasında izlenebilirliğinin temin edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu sebeple, bu Kılavuz reçeteye tabi veteriner tıbbi ürünleri tavsiye eden veteriner hekimlerin düzenlemek zorunda oldukları veteriner hekim reçetesinin elektronik ortamda düzenlenmesi amacıyla oluşturulan E-Reçete Uygulaması ile ilgili olarak tarafları, tarafların sorumluluklarını, E-Reçete Uygulamasının kullanıcıları ve sisteme kayıt edilmesini, E-Reçete düzenlenmesinde izlenecek yolu, E-Reçetenin perakende satış noktaları tarafından görülerek reçeteye tıbbi ürünlerin satılabilmesini, E-Reçete düzenleyen veteriner hekimler ile perakende satış noktalarının kontrolüne dair prosedürleri belirlemeyi amaçlamaktadır.

(*) Not: Veteriner Hekim E-reçete Talimatı ve Kılavuzu'nun tamamını görüntülemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.

Veteriner hekim muayenehane ve poliklinik yönetmeliği uygulama talimatı


Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği Uygulama Talimatı *

Bilindiği üzere, 5996 sayılı Kanuna göre yayımlanan Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği, 15 Ekim 2011 tarihli ve 28058 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin amacı, veteriner hekimler tarafından açılmış veya açılacak olan muayenehane ve polikliniklerin sahip olması gereken asgari teknik, hijyen ve sağlık şartları ile bu yerlerin açılma, çalışma ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Yönetmeliğin uygulanmasında aksaklıklara meydan verilmemesi amacıyla aşağıdaki hususlara uyulması gerekmektedir.

1- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve 657 sayılı Kanuna tabi çalışmayan veteriner hekimler bu Yönetmelik hükümlerine uyarak muayenehane veya poliklinik açabilir, bu gibi yerlerde çalışabilirler. 

2- Yabancı ülke veteriner fakültesinden diploması olan veteriner hekimler, 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği hükümlerine göre, Yüksek Öğretim Kurumundan denklik belgesine sahip olmaları gerekmektedir. 

3- Muayenehanelerde en fazla üç veteriner hekim çalışabilir. Çalışan veteriner hekimler şirket kurarak yada aralarında iş akdi yaparak bir araya gelirler. Birden fazla veteriner hekimin çalıştığı muayenehanelerde bir kişi sorumlu veteriner olmak zorundadır. Ruhsat almak için yapılan müracaatta sorumlu veteriner hekimin kim olduğu mutlaka belirtilmelidir. Ortaklardan bir veteriner hekime sorumlu veteriner hekim belgesi, sorumlu veteriner hekim dâhil her veteriner hekime de ayrı ayrı çalışma izin belgesi düzenlenir.

4- Polikliniklerde en az dört veteriner hekim çalışabilir. Bir veteriner hekim, kendisi sorumlu veteriner hekim olmak şartıyla en az üç veteriner hekimle iş akdi yapabileceği gibi, bir araya gelmiş en az dört veteriner hekim, adi ortaklık kurarak ya da şirket ortaklarının tamamı veteriner hekim olmak şartıyla şirket kurarak poliklinik ruhsatı alabilirler. Ortaklardan bir veteriner hekime sorumlu veteriner hekim belgesi, sorumlu veteriner hekim dâhil her veteriner hekime de ayrı ayrı çalışma izin belgesi düzenlenir. 

Sorumlu veteriner hekim aynı zamanda Sorumlu Yöneticidir. 

5- Muayenehane veya poliklinik açmak isteyen veteriner hekimler, Yönetmeliğin 6. veya 9. maddesinde istenilen belgelerle beraber bir dilekçe ile Valiliğe müracaat ederler. Belgeler, il müdürlüğü hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şubesince incelenir. Belgelerin tetkiki ve görevli veteriner hekimlerin mahallinde yaptıkları inceleme sonucunda bu Yönetmelik hükümlerine uygun bulunan yerlere, Valilik oluru ile il müdürlüğünce ruhsat verilir.

Muayenehane ve poliklinik ruhsatları Ek-1 ve Ek-2’deki örneğe uygun olarak il müdürlüğünce düzenlenir. Ruhsatlandırılmış muayenehane ve polikliniklere ait bilgiler Türk Vet kayıt sistemine kaydedilir. Ayrıca bağlı bulunulan Bölge Veteriner Hekimler Odasına da veteriner hekimin adı, adresi, ruhsat tarih ve numarası bildirilir.

Muayenehane ve polikliniklerde çalışan veteriner hekimlere düzenlenen  “Sorumlu Veteriner Hekim Belgesi” ile “Veteriner Hekim Çalışma İzin Belgesi”  iki nüsha halinde düzenlenecektir. Bu belgeler İl Müdürlükleri tarafından bilgisayar çıktısı şeklinde  basılacak ve doldurulacaktır. Düzenlenen bu belgelerden bir tanesi İl Müdürlüğünde muayenehane veya polikliniğe ait dosyada tutulacaktır.

6- Poliklinikler aynı il sınırı içinde poliklinik şubesi de açabilirler. Açılacak olan her şubede en az dört veteriner hekim olacaktır. Ruhsatlanmış olan bir polikliniğe bağlı bir şube açılacağı zaman; Yönetmeliğin 9. Maddesinde istenilen belgeler getirilir. İl Müdürlüğünce yerinde yapılan incelemelerde Yönetmeliğin 10. maddesinde istenen şartları yerine getiren poliklinik şubesine ayrı bir ruhsat düzenlenir. Ruhsatta poliklinik ismi aynen yazılarak yanına ( Şube-I ) ibaresi ilave edilir. Söz konusu şubede çalışan veteriner hekimlerden birisine sorumlu veteriner hekim belgesi, sorumlu veteriner hekim dâhil her veteriner hekime de ayrı ayrı çalışma izin belgesi düzenlenir.

 “Veteriner Hekim Çalışma İzin Belgeleri” ruhsatla beraber hasta sahiplerinin görebileceği yere asılır. Açılmış olan poliklinik şubeleri de ilgili mevzuatın gerektirdiği ölçüde poliklinik adına yapılan faaliyetlerden sorumludur.

7- Muayenehane ve poliklinikler Yönetmeliğin 7. ve 10. maddelerindeki asgari ve teknik şartlara uymak zorundadırlar.

8- Muayenehane ve polikliniklere ruhsat numarası verilirken; önce il trafik kodu, sonra muayenehanelere (M), polikliniklere (P) harfi yazılır, daha sonra ildeki ruhsat veriliş sırası rakam olarak yazılacaktır. Ruhsat numarası verilmiş polikliniklerin şubesi açıldığı zaman, bu şubeye verilecek olan ruhsat numarası poliklinikle aynı olacak sadece sonuna romen rakamıyla şube sayısı verilecektir.

9- Muayenehane ve polikliniklerde çalıştırılacak yardımcı personel istihdamı, Yönetmeliğin 13. Maddesine göre yapılacaktır. Yardımcı sağlık hizmetleri personeli çalıştırılması durumunda, sorumlu veteriner hekimler, il müdürlüğüne bir dilekçeyle başvurarak yardımcı sağlık hizmetleri personelinin diploma veya mezuniyet belgesinin aslı ya da onaylı örneğini, aralarında yaptıkları imzalı protokolün bir nüshasını iki resimle birlikte ibraz ederler. 

Yardımcı sağlık hizmetleri personeliyle yapılan iş akdi noter tasdikli olur. Çalıştırılan her yardımcı sağlık hizmeti personeli için iki nüsha “Yardımcı Sağlık Hizmetleri Personeli Çalışma İzin Belgesi” düzenlenecektir. Bu belgelerden bir tanesi İl Müdürlüğünde muayenehane veya polikliniğe ait dosyada diğeri ise işyerinin dosyasında bulundurulacak, istenildiği taktirde denetim elemanlarına gösterilecektir. Sağlık hizmeti dışındaki yardımcı personel için çalışma izin belgesi düzenlenmeyecektir. 

10- Yardımcı Sağlık Hizmeti Personeli olarak tanımlanan personel unvanları aşağıda açıklanmıştır;

Veteriner sağlık teknisyeni: Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Tarım Meslek Lisesi veteriner sağlık bölümü ile daha önce Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olan Veteriner Sağlık Meslek Lisesi, Hayvan Sağlığı Memurları Okulu, Hayvan Sağlığı Memurları Meslek Lisesi okullarından herhangi birinden mezun teknisyenleri,

Veteriner sağlık teknikeri: Lise öğrenimi üzerine iki yıl süreli "Veteriner Sağlık Önlisans" programlarından mezun olan teknikerleri,

Sağlık teknikeri: Meslek Yüksek Okullarının Sağlık Programları Bölümünde yer alan Hayvan Sağlığına yönelik programlardan mezun olan teknikerleri,

Laborant: Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Tarım Meslek Lisesi Laborant Bölümü ile daha önce Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olan Hayvan Sağlık Memurları Meslek ve Laborant Meslek Lisesi mezunları ve Meslek Yüksekokullarının Sağlık Programları Bölümünde yer alan Veteriner Laboratuvar hizmetlerine yönelik programlardan mezun olan teknikerleri,

11- Muayenehane ve Polikliniklerde bulundurulacak alet ve malzemeler, Ek-3 ve Ek-4’de belirtilmiştir.

12- Ruhsat almış muayenehane ve poliklinikler; veteriner sağlık ürünleri, veteriner biyolojik ürünler ile karma yem, mineral yem ve yemlik preparat gibi ürünler için, Bakanlıkça belirtilen esaslar doğrultusunda işlem yapmakla yükümlü olup, bu konulardaki mevzuat hükümlerinde istenilen şartlar, “Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği” hükümlerine ilave olarak yerine getirilecektir.   

13- Muayenehane veya poliklinik açmış veteriner hekimler; Yönetmeliğin 17 nci maddenin (b) bendinde bahsedilen, hayvanın cinsi, kulak numarası, durumu, sahibinin adı adresi, teşhisi ve hayvana uygulanan işlemler ile verilen ilaçlara ait bilgileri içeren “Muayene Kayıt Defterini”  bulundurmak ve düzenli olarak tutmakla yükümlüdür. Veteriner hekimlerin isteğine bağlı olarak, muayenehane veya poliklinik bünyesinde bilgisayar ortamında tutulan kayıtlarda da Yönetmelikte istenilen bilgilerin bulundurulması zorunludur. 

14- Muayenehane ve polikliniklerde tabela uygulaması Yönetmeliğin 18 inci maddesinde açıklanmıştır. Muayenehane ve polikliniklerde, sadece ruhsatta belirtilen isim yazılı bir dış tabela asılır. Tabelada, ruhsatta verilen isimden sonra mutlaka muayenehane veya poliklinik ibaresi bulunacaktır. İş yerinin birden fazla cephesi varsa en fazla iki cephesinde bu tabeladan asılabilir. 

Sadece birden fazla veteriner hekimin bulunduğu muayenehaneler ile polikliniklerde çalışan veteriner hekimlerin isimlerini varsa uzmanlıklarını ve telefon numarasını gösterir ayrı bir tabela da asılabilir. Bu tabela dış tabelanın yanına veya polikliniğin girişine asılabilir. Bu tabelanın yüzey alanı dış tabeladan büyük olamaz. 

Muayenehane ve polikliniklerin dış cephesinde bu tabeladan başka bir tabela veya camlarında her ne şekilde olursa olsun yazı, ilan ve reklam benzeri ibare bulundurulamaz. 

15- Muayenehane veya poliklinik açacak veteriner hekimler, Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından yapılacak hizmet içi eğitimi programına katılıp belge almak ve bu belgeyi ruhsat alma aşamasında ibraz etmek zorundadırlar. Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte, bir önceki Yönetmeliğe göre ruhsatlı olan muayenehane veya poliklinikte çalışan veteriner hekimler Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten itibaren iki yıl içinde eğitime katılıp belge alacaklardır. 

Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte, bir önceki Yönetmeliğe göre ruhsatlı olan muayenehane veya poliklinik sahibi veteriner hekimler, adres değişikliği yapmaları durumunda, yine aynı ruhsat numarasıyla ruhsatlandırılır ancak yeni adreste açacakları işyeri 15 Ekim 2011 tarihli Yönetmelik hükümlerine uygun olmak zorundadır. Ruhsatlı veteriner hekimlerin, adres değişikliği sebebiyle ruhsat yenilenmesi durumunda ise Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten itibaren iki yıl içinde eğitime katılıp belge almaları gerekmektedir.

Ruhsatlı muayenehanesi veya polikliniği olan veteriner hekimler, Bakanlık ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği Bölge Veteriner Hekimler Odası tarafından düzenlenerek, kendilerine katılma zorunluluğu tebliğ edilen eğitimlere katılmakla yükümlüdür. 

16- Ruhsatlı muayenehane ve polikliniklerin denetimleri, İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüğünde görevli veteriner hekimler tarafından, Yönetmeliğin asgari teknik ve sağlık şartlarının sağlanması amacıyla yılda en az bir defa yapılacaktır. İl Müdürlüğü gerektiğinde ilçelerdeki denetim yetkisini ilçe müdürlüklerine de devredebilir. Yönetmelik hükümleri doğrultusunda yapılacak denetimde kullanılacak form Ek-5’de verilmiştir.  

Ruhsatlı muayenehane ve polikliniklerde çalışan veteriner hekimler, meslek icrası yönünden 6343 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılmış olan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Uygulama Yönetmeliği kapsamında, bağlı oldukları veteriner hekimler odası tarafından da denetime tabi tutulurlar. 

17- Muayenehaneyi veya polikliniği kapatmak ya da adres değişikliği yapmak isteyen veteriner hekimler ile Meslek Odaları tarafından meslekten men cezası almış veteriner hekimlerle ilgili Yönetmeliğin 21. Maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir. 

18- Denetimler sonunda Yönetmelik hükümlerine uymayan durumların tespit edilmesi halinde uygulanacak idari yaptırımlar, Ek-5’de verilmiştir.  Uygulanacak idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için Vergi Usul Kanununa göre yeniden değerlendirme oranında arttırılarak uygulanır. 17 Kasım 2011 tarihli ve 28115 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca yeniden değerlendirme oranı 2011 yılı için % 10,26 (on virgül yirmi altı) olarak tespit edilmiştir. 

19- Genel Müdürlüğümüzce 04.09.2003 tarihli ve 24778 sayılı yazımız içeriğinde belirtildiği üzere, ilinizde muayenehane veya poliklinik ruhsatı almış veteriner hekimlerin, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünce yayımlanan “İşyeri Açma İzni Harcı” konulu Genelgesi doğrultusunda iş yeri açma izni almak ve işyeri izni harcı yatırmakla yükümlüdürler.

20- Veteriner Hekimlerin, sahip oldukları diplomaları, veteriner hekim olmayan kişilere vererek hayvan sağlığı hizmetinin veteriner hekim olmayan bu kişiler tarafından verilmesi Kanunen yasaktır. Bu sebepten, muayenehane veya poliklinik açarak Bakanlığımızdan ruhsat almış veteriner hekimlerin, açmış oldukları işyerlerinde fiilen görev yapmaları gerekmektedir. Zaman zaman Bakanlığımıza gelen bilgilerden, veteriner hekimlerin Bakanlığımızdan ruhsat aldıktan sonra işyerlerini terk ederek burada yapılan hayvan sağlığına yönelik işlerin veteriner hekim olmayan kişiler tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Bu gibi muvazaalı uygulamaların önüne geçmek için, denetimlerde veteriner hekimlerin görevleri başında olup olmadığına dikkat edilmesi, işyerinde görevi başında bulunamayan veteriner hekimlerle ilgili denetim sıklığının arttırılarak durumun yerinde tespit edilmesi ve veteriner hekimin işyerini başka bir kişiye bıraktığının tespiti halinde ruhsatın derhal iptal edilerek, işyerini kullanan kişi hakkında 6343 sayılı Kanunun 68. Maddesine göre işlem yapılması için Savcılığa suç duyurusunda bulunulması ve ruhsatta adı geçen veteriner hekim hakkında 6343 sayılı Kanunun ilgili maddesine göre işlem yapılması amacıyla Bölge Veteriner Hekimler Odasına derhal bildirilmesi gerekmektedir.

(*) Not: Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği Uygulama Talimatı'nın tamamını ve talimatın eklerini görüntülemek ve indirmek için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz.

Ev ve süs hayvanları üretim, satış, barınma ve eğitim yerlerine ilişkin yönetmeliğin uygulama talimatı


Ev ve Süs Hayvanları Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerlerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulama Talimatı *

Bilindiği üzere, 5996 sayılı Kanuna göre yayımlanan Ev ve Süs Hayvanlarının Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerleri Hakkında Yönetmelik 8 Ekim 2011 tarihli ve 28078 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin amacı, ev ve süs hayvanlarının üretildikleri, alınıp satıldıkları, barındırıldıkları ve eğitim gördükleri yerlerin gerekli teknik ve sağlık şartları ile açılma, çalışma ve denetlenmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Yönetmeliğin uygulanmasında aksaklıklara meydan verilmemesi amacıyla aşağıdaki hususlara uyulması gerekmektedir.

1- Geçiş hükmü: Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ruhsatlı olarak faaliyet gösteren iş yeri sahipleri, 31/12/2012 tarihine kadar bu Yönetmeliğe uygun olarak çalışma izni almak zorundadır. Ruhsatsız çalışan işyerleri ile bu tarihe kadar başvuruda bulunarak çalışma izni almayan işyerleri hakkında 5996 sayılı Kanunun 36. Maddesinin (ı) bendine göre işlem yapılır.

2- Kapsam: Yönetmelik, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlar için yerel yönetimler tarafından açılan bakımevleri ile hiçbir kazanç ve menfaat sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve 24/6/2004 tarihli ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda öngörülen şartları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin açacağı bakımevlerini kapsamaz.

3- Kuruluş İzni: Yönetmeliğin 5. Maddesinde; kuruluş izni almak için işyeri sahibi tarafından gerekli belgelerle başvurulmasından sonra, belgelerin uygun bulunması halinde “Yer Seçim Komisyonu” tarafından yerinde inceleme yapılması hükme bağlanmıştır.

Yer Seçim Komisyonu, işyeri kurulacak yerlere uygunluk onayı veren Bakanlığımız hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürü veya konu sorumlusu veteriner hekim, Orman ve Su İşleri Bakanlığı İl Müdürlüğü ve ilgili Belediye Başkanlığından konuyla ilgili bir temsilciden oluşacak üç kişilik komisyon olarak tanımlanmıştır.

Başvurularda, belgelerin uygun bulunması halinde, Yer Seçim Komisyonunu oluşturmak için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı İl Müdürlüğü ile işyerinin bulunduğu yerdeki Belediye Başkanlığından yada işyerinin “İşyeri Ruhsatı” alacağı Belediye Başkanlığından temsilci istenecektir.

Yer seçim komisyonu üyeleri tarafından, işyeri olarak kullanılacak ve içinde ev ve süs hayvanlarının barındırılarak üretim, satış ve eğitimin yapılacağı yerlerin, hayvan hakları ve hayvan refahı yönünden uygun olup olmadığı, hayvan sağlığına ve insan sağlığına zarar verip vermeyeceği yönüyle değerlendirilerek uygun bulunan yerlere uygunluk raporunun bir tutanak şeklinde düzenlemesi halinde, İl Müdürlüğünüzce Kuruluş İzni verilecektir.

İşyerine uygunluk raporu verilirken, ilgili Yönetmeliğin genel şartlarını belirleyen 7. Maddesinin (a,b,c,d,e,f,g,m) bentleri hükümleri ile 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile işyeri açılmasına yönelik ilgili mevzuatların genel hükümleri aranır.

Kuruluş izni üç ay için geçerlidir. Bu süre içinde iş yerlerini hazır hale getiremeyenlere uygun görüldüğü takdirde, üç ay daha ek süre verilebilir. Ancak, ilave süre uzatımı yapılamaz.

4- Çalışma İzni: Yönetmelik kapsamındaki iş yerlerinde, Bakanlığımızdan ruhsatlı muayenehane, poliklinik veya hayvan hastanelerinde çalışan Hizmet İçi Eğitim belgesine sahip veteriner hekimler çalışacaktır. İşyerlerinde çalışacak veteriner hekimler, Veteriner Hekimler Odası tarafından görevlendirilecek olup, sözleşmeleri odaların bilgisi dahilinde yapıldıktan sonra noterden tasdik edilecektir. Veteriner hekimlerin çalışma saatleri ve alacakları ücretler ile bir veteriner hekimin kaç işyerine bakacağı Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından belirlenerek, Bölge Veteriner Hekimler Odalarına bildirilecektir. Sözleşmelerde, veteriner hekimlerin işyerinde bulunacakları gün ve çalışma saatleri belirtilmiş olacak ve denetimlerde, veteriner hekimlerin bu gün ve saatlere uyup uymadıklarına dikkat edilecektir.

Birden fazla faaliyet için müracaatta bulunan işyerleri için (Örnek: üretim ve satış, eğitim ve barınak… gibi) ayrı ayrı çalışma izni belgesi düzenlenmesine gerek olmayıp, faaliyet alanı kısmında, birden fazla faaliyet alanı yazılarak çalışma izni verilebilir.

Eğitim yerlerinde görev yapacak uzman eğitimcilerin eğitimci belgelerinin asıllarına ait fotokopiler hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüğü tarafından “aslının aynıdır” ifadesiyle onaylanarak alınacaktır.

Ev ve süs hayvanı satan kişiler, bu hayvanların bakımı ve korunmasıyla ilgili olarak yerel yönetimller tarafından düzenlenecek eğitim programlarına katılarak almış oldukları sertifikayı ibraz edeceklerdir.

Çalışma izni almış işyerlerinde, işyeri sahibi yada adres değişikliği halinde Yönetmeliğin 19. Maddesine göre işlem yapılır. İşyeri sahibinin değişmesi durumunda, hayvan sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şubesinden konuyla ilgili veteriner hekimin gidip yerinde denetim yapması yeterli olup, adres değişikliği durumunda yer seçim komisyonu tarafından yerinde denetim yapılması gerekmektedir.

5- Genel şartlar: Ev ve süs hayvanlarına ait satışlar, Yönetmelik kapsamında ruhsat almış satış ve üretim yerlerinde yapılır. Ayrıca Yönetmeliğin kapsamı dışında bulunan sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlar için yerel yönetimler tarafından açılan bakımevleri ile hiçbir kazanç ve menfaat sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerin açacağı bakımevlerinde de sahiplendirme yapılabilir.

Yönetmeliğe tabi satış yerlerinde iki aylıktan küçük ve aşısı yapılmamış kedi ve köpek yavrusu satılamaz, barınma ve eğitim yerlerinde iki aylıktan küçük ve aşısı tamamlanmamış kedi ve köpek yavrusu kabul edilmez.

Köpekler, iki aylık olmadan iç paraziter ilaçlaması, Distemper, Parvo virus aşıları yapılmış olmalıdır. Yapılan aşılama üzerinden on beş gün geçtikten sonra satış yerlerinde satışa sunulacaktır. Satış yerinde bulundukları süre içinde rapel aşılamaları mutlaka yapılacak ve satışı yapılırken sahibine açıklayıcı bilgi verilecektir.

Kediler, iki aylık olmadan iç parazit ilaçlaması ve sekiz haftalık iken Panleukopenia, Rhinotracheitis ve Calici virus aşıları yapılmış olmalıdır. Yapılan aşılama üzerinden on beş gün geçtikten itibaren satış yerlerinde satışa sunulacaktır. Satış yerinde bulundukları süre içinde rapel aşılamaları mutlaka yapılacak ve satışı yapılırken sahibine açıklayıcı bilgi verilecektir.

Kedi ve köpeklerin tek tip kimliklendirilmesi ile ilgili ayrıca mevzuat yayımlanacaktır.

Hayvanların yaşam alanları ve standartlarının minimum ölçüleri Ek’1de gönderilmektedir.

6- Kayıtlar: Bu Yönetmelik hükümlerine göre iş yerlerinde bulundurulması gereken defterler Ek2’de gönderilmekte olup, defterlerin her bir sayfasının, il müdürlüğü hayvan sağlık şube müdürlüğüne numaralandırılarak, mühürletilmesi ve onaylatılması şarttır.

Ruhsat almış ev ve süs hayvanları satış, barınma, üretim ve eğitim yerleri ile ilgili Bakanlığımıza yapılacak bildirimler, 01/01/2012 tarihinden itibaren Bakanlığımıza gönderilmeyip, TURKVET kayıt sistemine işlenecektir. Bu yerlerin Bakanlığımızca takibi TURKVET üzerinden yapılacaktır.

7- Denetim: Ruhsatlı işyerleri, İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı, yetiştiriciliği ve su ürünleri şube müdürlüğünde görevli veteriner hekimler tarafından, Yönetmeliğin asgari teknik ve sağlık şartlarının sağlanması amacıyla yılda en az bir defa yapılacaktır. İl Müdürlüğü gerektiğinde ilçelerdeki denetim yetkisini ilçe müdürlüklerine de devredebilir.

Ruhsatlı işyerlerinde çalışan veteriner hekimler, meslek icrası yönünden 6343 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılmış olan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Uygulama Yönetmeliği kapsamında, bağlı oldukları veteriner hekimler odası tarafından denetime tabi tutulurlar.

Denetimler sonunda Yönetmelik hükümlerine uymayan durumların tespit edilmesi halinde uygulanacak idari yaptırımlar, Ek-3’de verilmiştir. Uygulanacak idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için Vergi Usul Kanununa göre yeniden değerlendirme oranında arttırılarak uygulanır. 17 Kasım 2011 tarihli ve 28115 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca yeniden değerlendirme oranı 2011 yılı için % 10,26 (on virgül yirmi altı) olarak tespit edilmiştir.

Yönetmeliğe tabi işyerinde görevli Veteriner Hekimler, iş yerlerini amacı dışında muayene, tedavi, ilaç ve aşı uygulaması gibi amaçlarla kullanamaz. İşyeri veteriner hekimi dışındaki kişiler, hayvanlar üzerinde aşı tatbiki, tedavi ve sağlık hizmeti veremezler.

(*) Not: Ev ve Süs Hayvanları Üretim, Satış, Barınma ve Eğitim Yerlerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulama Talimatı'nın tamamını görüntülemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.